TÜRKİYE İŞÇİ VE ÇİFTÇİ SOSYALİST FIRKASI(TKP)* VE GEÇMİŞİMİZİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Ülkede ki emperyalist kuşatma ve Anadolu’da ki kurtuluş mücadelesi, Avrupa’daki Marksist aydınları etkilemiş ve örgütlenmek için harekete geçirmişti. Bunlardan bir grup Berlin’de bir araya gelerek Üçüncü Enternasyonal’in de etkisiyle, Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası adıyla bir örgütlenmeyi Berlin de kurmak isterler. Bunlar arasında Dr. Şefik Hüsnü Değmer de vardır. Bu girişim, proleter enternasyonalizmle, ulusal Kurtuluş mücadelesinin bir karışımını içeriyordu. Yeni ismi Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası olan partiyi 22 Eylül 1919’da kurarlar.

Kurtuluş Savaşı döneminde etkili iki sosyalist partiden biri olan TİÇSF, İştirakçi Hilmi’nin başını çektiği Türkiye Sosyalist Fırkası’ndan (TSF) farklı olarak, Marxist ilkeleri savunuyor, Komintern’e (III. Enternasyonal) bağlı olduğunu ilan ediyor ve Kurtuluş savaşını savunuyordu.

TİÇSF’in İstanbul’daki örgütlenme girişimleri etkisiz kalınca, parti içinde bazı görüş ayrılıklarının ortaya çıktığını görüyoruz. Parti kurucularından bir bölümü İstanbul’da kalarak çalışmaları burada sürdürmek gerektiğini belirtirken, diğer kurucu grubu ise, Anadolu’ya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katılmaktan yana tavır alır. Bu ayrılık bölünmeye neden olur. Parti İngiliz işgali sonrası, Tramvay, Gazhane gibi işletmelerde büyük bir kitleselliğe kavuşur. Fakat örgütlülüğü sadece İstanbul'dadır.

Geleceğin TKP hareketi TİÇSF’nin hataları:

1-) Bazı parti yöneticileri, Anadolu'ya geçip Atatürk’ün saflarında yer alıken, bazıları da, SSCB-TBMM Mutabakatını sağlamak amacıyla Moskova'ya gönderilerek Atatürk'ün Lenin'e verdiği bazı mesajları ilettiler. Görüldüğü gibi Şefik Hüsnü’nün başını çektiği TİÇSF’in anın komünist görevi olarak Kurtuluş Savaşında etkin ve öncü görevi görecek bağımsız siyasi-askeri örgütlü bir yapıyı kurmak akıllarının ucundan bile geçmemiştir. Aksine Mustafa Kemal Hareketinin temsilcisiymişçesine onun mesajlarını Lenin’e götürme görevini üstlenmişlerdir. Hâlbuki Çerkes Ethem'in Seyyare Birliklerinin varlığı, bu alanda 1919 yılı itibariyle savaşacak birliklerin kurulma koşullarının olduğunu bize göstermektedir.

Egemen sınıf temsilcisi haline gelen Cumhuriyet Hükümetinin, Komünistleri dağıtmak ve imha etmek için baskı ve şiddet yolunu seçmesi, onun bu konuda kendi sınıfı adına ne kadar doğru yolda olduğunu göstermektedir. Fakat Komünist grup için bunu söyleyebilir miyiz? Ne gezer! Aksine hem Kurtuluş Savaşı sürecinde, hem de sonrasında Mustafa Kemal hareketinden kitleler adına umut bekleyerek, adına hareket ettikleri sınıfın amacına uygun taktiklerini geliştirememişlerdir. Bakın Lenin bu konuda neler söylüyor:

“ Marksizm, proletaryaya (yani komünistlere-benim notum.), burjuva devriminden uzak kalmamayı, ona kayıtsız olmamayı, devrimin önderliğinin burjuvazinin eline geçmesine izin vermemeyi (abç), tam tersine, devrimde en etkin rolü oynamayı, tutarlı proletarya demokratçılığı uğruna, devrimin kesin sonucuna ulaşması uğruna, en kararlı savaşmayı öğretir.” (DEMOKRATİK DEVRİMDE SOSYAL-DEMOKRASİNİN İKİ TAKTİĞİ, Sol yayınları, Dördüncü baskı, sf.53)

2-) TÇİSF, 1921 yılından itibaren İstanbul’da hem sol çevreleri bir araya getirmek için çağrılar ve toplantılar yapmış, hem de değişik işçi örgütlerini bir çatıda toplamak için girişimlerde bulunmuştur. Türkiye İşçi Derneği çatısı altında toplanmışlar fakat bu derneğin çağrısıyla solda bir birlik için bir araya gelen işçi temelli parti ve örgütler anlaşamamışlar(bugünlerde olduğu gibi neyi paylaşamadılar acaba!) ve bir çatı altında toplanamamışlardır.

Ne var ki ülke çapında var olan komünist grupları toparlayacak bir çalışma da yapamamıştır. Bu çalışmadır ki proletaryanın Kurtuluş Savaşında öncülük rolü oynayabilmesinin de biricik yoluydu. Fakat Kurtuluş Savaşında öncülüğe soyunmak ve bu yönde ittifaklar kurarak(Ankara’da Türkiye Halk İştirakyum Fırkası (THİF), Yeşil Ordu, meclisteki grup, Çerkes Ethem ve Yurt dışı Komünist Parti(M. Suphi) vb. güçlerle komünistlerin bağımsız hattını yaratmak için ciddi hiç bir girişim olmamıştır.

Yukardaki çerçevede konuya ve döneme baktığımızda TİÇSF’nin, ‘en kararlı savaşmayı’ ve ‘devrimde en etkin rolü oynamayı’ göze alamadığını, aksine ‘devrimin önderliğinin burjuvazinin eline geçmesine izin’ verdiklerini görüyoruz. Yani sözde Bolşevik fakat özde Menşevik! Komünist grupların 1919 yılından başlayarak bir araya gelip bağımsız bir örgütlenme içine girerek düşmana karşı, Çerkes Ethem gibi Birlikler kuracaklarına, küçük-burjuva Asker-Sivil kadroları desteklemeleri yukarıdaki Lenin'in tespitlerini incelemediklerini veya bu yönde ciddi hiç bir birikimi taşımadıklarını görüyoruz. Bu konuda bir karşılaştırma yapacak olursak; TİÇSF Yöneticilerinin tavrının, Lenin ve Bolşeviklerin, 1917’lerde Kerenski Hükümetini desteklemelerini istememizle bir ve aynı anlama geldiğini belirtmeliyim. Aynı şekilde; Kurtuluş savaşında etkin olmayı hedefleyen Mustafa Suphi önderliğindeki TKP’nin de bu yöndeki çabasını, tıpkı TİÇSF gibi, Rusya’da 1917 Nisan ayı öncesi Burjuva iktidarı destekleyen Lenin dışındaki Bolşeviklerin tavrına benzetebiliriz. Fakat bu çaba, tamamen Mustafa Kemal’in bilgisi ve himayesi altında yürütülmeye çalışıldığı için, özünde kendi bağımsız çalışmasını ve örgütlenmesini yaratıp, Kurtuluş savaşında etkin olacağı bir çizgiye ulaşamamış ve egemenler tarafından yok edilmişlerdir. Proletaryanın temsilcisi iddiasında olanlar, aslında kendi sağındaki güçlerden örneğin M. Kemal’in başını çektiği küçük-burjuvaziden (burjuvaziden) medet ummuşlardır.

M. Kemal ve arkadaşları, solun tasfiyesi için her yola başvururken, kendine komünist diyenlerin, buna karşı gerekli Marxist tavrı göstermekten ne kadar uzak olduklarına şahit oluyoruz. Bağımsız bir hareketin yaratılması sorununa dönemin koşulları ışığında baktığımızda, en ciddi eksiklik ve gerçeğin işçi sınıfının sayısal olarak gelişmemiş olduğudur. Sınıf hareketinin yaratılmasında işçi sınıfının fiziki gelişmişliği, elbette ki önemlidir. Fakat daha da önemli olan, az sayıdaki sosyalist kadroların koşullara bağlı uygun taktik adımları saptayabilmesidir. Kurtuluş savaşı koşulları(tabi ki özellikle ilk başlangıç yılları) bence sosyalist kadroların bağımsız bir hareketin yaratılmasında en elverişli imkânı sunmaktadır. Örneğin Çerkes Ethem hareketi içinde yer almak bile, bu bağımsız hareketin yaratılmasında en önemli adımdı. Hatta Çerkes Ethem’in ideolojik olarak zayıf Kuvayı Seyyare askeri birliklerinin bu yönde güçlenmesi ve ilerde gerçekleşecek olan M. Kemal’in onu tasfiyesinin de önüne geçecek hayati bir adımın atılmasını sağlanmış olacaktı. Güçlü ve de hedefleri demokratik, sosyal bir hareketin yaratılması, o günkü koşullarda bu vb. taktik adımlara bağlıydı.

Genç Cumhuriyet ve TİÇSF

TİÇSF, 1923 yılının 1 Mayıs’ında parti adına ilk kez bildiriler dağıtmış fakat İstanbul'a da yavaş yavaş el koymaya başlayan Ankara hükümetinden ilk darbeyi yemiştir. Partinin başkanı Namık İsmail, genel sekreteri Şefik Hüsnü, ileri gelenlerinden Sadrettin Celal, Ali Cevdet, Eczacı Vasıf, Hasan Ali gibi isimler, dördü işçi olmak üzere toplam 16 kişi, İstanbul Ağır Ceza mahkemesinde yargılanmıştır. Komünistlere yönelik bu baskı ve cezalandırma, Atatürk iktidarı boyunca devam etmiştir. Partideki politik öncülük, bu gelişmeleri önceden görerek yani 1919'larda Anadolu’da ve 1923’lerde İstanbul’da gerekli tedbirleri almadığı ve Cumhuriyetin sınıfsal bir analizini yapamadığı için, gelişememiş ve bugüne kalıcı-gelişmiş bir miras bırakamamıştır.  

Kemalist hükümet İstanbul’daki işçi kuruluşlarına başlangıçta sıcak bakmış ve onları, hükümet sağlamlaşana kadar desteklemiştir. 1925 yılında çıkan Takrir-i Sükûn kanunuyla tüm mesleki faaliyetler kısıtlanmış ve grevler yasaklanmıştır.

TİÇSF’in, 1924 yılında kendini feshettiği veya 1925 yılında kapatıldığı söylenmektedir.

*Komintern ve Üçüncü Enternasyonal çizgisindeki partiler: İstanbul (TİÇSF), Anadolu (Türkiye Halk İştirakyum Fırkası) ve Yurtdışı (TKP) grubu olarak değerlendirilebilecek olan, birbirlerinden oldukça farklı fakat aynı kökenden gelen gruplar olduğu görülmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir