GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN DEVRİMİN NOTLARI: ÇİN VE TÜRKİYE

Bugün komünist düşüncenin ve hareketin temel sorunu, kalıcı olan (tümüyle mükemmel olan değil elbette) bir pratiği hayata geçirmekte zorlanması ve bu yönde pek başarılı çözümler sunamamasıdır dersem yanılmış olmam sanırım.

Bu nedenle, devrim yapan ve yapmayan iki ülkeyi örnek alarak bu konudaki değerlendirmeyi tartışmak istiyorum: Çin ve Türkiye.

ÇİN

Çin görüyoruz ki kapitalizm yoluyla komünizme gitmeyi planlıyor. Ne kadar başarılı olacak göreceğiz. Gördüğüm kadarıyla Çin, Lenin’in Sovyetlerde denediği Yeni Ekonomik Politik (NEP)* projesinin bir benzerini hayata geçirmeye çalışıyor. Bütün bunlar, elbette ki zorunluluğun dayattığı taktik adımlar olarak okunmalı. Fakat unutulmaması gereken toplumsal ve siyasi yasaların varlığıdır. NEP aslında siyasi anlamda nedir? Bir tür ileriye sıçramak ve daha iyi bir geleceğe ulaşmak için atılan bir geri adımdır ve belli bir süresi vardır. Tabi ki bunu yapabilirsiniz! Fakat bunu uzattıkça uzatamazsınız ve sıçrarken dengede olmak ve de yere düşmeden ileriye varabilmek için, bu sıçramayı kontrol içinde yapmak zorundasınız. Çünkü sıçrama yaptığınız aralıkta kapitalizmin fosseptik çukuru bulunmaktadır ve oraya da düşebilirsiniz. Nitekim SSCB bu sıçramayı bu pisliğin içine düşerek bitirmiş oldu. Bunun için de sadece kendinizi komünist olarak nitelemek ve tarif etmek yetmiyor ne yazık ki! Sosyal olan bölgeye sıçramak için yeterince sağlıklı, bilinçli ve antrenmanlı olmalısınız. NEP ile yani geri çekilme dönemiyle birlikte, eğer Paris Komünü ve liderlerin bize söylediği aşağıdaki adımları da atıyorsanız korkmanıza gerek yok. Bu adımlar şunlardır: 

Seçme-seçilme,

Seçilenleri gerektiğinde geri çağırma,

Herkesin ortalama işçi ücreti kadar maaş alması,

Devletin değil, halkın silahlı gücünün oluşturulması,

Çoğulculuk ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı,

“Herkesin belli bir dönem için bürokrat-yönetici olması”,

İşçi sınıfının, devrim öncesi ve sonrası devrimci süreci yönetmesi, bunun için de partinin ve liderliğin yeniden organizasyonu,

Sosyal Teknolojide gelişmişliğin sağlanması,

Ve

Kadrolar ve tüm örgütlü yapılar için, İçsel Devrim yönünde bir çalışmanın başlatılması.

Vb. adımlar devrim yapmış bir ülkede atılırsa eğer, işte o zaman toplumsal ve sosyal olan alana atlayabilir ve ayakta kalınabilir diye düşünüyorum. Buradan çıkartılacak olan temel ilke: devrim yapmış ülkeler devleti değil, toplumu güçlendirecek yani yukarıda saydığım adımları atarak, emperyalist kuşatmadan kurtulabilir ancak.

Çin’in bu adımları attığına ilişkin elimizde bir bilgi yok henüz. Fakat sosyal teknolojiyle ilgili sayısız adımlarını okuyor ve izliyoruz. Bunlar sevindirici ve çok önemli bir gelişme olmakla birlikte, bu teknolojik gelişmeler, yukarıda ki siyasi ve sosyal adımlarla tahkim edilmesi gerekmektedir. Çünkü bu tür sosyal adımları İzlanda-Norveç, Finlandiya gibi kapitalist ülkeler de atmaktadır ve bu, komünist bir ülke işin belirleyici değildir. Fakat araştırma ve okumalarımız: Çin yönetiminin yukarıdaki Marxist ilkeleri uygulamadıklarını bize söylemektedir. Dolayısıyla yukarıda sıralanan adımlar atılırsa eğer, işte o zaman NEP gibi geri adımlardan korkmayız ve bu tür uzlaşma ve geri adımları, genel komünist hedefin bir parçası haline getirebiliriz. Zaten Sovyetler Birliğinin yaşadığı olumsuz sonuçlar da bu tespitimizi doğruluyor.

Yoksa eğer;

Toplumu değil devleti güçlendirmeye devam edersek, Sovyetlerin geldiği hazin sonucu yaşarız. Dolayısıyla yukarıdaki ilkeleri hayata geçirmeyen sosyalist ülkelerin komünizmin değil, emperyalist sistemin bir parçası haline geleceğini söylersem abartmış olmam. Çin bu konuda, sadece partinin direktifleriyle kapitalist hezeyanları kontrol etmeye ve dizginlemeye çalışıyor. Bunun tamamen yetersiz olduğunu, Stalin iktidarı süresince gözlemledik ve biliyoruz. Bu nedenle, yukarıda sıraladığım nesnel tedbirleri almak, bize komünist liderlerin ve Paris Komünarlarının bir önerisi. İşin tüm sırrı da burada yatıyor. Aksi durumda komünizm adını lekeleyerek, proletarya devrimci hareketinin umutlarını birkaç yüzyıl daha kırmış oluruz.

Sovyetlerde Lenin’in önerisiyle hayata geçirilen NEP* süreci, onun ölümünden sonra, Stalin tarafından doğru adımlar atılarak yönetilmediği için, sonuç Yeni Ekonomik politika, KÖP(Kapitalist Ekonomik Politika) haline gelmişti.

TÜRKİYE  

Şimdi de devrim yapamamış ülkemizden bahsederek, geri dönüşü olmayan bir devrimin hazırlığına şimdiden başlayabilir miyiz buna bir bakalım.

Devrimini yapan 1917 Rusya’da ki ve devrim yapan 1949 Çin’de ki komünist partilerin devrim öncesi örgütlenme taktiklerinde ve bu taktikleri düzenleyen ideolojik-teorik çalışmalarında, devrim sonrasının ayırıcı ve belirleyici adımlarının neler olması gerektiğine ilişkin, genel tespitlerin dışında bir öneri veya tespitlerine rastlamıyoruz. Bu da normal olsa gerek! Bu konuda, sadece tüm komünist liderlerin ve Paris Komünün bize sunduğu genel tespitler bulunuyor. Dolayısıyla bugün, yaşanan olumsuzlukların bir sonucu olarak, bu bilgilere özel olarak dikkat eden ve bunları dönüşü olmayan bir devrimin notları olarak formüle edebilme şansına sahibiz. Tabi yaşam tarafından onaylanması koşuluyla bizler de bu ilkelere yenilerini ekleyerek, Marxismin çağımızdaki bu sorununa katkıda bulunabiliriz. Hoş ben HOMO KOMÜNUS adlı dört seri kitapta bu soruna kendi önerilerimi sunmuş bulunuyorum.

Şimdi bu yaklaşımın ışığında ülkemizi, daha doğrusu devrimci ve komünist hareketleri değerlendirebilir ve önerilerimizi yapabiliriz.

Marx-Engels ve Lenin’in geliştirdiği ilkeler çerçevesinde batığımızda, ülkemizde ne acı ki komünist bir hareket bulunmuyor. Bunun nedeni; 1- “komünist hareket, işçi sınıfı dışında ayrı bir güç değildir” diyen Marx’ın bu tespiti. 2- İşçi sınıfı içinde siyasi çalışma yapan hiçbir hareketin olmaması(EMEP gibi birkaç örgüt, asla küçümsemeden söylemeliyim ki işçi sınıfı içinde sadece ekonomik mücadele vermektedirler). 3- Sınıfla ilişkisi olmasa da örgüt ve kişilerin, sınıfın sosyal, siyasi ve devrimci özelliklerini taşıdıklarına dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Ki Marx ve Engels’in de 1860’lı yılların ortalarına kadar sınıfla herhangi bir ilişkileri bulunmuyordu fakat Marxist kuramı geliştirebilmişlerdi. Çünkü İşçi sınıfının 5 (beş) temel özelliğini içselleştirmişlerdi ve bu nedenle içsel devrimlerini yapabilmişlerdi. Sınıfla ilişkileri sadece bir zaman meselesiydi.      

Peki, Marx, Engels, Lenin, Mao, Castro ve diğer liderleri öne çıkartan ve sorunları çözmelerinde onlara rehberlik eden içselleştirdikleri işçi sınıfının bu özellikler nelerdi? Şimdi de buna bakalım: 

Bunları, Kolektif ve ortak üretim!*, İçsel disiplin!**, Mülkiyetsizlik!***, Teknolojik ilişki**** ve toplumsal-sosyal içerik!***** olarak sıralarsam, bu, işçi sınıfının gelecek toplumu kuracak biricik sınıf olduğunu bize söyler. İşte K. Marx, bu gerçeği bize, sınıfla organik bir ilişkisi olmadığı halde teorize eden kişidir.

Sonuçta; sınıfın bu özelliklerini, sınıfla siyasi bir ilişki(sınıf mücadelesi içinde olmadan) geliştirmeden sürekli kılmak imkânsızdır. Dolayısıyla bu özellikleri gösteren örgütler ve kadrolar, ne yazık ki ülkemizde bulunmuyor. Çünkü yukarıdaki özellikler iki değerin birlikteliğini içeriyor: devrimci özellikler(cesaret-mücadele-direnme vb.) ve Siyasi gelişmişlik(emekçi ve ezilenlerin çıkarlarını gözeten taktik adımlar). Bu iki özellik birleştiğinde, kaynaştığında, devrim mücadelesi, ÇİN örneğinde sıraladığım adımların atılmasını bize dayatacaktır. Ama ülkemiz devrim yapmayan bir ülke olduğuna göre bu adımların alacağı biçimler de aşağıdaki gibi kendini ortaya koyacaktır:

  1. Kendine Marxist diyen örgüt veya liderler, sendika-Oda-Baro vb. örgüt yöneticilerinin ortalama işçi ücreti almasını ilke olarak ortaya koymalı, çalışma ve mücadelesinde bunu dile getirmeli.
  2. Yine bu tür örgütler, görevini yapamadığında yöneticiyi geri çağırma ilkesini programına almalı ve hayata geçirmeli.
  3. Yine kendine devrimci-Marxist diyen siyasi örgütlerin( gizli ve illegal) yöneticilerinin seçimle gelme ve seçimle gitmesini temel alan yolu izlemeleri gerekmektedir.
  4. Ayrıca legal parti, dernek, sendika, Oda vb. örgütlerde yöneticiler en az bir yıl yönetimde kalmalı ve bu ilke, tüzük maddesi haline getirilmeli.
  5. Tüm örgütlenmelerin(legal ve ya illegal) içinde sosyal terapi(tabi kadınların yönetiminde) uygulanmalı?
  6. En önemlisi de; devletin ve sistemin yaptığı ve yarattığı tüm haksızlıklara karşı, işçiler, üretimden gelen güçleriyle karşı çıkan bir bilinci edinmeleri gerekmektedir. Bu yönde ülkemizde çalışma yapan bir örgütlenme ne yazık ki bulunmuyor. Devrim öncesi belirleyici halka sadece budur diye iddiada bulunuyorum.

Evet, bunlar devrim öncesi hayata geçirilmesi gereken fakat devrim sonrası koşulları yönetebilmemiz ve kapitalizme dönmememiz için gerekli olan Marxist ilkelerdir(ki bunlara eklemeler elbette ki yapılabilir) ve ne yazık ki bunları hayata geçiren bir örgütlenme de yok. Eğer sınıfla ilişki, yukarıda belirlediğimiz sınıfa ait özelliklerin bir sonucu olarak kurulacak olursa, sonuçta ne mi olacaktır? Sonuçta:

Komünistlerin birliği için gruplar bir araya gelmek isteyecekler, sınıfın siyasi mücadeleye katıldığına tanık olunacak ve en önemlisi de her alanda milyonlarca emekçi ve yoksul kesimlere ulaşmış devrimci yapılar ortaya çıkacaktır. 

İşte geri dönüşü olmayan devrimin alacağı biçimlerin Çin ve Türkiye'de ki izleyeceği yolu ve tartışacağımız boyutu, bunlardan ibaret dersem yanılmış olmam umarım.    

*Emperyalistler bu birliği dağıtmak için her türlü adımı atsa da yapay zekâlar, robotlar çıksa da bu birlik ruhu kafa ve kol emekçileri olarak hep var olacaktır düşüncesindeyim.  

**İşine bir saniye bile geç kaldığında çalışamayan, fabrikada zil çalmadan işinden ayrılamayan, verilen işi sistemli olarak hayata geçiren ve işsiz kaldığında açlık ile kendini disipline eden işçiler, bu kültürü, yaşam tarafından damıta damıta edinmektedirler.

***1800’lerin ortalarında proletarya arasında burjuvazinin satın aldığı işçi aristokratları ortaya çıkmıştı. Ayrıca köyü ile ilişkili işçiler, küçük mülk sahipliğinin etkisiyle çalışıyorlardı. Fakat kapitalizm, kendi çelişkilerinin bir gereği olarak varlığına devam edemeyeceği için, 'aşırı kar' hırsıyla işçileri, sürekli hep özel mülksüzler olarak tutmak zorunda kalacaktır.

**** Sanayi sadece ve sadece teknolojik gelişmeler üzerinde yükselen kapitalizmin bir kalesidir. Daha fazla sömürü yeni icatlarla katlanarak büyür. Bu icatları yapanlar sadece bilim adamlar değildir. Bunları sanayiye uygun hale getiren teknik kadrolardır ve bunlar da sınıfın kafa emekçileridir. Kol emekçileri de her gelişen makine ve teknolojik ürünleri bilmek ve onlarla üretim yapmak zorundadır. Bu ilişki onları toplumun önüne yerleştirir.

***** Yukarıdaki dört özellik nesnel ve embriyon olarak vardır ve işçiler, sınıf bilincine ulaştıkları oranda da siyasi bir gelişmişlik içinde olarak toplumun önüne çıkmış olurlar. Bu, toplumsal ve sosyal anlamda ülkesindeki devrimci mücadelesinde onların öncü rolü oynamasını sağlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir