İsrail’in son İran saldırısı, dünyanın tüm ezilen ve sömürülenlerinin nefretini ve öfkesini çekti. Bu aslında Emperyalist Batı kampıyla, gerici ve İslamcı kampın Ortadoğu’da yılardır var olan savaşlarının yeni bir biçimiydi. Bu savaşta ölenler, açlık ve yıkım ile yüz yüze kalanlar, sadece yoksullar ve emekçilerdi.
Esas olan ise İran halkının ne dediğidir! Bu nedenle; sizlere toplumda karşılığı olan sözler eden İran’daki üç siyasi hareketin savaşla ilgili tespitlerini kısa cümlelerle aktarmaya çalışacağım. Birinci olarak genel anlamda barışı savunan İran Komünist Partisi’nin açıklaması yer alıyor. İkinci sırada, emperyalist savaşı iç savaşa evriltmek isteyen İran Komünist İşçi Partisi bulunuyor. Üçüncü sıra da ise, sanırım İran devrimci muhalefetini oluşturan ve emperyalistlerin planlarını bozacak bir şekilde, İslam Cumhuriyetine ve emperyalistlere karşı sınıf mücadelesi çağrısı yapan güçlerin ortak manifestosu yer alıyor. Dolayısıyla konu ile ilgili elbette ki tartışmaya(toplumda tam bir karşılık bulmasa da) devam edeceğiz. Bu tartışmalar, ilerde ülkemizin de başına benzer belalar geldiğinde bize doğru rehberlik edecektir. Yeter ki Marxist ilkeler ve devrimci üslup ile sorunlara yaklaşmasını bilelim(eğer bu ilke ve tarza uygun davranmazsak sakın ‘neden devrimciler birleşmiyor’ diye de şikâyette bulunmayalım.)
1-İlk tanıtacağım Stalinci olarak bilinen TUDEH, konuya ilişkin bildirisinde; İsrail saldırısına şiddetle karşı çıkmış. Fakat mollaların yanında olduğunu açıkça gösteren bir tarzı da olmamış. İran’ın ulusal çıkarları çerçevesinde konuya yaklaşmış. Fakat şu önemli tespitleri de yapmış:
“İran’ın yıkıcı askeri çatışmalara çekilmesinin, özgürlük ve diktatörlüğün sona ermesi mücadelesini yıllarca geriye götürecek, uzun vadeli yıkıcı sonuçları olacağı unutulmamalıdır.” (altını ben çizdim)
Yine:
“İsrail hükümetinin İran’a yönelik büyük çaplı saldırıları ve Ali Hamaney’in vaat ettiği misilleme tehditleriyle birlikte, bugün ulusal çıkarlarımız çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyadır.” (abç) tespitinden sonra şunları ilave etmiş:
“Gerginlik ve savaştan yalnızca emperyalizm, onun taşeron güçleri, gericilik ve hüküm süren diktatörlük fayda sağlar.” (abç)
Yazının tamamını okuduğumuzda, TUDEH’in, mollaların yanında değil aksine uluslararası bir barış çağrısında bulunduğunu anlıyoruz. Yani TUDEH, ikinci enternasyonal liderleri gibi kendi hükümetinin yanında yani Mollalarla birlikte olmamış. Zaten aşağıda da okuyacağınız gibi, İran’ın devrimci muhalefetiyle birlikte, mollaların yıkılması bildirisine de imza atmış!
2-İkinci grup ise TUDEH’den ayrılan ve bugün İran’da etkin olan(ki TV kanalları da mevcut) İran Komünist İşçi Partisidir. Sayfamda onlarla ilgili paylaşımlarda bulunduğum için şu kısa açıklamalarıyla yetineceğim:
“Bu, iki terörist devlet arasındaki bir savaştır. Ancak bu savaşa devrimci ve insani bir yanıt, yalnızca teröristlerin savaşına karşı olmak, barışseverlik ya da savaşı durdurma talebiyle pasifist bir tutum almakla sınırlı olamaz. Kararlı bir karşı koyuş gereklidir. Netanyahu’nun faşist hükümetiyle hesaplaşmak İsrail halkının görevidir; İran İslam Cumhuriyeti'nin yıkılması ise İran halkının acil sorumluluğudur.”
Sanırım her şey açıkça ifade edilmiş! İsrail saldırısına ve savaşa karşı çıkmanın yanında İran İslam Cumhuriyetinin yıkılarak halkın iktidarının kurulmasını istemeleri acaba kimleri rahatsız eder dersiniz? Elbette ki en fazla Mollaları fakat onlardan da fazla, bu kadar silah, bomba ve para harcamışken iktidarı devrimcilere kaptırırsa, ABD-İsrail ve tüm kapitalist-gericiler rahatsız olacaktır. Bence bu taktikten rahatsız olan kafaları karışık binlerce devrimci bulunuyor. Onlar sanırım İran rejiminin yıkılmasını, tıpkı Libya ve Suriye gibi olacak sanıyorlar. Oralarda(Suriye ve Libya’da) emperyalistlerin faşist ve gerici taşeronlarının iktidarda olmalarını, İran için de gerçekleşecek sanıyor çoğu devrimci. Ama İran Komünist Parti ve diğer devrimci güçler, İran mollalarının yerine emperyalistlerin uşaklarının geleceği bir taktikten bahsetmiyorlar. Bu nedenle İran sol güçlerin çağrısının tamamına bakalım derim:
3-İran Sol ve Komünist Güçler İşbirliği Konseyi'nden duyuru
14 Haziran 2025
Cuma günü İsrail saldırısı, Pazar günü Muskat'ta Amerika Birleşik Devletleri ile altıncı tur görüşmelere katılmaya hazırlanan İslam rejimini hazırlıksız yakaladı. Yüzlerce milyarlarca dolar ve on milyonlarca İranlının ekonomik sefaleti pahasına inşa edilen İslam rejiminin temelsiz nükleer caydırma stratejisi çöktü. Üst düzey askeri ve nükleer komutanların kaybı nedeniyle tüm sistemini ve vücudunu vuran ilk şoktan sonra, İslam yöneticileri dün geceden beri İsrail'e füze yağdırmaya başladı. Ancak İran yönetim organının prestijini başından beri İsrail'in yıkımına bağladığı ve Valiler Kurulu'nun ters numaralı toplantısıyla başlayan nükleer dosyanın nihai kaderini belirlediği bu savaşı nasıl sonlandıracağı, muhtemelen iç anlaşmazlıkların ve İslam rejiminde büyük çatlakların ortaya çıkmasının odak noktası olacaktır.
Zaten açık olduğu gibi ve dün İsrail saldırısı başladığından beri, İran halkının çoğunluğunun hiçbir savaşta İslam rejiminin yanında olmayacağı bir kez daha kanıtlandı. İran halkının gerçek savaşı, tüm İslam rejimine karşı devrimci bir şekilde devrilmek için verilen savaştır. Ocak 2017'de başlayan ve Mahsa'nın katledilmesi ve 1401 devrimci hareketiyle devam eden savaş. İslam rejiminin bakış açısından, varlığının asıl düşmanı İsrail değil, İran halkıdır. Bu nedenle, İslam hükümeti, İsrail saldırısından önce devam eden çeşitli toplumsal ve sınıfsal hareketlerin mücadelelerini bastırmak için İsrail saldırısından kendi lehine yararlanmaya çalışacaktır.
Milyonlarca Gazzelinin gıdaya, ilaca ve en temel yaşam araçlarına erişimini engelleyen ve uluslararası mahkemelerin Netanyahu için soykırım suçlamasıyla tutuklama emri çıkardığı ırkçı İsrail rejiminin, İran halkının değil, faşist monarşistlerin ve Rıza Pehlevi'nin dostu ve müttefiki olduğu bir sır değil. Faşist İsrail rejimi ve İslam rejimi birbirlerinin varoluş bahanesidir, devam eden suçlu varoluşlarını diğerinin varlığıyla haklı çıkarırlar ve her ikisi de işçilerin ve ezilen halkların düşmanıdır ve bölgedeki her türlü ilerlemeye ve özgürlüğe karşıdır.
Şüphesiz ki bu savaş, tamamen yozlaşmış ve suçlu İslam rejiminden kurtulmaya kararlı olan İran halkının kitlelerini caydırmayacaktır. İran'daki sosyal ve sınıf hareketleri, solcu ve komünist güçler ve ilerici kurumlarla birlikte, karşılıklı yardımla, İslam rejimine karşı, İsrail'e ve monarşist müttefiklerine karşı mücadelelerini sürdürmenin yolunu bulacaktır.
Kahrolsun İslam Cumhuriyeti'nin Kapitalist rejimi!
Yaşasın Özgürlük - Yaşasın Sosyalizm
Sol ve Komünist Güçler İşbirliği Konseyi: Sosyalist İşçi Sendikası, İran Komünist Partisi, Komünist İşçi Partisi-Hekmatist, İşçi Yolu Örgütü, Fedayan Örgütü (Azınlık) ve Azınlık Çekirdeği
Yukarıda altını çizdiğim bölümler devrim mücadelesini yükselten güçlerin var olduğunu ve yıkılacak rejimin yerine kurulacak devrimci iktidarın emperyalist güçlere karşı bir manifestosu niteliğini taşıdığını görmemiz gerek. Bu nedenle bu önemli taktik, 1914-17 sınıf mücadelesinde Çarlık Rusya’sında nasıl işe yaramışsa, bugünde Mollalar iktidarında da işe yarayabilir. Yeter ki birliği ve güçlerini koruyabilsinler. Bu güçlerin arasında TUDEH’in de imzasının olması her ne kadar devrimcilerin kafasını daha bir karıştıracak olsa da sınıf mücadelesinin, bizleri eğitmeye devam edeceğinden emin olabiliriz.
Ayrıca PJAK güçlerinin (PKK’ya bağlı) bu mücadele de devrimci muhalefetin manifestosunda yer almadığını ayrıca not olarak belirteyim. Umarım onlar da birileri gibi İsrail ve ABD'nin paradigmasının yanında olmazlar.