Konuya girmeden önce belirtmeliyim ki Kürd halkının mücadelesine destek veren Türk Marxistleri, ister ki “ülkenin demokratik dönüşümü” ve “Türkiye ve bölge için barış, demokrasi ve kardeşlik devri başlasın”. Fakat biliyoruz ki Erdoğan-Bahçeli, ABD ve İsrail’le bu hedeflere ulaşılamaz. Bu nedenle Kürd halkının demokrasi mücadelesine omuz veren 68’li bir devrimci olarak, sürece ilişkin değerlendirme ve uyarılarımı yapma sorumluluğunu duyuyorum.
Kamuoyuna sunulan metne göre; PKK üyeleri, A. Öcalan’ın açıkladığı görüşlerine uyarak örgütlenmelerini fes ettiklerini açıkladılar. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesinden yola çıkanlar, gelinen noktada APO’nun tarifiyle: “ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır” demek zorunda kaldılar. Bunca fedakârlıklar, acılar ve verilen bedeller boşa mı gitti? Elbette ki bunun cevabını ve hesabını verecek Kürd devrimcileri çıkacaktır. Ben ise burada gelişmeleri objektif olarak değerlendirmeye çalışarak, Kürd halkını bekleyen olumlu ve olumsuz yönlerin altını çizmek istiyorum.
Bu fesih ile birlikte, dikkate değer iki olumlu gelişmenin olabileceği söylenebilir: 1-) Kürd halkı ve onların mücadelesine destek veren ilerici ve demokratlar, artık ‘terör var’ diyerek kıriminalize edilemeyecekler. MHP veya Zafer Partisi gibi ırkçı örgütler, gelişebilmek için artık kendilerine başka düşman arayacaklar. 2-) PKK’nın Marxist ilkelere uymayan silahlı mücadelesi, Kürd olmayan kitlelerin ırkçı, şoven ve gerici siyasi çizgilere kitlesel katılımında başlıca rol oynamıştı. Tam 34 yıl önce de *belirttiğim gibi, siyasi mücadelenin temel alınması Kürd ulusal hareketin gerçek zemini olması gerekirken bu yapılmamıştı. İşte şimdi bu şans ortaya çıkmış bulunmaktadır. Kongre kararında bu mücadele “demokratik siyaset yöntemiyle” sürdürülecek denerek doğru bir hat çizilmiş, fakat inisiyatif, “Bahçeli ve Erdoğan’ın yeni paradigmasına destek verilecek,” diyen APO’ya bırakılarak siyasi mücadele belirsizliğe ve karanlığa itilmiştir.
Olumsuzluklar ise diz boyu!
ABD VE İSRAİL’İN EMRİYLE KURULAN KÜRD DEVLETİ ÖZGÜR OLAMAZ
Her şey den önce belirtmeliyim ki, Kürd özgürlük mücadelesi, bu uğurda verilen tüm bedellere rağmen kendini bir bütün olarak demokratikleştirememiştir. 1-) biat kültürü ve tek adam sistemi işlemektedir. Kimse A. Öcalan’ın yanlışlarını dile getirememektedir. APO’nun yanlışlarına karşı çıkanlar, faşist yöntemlerle tasfiye edilmişlerdir. 2-) Kürd proletaryası arasında herhangi bir sosyalist örgütlenme ve devrimci çalışma amaçlanmamıştır. 3-) Kürd halk mücadelesi, ulusal veya sosyalist mücadeleler de esas olan siyasi bir kurum tarafından yönetilmek zorundadır. Yani bu mücadelenin bir kurmay heyeti yoktur. Dolayısıyla tabandaki siyasi ve demokratik çabalar ve gelişmeler bir kişinin veya askeri grubun emrine göre yönlendirilmektedir. 4-) Mücadele, doğru ve gelişen değil, zikzaklı ve puslu bir siyasi programla yoluna devam etmiştir. 5-) Özel gelişme olarak PKK’nın kendini fes etmesi, kısa zamanda RTE’nin işine yarayacaktır. “Ülkeyi terörsüz hale” getirdik diyerek her yeri inletecekler ve gelişen toplumsal muhalefetin önünü kesmek için bunu kullanacaklardır. Örneğin DEM’i, Cumhur ittifakına girmeye zorlayacaklardır vb.
Sonuçta Türkiye ve Suriye’de ki Kürd ulusal mücadelesi; yukarıdaki feodal diziliş, Kürd proletaryasını mücadelenin dışında tutma, yanlış örgütlenme anlayışı ve taktik adımlarla, emperyalistlerin etkisine karşı korunaksız kalmış ve onların kontrolüne açık hale gelmiştir.
Bu nedenle, önce Suriye’de ki demokratik devrim, Türkiye ve İŞİD baskılarıyla oyuna getirilerek, ABD’nin etki alanına sokulmuş, sonra da ülkemizde, birinci ve ikinci çözüm süreçleriyle ABD kontrolü sağlanmıştır. Sorun, PKK’nın Askeri mücadeleyi bırakması değildir. Sorun, bunu egemenler istediği için bırakıyor olmasıdır. Dolayısıyla siyasi mücadele temelinde Kürd proletaryasını örgütleyerek ulusun kendini yeniden re organize etme şansı kullanılmamakta, heba edilmektedir.
Peki, bu durumda Kürd halkını neler bekliyor?
SURİYE’DE, Kürdleri ve ezilen halkları, ABD’nin ve Avrupa’nın desteklediği şeriatçı devletle işbirliği bekliyor. Bu konu birçok farklı gelişmelere uğrayacaktır elbette. Fakat Kürdlerin siyasi iradesi, devrimci ve demokratik değerlere göre yol almazsa, üzgünüz ki her şey eninde sonunda emperyalistlerin isteklerine göre şekillenecektir. Sonuçta Suriye’de Kürdlerin bileşeni oldukları, İsrail ve ABD güdümlü bir devletleri olacaktır. Alın Bahçeli ve RTE’nin vaat ettiği çözümlerden biri de bu!
ÜLKEMİZDE ise, “ayrı ulus, federasyon, idari özerklik ve Kültürel çözümler” A. Öcalan’a göre devre dışı bırakıldığı için, geriye siyasi af, kayyum atamalara son, Kürdlerin kendi dillerinde konuşmalarını yasak olmaktan çıkarma, Türkiye Cumhuriyetinin saygın ve eşit vatandaşı olma, APO’ya özgürlük, Kürd isimlerini kullanma gibi özgürlük kırıntıları kalacaktır. Alın size bir düzine çözüm daha!
Hatta RTE’nin seçimlerde desteklenmesi koşuluyla Kürdlere bazı yasal güvenceli (ana dilde eğitim vb.gibi) hakların sözü de verilecektir.
Kürd halkı, yaşadığı acılarını ve tüm bu gelişmeleri yaşamında damıtarak, ulusun bir asimilasyon sürecine girdiğini fark ederek, doğru olan yolu mutlaka bulacaktır. Egemenler tarafından vatan millet edebiyatıyla anti Kürdçü ve ırkçı çizgiye çekilerek, büyük acılar çeken Türk halkı da bu **Pirus zaferinden gerekli dersleri mutlaka çıkartacaktır.
Özetle ben burada gerçekleşmiş olayları ve muhtemel olacakları analiz etmeye çalıştım. Konuyu, Kürd proletaryasının perspektifinden bakarak değerlendirecek olan Kürd komünistleri ortaya çıkarsa eğer, onlar, elbette ki ulusal mücadeleyi kendi rayına oturtabilecektir. Biz Türk komünistleri ise, her zaman Kürd ulusunun demokratik hak ve özgürlükler mücadelesini, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve eşit yurttaşlık çerçevesinde desteklemeye devam edeceğiz.
*1991 Mayıs ayında şunları söylemişim: “Özel mücadele birliklerinin varlığı yadsınmamakla birlikte bugün bölgede izlenmesi gereken yol politik mücadele biçimleridir.” ( teori pratik, sf.21, ŞAFAK YAYINCILIK, abç)
** Pirus Zaferi: Yunan krallarından Pirus(Pyrrhus) ile Romalıların MÖ 280-275 yılları arasında süren ve taraflardan hiçbirinin kalıcı zafer elde edemediği savaşa verilen isimdir.