Sovyetler Birliği’nin Çözülüşü Üzerine ANTİ-TEZLER adlı kitabında Kemal Okuyan, tam yirmi yedi(27) tane anti-tez(veya tez) adını verdiği iddiayı çürütmekle uğraşmış. Tabi bunları kimin söylediğini yazmamış. Belli ki cehaletin sınır tanımayan gücünü kullanmış! Tabi burada yazarın tüm tezlerini ele almayacağız. En ilginç ve antikomünist düşünceyi en çarpıcı biçimde yansıtmış olanlarına değineceğiz. Yazar, SSCB’nin yıkılış nedenlerini açıklamakla işe başlamış:
"Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, çözülüş kader olduğu için değil, kendisini ortadan kaldırmak isteyen zalim bir uluslararası güce, emperyalizme karşı gerektiği gibi mücadele edemediğinden yıkılmıştır.”( Sovyetler Birliği’nin Çözülüşü Üzerine ANTİ-TEZLER. Kemal Okuyan. Sf. 8. Nazım Kitaplığı)
K. Okuyan’ın, hayali tezlerle savaşan bir kahraman edasıyla sorunları ele aldığını görüyoruz. Birincisi, Sovyetlerin yıkılışını ‘kadere’ bağlayan birilerini ciddiye almak, bir komünistin işi olamaz. Emperyalistler ve onun yedeği gericilerin bu tür ‘kader’ başlıklı tespitleri hep olmuş ve olacaktır da. Onlara en iyi cevap; yıkılışın nedenlerini doğru tespit edip, gerekli çözüm yollarını mücadele içinde herkesi ikna edebilecek şekilde ortaya koymak olmalıdır. Peki, yazar kitabında ve mücadelesinde bunu yapabilmiş mi? Ne gezer? Kitabında, sadece sorunun olduğunu kabul etmiş! Mücadelesini de Marx’ın şu tarifine göre ölçebiliyoruz: “komünistler, işçi sınıfı dışında ayrı bir güç değillerdir”
Yani tek kelimeyle 'devrimci bir hareket sınıfla siyasi bir ilişki kuramamışsa, ona, Komünist denmez' diyor Marx.
İkinci olarak SSCB’de ele almamız gereken konu, Okuyan’ın da dile getirdiği gibi, yöneticiler, kapitalizme (tabi emperyalizme de) karşı yeterince doğru ve etkin bir mücadele yürütemedikleri için Sosyalist sistemin yıkılmış olmasıdır. ‘Komünist’ başkan, kendine şu soruyu hiç sormamış ve cevap da vermemiş: SSCB acaba neden kapitalizme karşı gerektiği gibi mücadele edemedi? Bu soruya cevap veremediği gibi bir de Lenin’e hakaret sayılacak tespitlerde de bulunmuş:
“… Ancak Stalin’in Sovyetler ülkesini Lenin’in öngördüğünden farklı bir doğrultuya taşıdığı söylenemez”.
Bu tespitini ilerde analiz edeceğim için şimdilik burada kısaca not düşüyorum. Okuyan, Stalin’in antikomünist politikalarını Lenin’in sırtına yıkarak, Sovyet liderini kurtarmayı planlamış sanırım. Yani Lenin: Zinoviev, Kamanev, Radek, Buharin, Troçki ve binlerce Bolşevik’i, Kızıl Ordunun en seçkin subaylarını, 4-5 milyon orta halli ve zengin köylüyü ve her ulustan yüzbinlerce insanı katletmeyi öngörmüş yazara göre! İşte bu, Lenin’e açıkça hakaret etmek ve iftira atmak değil de nedir?
Kemal Okuyan, kitap boyunca aynı çelişkileri, aynı yüzeyselliği sürdürüp gidiyor. Beşinci hayali Tez’e(ya da anti Tez’e) karşı bakın ne diyor:
Mutlaka bir son söz söylenecekse bu, ‘Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin çözülüşünün temelde ekonomik sorunlardan kaynaklanmadığı’ olmalıdır!” (age. Sf.23)
Görüldüğü gibi ‘komünist’ başkan, havayı yumruklamaya devam ediyor. Biliyoruz ki ‘ekonomik sorunlar’ işin özünü oluşturur. Dolayısıyla SSCB’nin çözülmesinde ekonomik sorunlar temel bir rol oynamıştır. Yani bir ülkeyi doğru şekilde değerlendirebilmek için reel olana yani emekçilerin durumuna bakmak gerekir. Ekonomik göstergeler ve sonuçlar kimin için? Bu bakış acısıyla SSCB de ki ekonomi-politikayı incelediğimiz de görüyoruz ki işleyiş tamamen kleptokratik (hırsızlar yönetiminin kontrolündeki) bir içeriktedir. Her şeyden önce izlenen ekonomik politikalarda ulaşım, sağlık, konut vb. gibi sosyal uygulamaların yeterince toplumsal bir içeriğinin olmadığını ve niteliksiz bir özellik taşıdığını görüyoruz. Öyle ki: sosyal konut var fakat her yeri dökülüyor. Sağlık sistemi her yerde var fakat teknolojik olarak en gelişmiş sağlık kuruluşlarında Parti Yöneticileri tedavi görürken diğerlerinde emekçiler ölümle boğuşuyor. Emekçilere tatil hakkı var fakat en iyi yerler parti ve sendika liderlerine ait. Ürünler sistemli şekilde dağıtılıyor ama en iyileri parti yönetici ve liderlerine gidiyor, dahası dağıtımı hırsızlar yapıyor. Eğitim parasız fakat orada tüm keşiflerin-icatların ve bilimsel tüm gelişmelerin Ruslar tarafından yapıldığı gibi saçma eğitimler veriliyor ve de sınıflarda kalmak yok. Kırsal alanda en zengin köylüler, Sovhoz ve Kolhoz başkanları olup, gece hayatından çıkmıyorlar. Parti üyeliği en az 5000 rubleye satılıyor* Vb.
* SSCB’deki ekonomik süreci ayrıntılı şekilde belgeleriyle sunan HOMO KOMÜNUS-II adlı kitaba bakabilirsiniz.
SSCB’de ekonomi, proletaryanın, emekçilerin söz ve karar sahibi olduğu ve de onların denetlediği bir temelde yükselerek, sınıfların ortadan kalkması sürecini hedeflememiş, aksine kapitalizmi için için geliştiren bir yol izlemiştir. Çünkü esas olan; devletin sönümlenmesi ve burjuvaziyle birlikte proletaryanın da yok olmasını içeren süreci yönetebilmektir**. Yani konu devletin değil, toplumun güçlendirilmesi stratejisidir. Tüm çabalar, bu hedef doğrultusunda işlemiyorsa orada sosyalizm değil bilin ki kapitalizm vardır.
Şimdi de Okuyan’ın ve Stalin’in kapitalizmi savunan tezlerini analiz edebiliriz.
**Bu konuda HOMO KOMÜNUS-IV adlı kitaba ve de toplumun güçlendirilmesinin neden emperyalizm karşısında gerekli ve zorunlu olduğuna ilişkin düşünceye bakabilirsiniz.
LENİN’İN ÖNGÖRDÜĞÜ VE STALİN’İN UYGULADIĞI SOVYETER
Yazar kendi rotasında hiç şaşmadan devam ediyor:
“Stalin ile Lenin’in yoğurt yiyişi farklı olabilir. … Ancak Stalin’in Sovyetler ülkesini Lenin’in öngördüğünden farklı bir doğrultuya taşıdığı söylenemez” (age. Sf.57)
Sanırım, Kemal Okuyan pek okuyan birisi değil. İsterseniz Lenin’in öngördüğü ‘Sovyetler ülkesini’ onun ağzından dinleyerek bunun, Okuyan’ın yukarıdaki tespitiyle ne kadar ilgisi var görelim:
“ Siyasal iktidarı fethettikten sonra işçiler, eski bürokratik aygıtı kıracak, temellerine kadar yıkacak, bu aygıtta taş üstüne taş bırakmayacak ve onun yerine, bu aynı işçi ve müstahdemlerden oluşan yeni bir aygıtı geçirecektir. Bu işçi ve müstahdemlerin bürokrat durumuna gelmelerini engellemek için, Marx ve Engels tarafından titizlikle incelenen şu önlemler alınacaktır: 1. Her işe seçimle gelme ve her an görevden alınabilme; 2. Bir işçinin ücretinden yüksek olmayacak bir ücret; 3. Herkesin denetim ve gözetim işlevi görebilmesi, herkesin bir zaman için ‘bürokrat’ durumuna gelmesi ve bunun sonucu kimsenin ‘bürokrat’ olmamasına yönelik önlemlerin hemen benimsenmesi.” (Ekim Devrimi Dosyası: II, SOVYET YÖNETİMİNİN ÖRGÜTLENMESİ. Sf. 35. Ekim yayınları, Lenin MARKSİZMİN OPOTÜNİSTLER TARAFINDAN ALÇALTILMASI Ağustos-Eylül 1917 de yazıldı, abç)
Görüldüğü gibi Marx-Engels ve Lenin’in öngördüğü hiçbir şey yerine getirilmemiş Stalin’in Sovyetler ülkesinde! Ne seçme seçilme, ne geri çağrılma, ne ortalama ücret, ne de Marx’ın bürokrasiyi ortadan kaldırmak için önerdiği üçüncü madde(ki SSCB’de bürokrasi1939’da 29 milyona*** ulaşmıştı)! Bunların aksini söyleyemeyeceğimize göre, demek ki Stalin, Lenin’in öngördüğü yoldan değil, kapitalizmin peşi sıra koşmuş ki komünist liderlerin hiçbir önerisini dikkate almamış. Okuyan gibiler de Stalin’in yaptıklarını komünistlik sanmaya devam etmişler.
Pekâlâ, tüm bu pislikleri, ‘lekeleri’ büyüten veya buna fırsat veren sebep nedir? Bu tehlike; tek kelimeyle parti otoritesini (liderliğini) kötüye kullanmak ve komünist gibi davranmamaktır. Komünist gibi davranmak ise: her şeyden önce okumak araştırmak, eksiklerini yanlışlarını görmek, kendinle tutarlı olmak ve tartışarak karşılıklı olarak doğruları yakalamaktır. Komünist olma hedefi; kişiliğini-bencilliğini, bireyciliğini ve psikolojik kırılmalarını beslemek değil, toplumsal sorunları nasıl çözebilirim üzerine kafa yormak demektir. Eğer Stalin bir komünist gibi davranabilseydi, yukarıda Lenin’den aktardığım türden birçok öneriyi dikkate alır ve komünizm yolunda ilerleyebilirdi. Görüyoruz ki tam tersi antikomünist bir kişilik ile ülke, sosyalizm yerine kapitalizm yolunda ilerlemiş. Lenin ise yukarıda sıraladığım özelliklere sahip olduğu için yanlışlarını asla taşımayıp atmış, mücadeleyi ve devrimi doğru hedeflere ulaştırmıştı. Peki, Stalin ne yapmış? İtiraz edeni işkenceyle ve komplolarla etkisiz kılıp öldürmüş vb. Yani emperyalist yol ve yöntemleri benimsemiş. Sonuç da bunu gösteriyor zaten! Lenin ise onun kişiliğini ölümünden kısa bir süre önce çözümleyebilmiş ve bu da ülkenin kapitalizme gidişini engellemeye yetmemiş:
“Stalin çok kaba, bizim aramızda ve biz komünistler arasındaki iletişimde, tamamen kabul edilebilir olan bu eksiklik, Genel Sekreterlik görevinde kabalık kabul edilemez. Bu nedenle yoldaşlara, Stalin’in görevinden nasıl uzaklaştırılabileceğini ve yerine her açıdan yoldaş Stalin’den bir adım üstün olan, yani daha hoşgörülü, sadık, kibar ve yoldaşlarına karşı dikkatli, daha az karamsar vb. birini getirmeyi düşünmelerini öneriyorum …”(Aktaran Sait Almış-Mehmet İnanç Turan LENİNE DÖNÜŞ Sf.469. -V. İlyiç Lenin Biyografi, çev. Gönül Özen Sezer, Sorun Yayınları, Şubat 2000, sf.470)
İşte bu kişilikteki Stalin, bırakın görevden alınmayı Lenin'e rağmen iktidarda 31 yıl kalmış ve bakın proletaryanın ülkesini nasıl kapitalizme teslim etmiş:
“… İlerlemeye komünizme doğru yürümeye devam ediyoruz. Ülkemizde komünizm döneminde devlet korunacak mıdır? Evet, kapitalist kuşatma kaldırılmadıkça, dış saldırı tehlikesi kalkmadıkça korunacaktır; …”(GOTHA PRORAMI’NIN ELEŞTİRİSİ Notlar bölümünden, sf. 244, J. Stalin, ‘Leninizmin ilkeleri’ adlı kitaptan, İnter Yayınları)
Peki, Engels buna yıllar öncesinden nasıl cevap vermiş bir de buna bakalım:
“ … Tüm bu devlet gevezeliği bırakılmalıdır özellikle asıl anlamıyla artık bir devlet olmayan Komün’den beri.” (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, Marksizm ve Devlet Defterinden, Lenin, Sf. 141, İnter Yayınları, Birinci basım 1999 altını çizen Engels veya Lenin)
Engels’in bu tespiti sanırım Stalin’e verilen en güzel cevap. Fakat şu tespit onu deşifre ediyor:
“ … Bu nedenle biz(kendini ve Marx’ı kastediyor-benim notum), her yerde, devlet yerine, Fransızca ‘komün’ün mükemmel karşılığı olan Gemeinwesen(altını çizen Engels)(topluluk)gibi eski bir Alman sözcüğü koymayı önerdik” (age)
Yani Engels, devletin yerini topluluk almalı diyor tek kelimeyle. Lenin de noktayı koymuş:
“Gerçekten herkes devletin yönetimine katıldığında, kapitalizm artık tutunamaz.” (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, sf. 184, Lenin, Devlet ve Devrim kitabından, İnter Yayınları)
Sonuçta; “Stalin’in Sovyetler ülkesini Lenin’in öngördüğünden’ ve Engels’in tespitlerinden ‘ farklı bir doğrultuya taşıdığı’ nı ve antikomünist yani toplumu değil devleti güçlendiren bir strateji ile Sovyetleri kapitalizme teslim ettiğini rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bugün kendine Komünist diyen Okuyan gibilerin de aslında komünizmi değil kapitalizmi yani anti komünizmi, farkında olmadan büyük bir aşkla kucakladıklarına üzülerek şahit oluyoruz.
*** Stalin dönemine göz attığımızda genel olarak şunları görüyoruz: 1930’larda bürokrat sayısı 6 milyon kişi. İngiltereli gazeteci Daniel Singer’e göre bu rakam, İkinci Paylaşım savaşı öncesi yani 1939’da ise 29 milyona ulaşmış. Yazar, makalesinde Rusya’da NÜFUSUN SINIFSAL YAPISI adlı çizelgesinde ‘Yönetici teknokratlar ve yöneticilerin’ nüfusa oranını 16,7 olarak vermiş. O dönem Sovyetler Birliği’nin nüfusunun 168.524.000 olduğunu öğrendiğimize göre(bak: Sovyetler Birliği Demografisi- internet) ülkede bu tarihte 28.143.508 bin bürokrat ve yönetici olduğunu görüyoruz. İlginçtir bu rakam 1913 yılında 4 milyon civarında. Bak: İKTİDAR VE MUHALEFET sf. 41, METİS YAYINLARI.