SEMİH GÜMÜŞ’ÜN KEMİRGEN MARXİZMİ

                           GERÇEKLERDEN DÜŞE

                                                                   Sistemi kemirerek adım adım işleyemez hale getirmek,

                                                                   onun çöküşüne katkıda bulunur. SEMİH GÜMÜŞ

Yaşayan Marksizm-DÜŞLERDEN GERÇEĞE adlı eserinde Gümüş, sayısız aydının eserlerini analiz ederek oluşturduğu tezlerinde bize anti Marxist tek bir sonucu dikte ediyor: iktidarı hedeflemeyen demokratik bir siyaset yapmalıyız. Bakalım!

YİĞİDİ ÖLDÜR HAKKINI YEME

S. Gümüş, elbette ki birçok doğru tespitlerde de bulunmuş. Fakat bunlar, ezberlenmiş kavramlardan ve ya olumsuz eleştirilerden(hakaretlerden) sakınmak için araya sıkıştırılmış cümlecikler gibi duruyor. Ve bazıları da ana tezleriyle de çelişiyor zaten! Örnek vermek gerekirse;

“ Öyleyse bugün şiddeti dışlayan, iktidarı amaçlamayan ama sistemi adım adım çürütecek-hiç kuşkusuz uzun zamanda-bütün düşünceler özünde devrimcidir” (age, Sf. 53, abç) Peki, bu söylediklerini bir de şu tespitiyle karşılaştıralım:

“ Devleti ele geçirmek için iktidarı ele geçirmek gerekiyor. … ..asıl-nihai- mücadele hedefi iktidarı ele geçirmektir”  (SEMİH GÜMÜŞ, Yaşayan Marksizm DÜŞLERDEN GERÇEĞE, Sf. 72, akademim yay.)

Eğer yazarın ilk tespiti özünde devrimciyse, peki, ikinci tespiti ne oluyor? Fakat biz onun önemli bir yaklaşımını daha analiz ederek hakkını vermeye devam edelim.

Belirtmeliyim ki; Marxizmin ters kaplumbağa haline getirildiği bugünkü koşullarda, açmazlardan çıkmamız için çözümlememiz gereken temel tezlere ilişkin yazarın önemli bir yaklaşımı dikkat çekiyor. Hoş bunlara ilişkin herhangi bir çözüm önermiyor fakat soruna değinerek, hedefi tam olarak tarif edebiliyor. Kendisini kutlamak gerek. Örneğin;

“… O aşamada devletin sönümlenmesi pek çokları tarafından ütopik bir düşünce olarak görülmüştür. …Yani sosyalizm devlet iktidarını ele geçirdikten sonra onun topluma karşı bir tehdit olabileceğini düşünerek parçalanmasını savunmak-ki geçmişte anarşizmin düşündükleriydi bu-niçin bugünkü tahayyüllerimiz arasında olmasın” ( age, sf.73)  

Diyerek önemli bir soruna yani devletin sönümlenmesi gerçeğine değinmiş Yazar. Fakat Engels ve Lenin’i bu konuda yeterince incelemediği için olsa gerek, konuyu hem anarşist tezlerle karıştırmış, hem de çözüm ile ilgili analizlere girmemiş. Özellikle de devrim sonrası SSCB’nin ve tüm sosyalist ülkelerin kapitalizme teslim olmalarının dramatik hikâyesini bu devlet anlayışının oluşturduğuna da değinmemiş. Bu sorunu kısaca ele alıp asıl konumuza geçebiliriz. Stalin şöyle demişti:

“… İlerlemeye komünizme doğru yürümeye devam ediyoruz. Ülkemizde komünizm döneminde devlet korunacak mıdır? Evet, kapitalist kuşatma kaldırılmadıkça, dış saldırı tehlikesi kalkmadıkça korunacaktır; …”(GOTHA PRORAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, Notlar bölümünden, sf. 244,  J. Stalin, ‘Leninizmin ilkeleri’ adlı kitaptan, İnter Yayınları)

Evet, bu antikomünist düşünceyi Stalin dile getirmişti ve gereği olarak da asker ve sivil bürokrasiyi toplumun neredeyse 1/5’ini oluşturacak şekilde organize etmişti. Ayrıca devlet olmanın gurur ve şuuruyla da partili yoldaşları dâhil herkesi kesmiş biçmişti! Halbuki sorunumuz; her yerde ve her zaman devlet olmayı ortadan kaldırıp kaldırmamakta yatmaktaydı: Evde karımıza ve çocuklarımıza karşı erkek egemen, mahallede küheylan, okulda dayakçı, örgütlerde değişmeyen ve itiraz edilemeyen lider vb. Evet, devlet olmayı bir b.. sanan insanlarımız ve biz Marxistler, bu emperyalist halenin etki alanına girmiştik. Stalin ise bunu, devrimin kapitalizme teslimini sağlayan kuram haline getirmişti. Stalin’in bu konuya kafa yoracak elbette ki sınıfsal, kültürel birikimi ve de niyeti yoktu. Hâlbuki bu konuyu, Engels ele alıp çözüm yollarını göstermişti :

“ … Tüm bu devlet gevezeliği bırakılmalıdır özellikle asıl anlamıyla artık bir devlet olmayan Komün’den beri.” (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, Marksizm ve Devlet Defterinden, Lenin, Sf. 141, İnter Yayınları, Birinci basım 1999 altını çizen Engels veya Lenin)

Engels’in bu açık tespiti sanırım her şeyi açıklıyor. Fakat şu tespiti, bize izleyeceğimiz yolu da gösteriyor:

“ … Bu nedenle biz(kendini ve Marx’ı kastediyor-benim notum), her yerde, devlet yerine, Fransızca ‘komün’ün mükemmel karşılığı olan Gemeinwesen(altını çizen Engels)(topluluk)gibi eski bir Alman sözcüğü koymayı önerdik”  (age)

Yani Engels, devletin yerini topluluk almalı diyor tek kelimeyle. Lenin de noktayı koymuş:

“Gerçekten herkes devletin yönetimine katıldığında, kapitalizm artık tutunamaz.” (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, sf. 184, Lenin, Devlet ve Devrim kitabından, İnter Yayınları)

Bu alıntılardan çıkan tek sonuç: devleti değil toplumu güçlendirmemiz gerektiğidir. SSCB de herkes devletin yönetimine katılamadığı yani toplum güçlendirilmeyip devlet güçlendirildiği için yıkılmıştır.

Toplumu güçlendirmek için ise*:

  1. Paris Komün İlkelerini aksatmadan uygulamalı (seçme seçilme, geri çağrılma, ortalama işçi ücreti alma, halkın silahlı gücünü oluşturma ve çoğulculuk),
  2. Marx’ın bürokrasiyi yok etmek için yaptığı öneriyi gecikmeden hayata geçirmeli(“Herkesin denetim ve gözetim işlevleri görebilmesi, herkesin bir zaman için ‘bürokrat’ durumuna gelmesi ve bunun sonucu kimsenin ‘bürokrat’ olmamasına yönelik önlemlerin hemen(abç) benimsenmesi.” (EKİM DEVRİMİ DOSYASI, SOVYET YÖNETİMİNİN ÖRGÜTLENMESİ, Sf. 35, Ekim yayınları, DEVLET VE DEVRİM ADLI ESERDEN PARÇA, Lenin),
  3. Ekonomik hayatı(üretim-dağıtım-paylaşım-istihdam-planlama vb.) komünist kadroların danışmanlığında işçi sınıfı yönetmeli ve devletin tüm işlerini denetlemeli,
  4. Sosyal teknolojinin tüm alanlarında( sağlık-eğitim-konut-tarım-ulaşım-savunma sanayi vb.) dünya liderliğini yakalamalı,
  5. Devrim öncesi süreçten başlayarak; içsel devrim-sosyal terapi-kadın yönetimi ve praxis okul gibi adımları atmalı vs.

Evet, bu vb. adımlar devletim sönümlenmesine giden adımlardır. Bu süreç, anarşistlerin belirttiği gibi devletin iradi olarak ‘parçalanmasını’ değil kendiliğinden sönümlemesini sağlayacak olan araçlardır.

Şimdi Gümüş’ün(aslında yenilgi sonrası ezici bir çoğunluğun savunduğu) kuramına geçebiliriz.

*Bu konuda HOMO KOMÜNUS I. II. III ve IV. kitaplarda geniş açıklamalar bulabilirsiniz.

KEMİRGEN SİYASİ STRATEJİ

Yazar kitabının 21. Sayfasında ‘ bir yeni demokrasi tasarımını’ tarif eder:

“Önce tasarısını önümüze koyup dışımızdaki bütün halkalara ulaştırmak, sonra da santim santim, adım adım kokuşmuş kapitalizmi ve iktidarlarını kemire kemire o yeni demokrasiye gerçeklik kazandırmaya başlamalıyız”

Yazar yeni demokrasi adını verdiği siyasi çalışma kuramı için, Marx, Engels, Lenin, Mao ve Castro’dan ziyade 30-40 yabancı aydından destek almaya çalışmış ve dünyadaki antikapitalist veya demokratik protestoları da(tabii Gezi olaylarını da) yardıma çağırmış. Bu siyasi anlayış; 1860’larda Almanya’da Lassalle ve Sosyal Demokratların, 1900’lerde Rusya’da Menşeviklerin ve 1950’ler de Avrupa Komünist partilerin, uzlaşmacı özelliklerinin çağımızdaki bir versiyonu.  

Kitabın ana konusu; genel ve anlaşılır şekliyle söyleyecek olursam; demokratik devrimi sosyalist devrimden, demokrasi mücadelesi sosyalist mücadeleden, burjuva kültürü sosyal kültürden, demokratik ajitasyon ve propaganda sosyalist ajitasyon ve propagandadan kopartılarak ele alınan bir teoriden oluşmakta. Kesintisiz olması gereken devrimci mücadeleyi Gümüş, en azından şimdilik demokratik hak ve özgürlükler, çevrecilik, çoğulculuk, ulusal, kadın ve ötekileştirilenlerin hakları vb. demokratik, sosyal ve kültürel hedeflerle sınırlı kalması ve iktidarı hedeflemeyen bir kesintili yol izlemesi gerektiğini dönüp dolaşıp anlatmaya çalışmış. Fakat önemli bir kayıt düşerek bunu yapmakta:

 “ Antikapitalist yığınsal hareketlerin siyasal örgütlenmeyle dumura uğratılmaması” (age, Sf.54, abç)

Gerekiyormuş!

Siyasi örgütlenme yok! İktidarı hedeflemek şimdilik kaydıyla yok! Sosyalist ajit-prop yok! İşçi sınıfının haksızlıklara karşı çıkışını organize etmek yok. Yani sosyalizme ait yok oğlu yok! Ama Gümüş’ün Marxizm inancı sağlam yerinde duruyor. Şaka gibi!

Aydınlar, Marxizm’i Stalinzmin, Çin’de ki Büyük atılımların, Pol-Pot’un, K. Kore’nin yarattığı vb. olumsuz sonuçlar üzerinden sanatsal bir ürün gibi ele alıp, onu kurtarmak için kuramlar oluşturuyorlar. Tabi bu kuramlarını, emperyalizmin toplumlar üzerinde yarattığı korku ve dehşetin etkisiyle oluşturduklarını söylemeseler de biz anlıyoruz. Aslında onlar ezilen ve sömürülen geniş yığınların bilinç düzeyleri ve mücadele biçimlerini teorize ediyorlar sadece.

Uzun lafın kısası; Marx’a başvurarak bu anlayışların Marxizm olmadığını açıkça görebiliriz. Marx, kuramını oluştururken komünistleri ve işçi sınıfını şu kısa cümleyle tarif etmişti: 

komünistler, işçi sınıfı dışında ayrı bir güç değillerdir”

Peki, bu tespit ne anlama geliyor? Eşer işçi sınıfı dışında bir çalışma, ondan bağımsız, ona dokunmayan ve onun içinde olmadığı bir şeyler yapıyorsanız bu yaptıklarınızın Marxizm ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur bayım diyor.

Peki, yazarın bahsettiği mücadele biçimleri gereksiz midir? Elbette ki hayır! Aksine, insan haklarını, çevreciliği, ulusçuluğu, kadın hakları vb. sayısız sorunları içeren demokrasi mücadelesi verilmeden toplumsal bilinç oluşmaz ve sosyalizme giden yol açılmaz. Yani demokrasi mücadelesi, siyasi iktidarı hedefleyen sosyalist mücadeleyle kesintisiz bir biçimde, iç içe yürütülmek zorundadır. Bu siyasetin, kitlelerin gelişiminde kalıcı bir rolünün olacağını bilmemiz gerekiyor. Ama Gümüş’ün kuramı öyle mi: Örneğin, Gümüş’ün altını çizdiği bu Yeni Demokrasi Mücadelesi siyasi iktidarı-siyasi örgütlenmeyi ve sosyalist çalışmayı hedeflemiyor. Dahası Gümüşün belirlediği çalışmayı kimler organize edecek? Belli değil! Tek umut, Şirketler Oligarşisinin kontrolündeki Sosyal Medyanın varlığı. Peki, bu medya kapatıldığında hareketin sağlıklı bir örgütlenme ağı var mı? Hayır! Çünkü siyasi örgütlenme yazarımıza göre hareketi ‘dumura uğratıyor’ muş! Bugüne kadar olanlar sistemi sarsmadığı için kapatılmadı ama ilerde emperyalist sistem ciddi anlamda rahatsız olduğunda bu sosyal medyalar ciddi oranda etkisiz hale getirilecektir. Demek ki içsel bir bağınız ve birbirinize bağlı sağlam bir ipiniz yoksa emperyalist şirketlerin aparatlarına güvenerek kuramlar oluşturmak ne kadar kalıcı ve sağlıklı olacaktır? Hiçbir zaman!

Marx, işçi sınıfının tarihsel ve siyasi rolünü tespit edip tüm reformist ve oportünistlerle yolunu boşuna ayırmadı! Lenin, işçi sınıfının öncü rolünü formüle edip Menşeviklerle bölünmeyi boşuna göze almadı! Bu gerekçelerimiz uzar da gider*.

Tek kelimeyle söylersem: S. Gümüş’ün kuramı yaşayan değil ölü bir Marxizmdir. Bize lazım olan biraz cesaret, araştırma-okuma ve karşılıklı teatidir.

*Bu konuda daha geniş açıklamaları, yakında çıkacak olan GEÇ KALMIŞ ULUSLAŞMA SÜRECİNDE TÜRKLER, KÜRDLER VE AVRUPA kitabında bulabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir