KÜRDLERİN DEVLETLEŞEMEMESİNİN SOSYO-EKONOMİK ANALİZİ

Kürd ulusal birliğinin ve bağımsız bir devletin olmamasının nedeni olarak, tek kelimeyle, burjuva demokratik devrimin yani aydınlanmanın olmamasını gösterebiliriz. Fakat bu süreci yaşayamamasının birçok sebebi bulunuyor. Örneğin Osmanlının toprak mülkiyeti, özel mülkiyete imkân tanımayan merkezi-devlet (miri arazi) sistemini içeriyordu. Kürdistan’da ise; araziler, Kürd beylerine Padişah tarafından hizmetlerine göre tahsis ediliyordu. Yani ağalar ve beyler geniş topraklara sahip olabiliyorlardı. Kürdistan’ın toprak sistemi bu yönüyle, özel mülkiyetin olduğu Avrupa feodal sistemine benzemektedir. Kürdistan’ın toprak yapısı, aydınlanma süreci için gerekli olan özel mülkiyet temeline sahip iken, diğer yandan bunun olmaması için gerekli birçok faktörü de içinde taşıyordu. Bu arka plandaki temel farklılıkları bilince çıkartabilirsek eğer, Kürd ulusal mücadelesinin, topraktaki özel mülkiyete rağmen neden gelişmediğini, devletleşemediğini ve neden 4-5 parçalı hale geldiğinin cevabını da bulmuş oluruz. Bu incelemenin sonucunda görüyoruz ki Kürd toplumu, dört(4) önemli feodal üretim ilişkisini taşıdığı için aydınlanma sürecine girememiş ve uluslaşmasını yaşayamamıştır. Bakalım:  

  1. Avrupa’daki feodal sistemi yıkan ilk tohumlar, kentlerde yeşerdiler. Feodal sistemin zorunlu bir gereği olarak ihtiyaca göre üretim yapan Lonca örgütleri, esas olarak özel mülk sahibi Kral-feodal senyör-prens ve de Kilise yönetiminin ihtiyaçlarına cevap veriyordu. İşte bu aşamada geleceği belirleyen iki tür gelişmenin ortaya çıktığını görüyoruz. Savaşlar sonucu değişik bölge ve toplumlarda farklı ürünler, çapraz biçimde tanınmaya ve talep edilmeye başlandı. Lonca sisteminin dinamik olmayan yapısı, bu çeşitli ve farklı ürün zenginliğine her zaman cevap veremiyordu. Dolayısıyla egemenlerin bu taleplerini, savaşlarla elde edilen veya getirilen ürünleri alıp-satan ilk tüccarlar yerine getirmeye başlamıştı. Bu hemen hemen her ülke içinde geçerli oluyordu. İkinci önemli gelişme ise deniz ulaşımının sonucu ortaya çıkan keşiflerle başladı. Bu nedenle, çok farklı kültürlerin ve toplumların ürünleri( Hint kumaşı-İpek-baharat-mücevher vb.) alınıp satılmaya başlandı. Burjuvazinin öncüsü ilk tüccarların ortaya çıkmasının bir nedeni de bu keşifler olmuştur.

Sonuçta feodal toplumların ilerlemesi için gerekli olan sınıfların varlığı, tüccarların ortaya çıkmasıyla yakından ilgilidir. Bunu Kürdistan bölgesinde göremiyoruz. Avrupa’da feodal toplumu yıkacak olan burjuvazinin ortaya çıkmasının aksine, Kürdistan’da bunu engelleyen bir üretim ilişkisinin olduğunu görüyoruz. Kürdlerin Avrupa’ya benzeyen toprakta ki özel mülkiyet sistemi, onlardan neredeyse yüz seksen derece farklı olan özellikleri de içeriyordu. Kürdistan ekonomik yapısında, esas olarak ikili bir diziliş görüyoruz: bir yanda hayvancılık ve göçebelik yapan aşiret toplulukları, diğer yanda ise, tarımla uğraşan toprağa bağlı topluluklar. Hayvancılıkla uğraşan topluluklar biraz da coğrafi nedenlerle çoğunluğu oluşturuyorlardı. Buradaki önemli ve ayrıcı nokta: Avrupa’da ki toprak sahibi beyler ile serfler arasında herhangi bir akrabalık veya aidiyet içeren bir ilişki bulunmazken, Kürdistan’da ki özel mülk sahibi beylerin ve ağaların, cemiyet-kabile-aşiret gibi akrabalığı içeren yakın bağları olduğunu görüyoruz. Bu da bize, neden Avrupa’da Senyörlere karşı kanlı köylü isyanlarının olduğunu açıklar. Siz Kürdistan’da beylere karşı gelişmiş ve sürekliliği olan köylü isyanları gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü hayvancılık ile uğraşan topluluklarda ve köylerde aşiret veya kabilecilik denen bir akrabalık bağı bunu engellemektedir.

Diğer yanda Kürdistan’da toprağa bağlı ekonomik yapıda(ağa ile köylü arasında ki)bu kan bağı zayıflamış olmasına rağmen, köylünün isyanını engelleyen ikinci bir bağ da oluşturulmuştu:  

2. Kürdistan’daki aydınlanma( burjuva demokratik devrim) sürecinin oluşumunu engelleyen önemli bir neden de üst yapıdaki farklı dizilişlerin varlığıyla yakından ilgilidir. Avrupa’da ki feodal toplumlarda din, ayrı bir kurum ve de mülk sahibi olarak vardır. Kilise yani dini kurum da Kral ve senyörler gibi mülk sahibi olabilmekteydi. Kürdistan’da ise dinsel kurum tamamen bey veya ağalar ile özdeştir ve de kurumsal olarak ayrı bir statüsü ve mülkiyeti yoktur. Genellikle dini otoriteyi ağa ve beyler taşırlar. Yani siyasi ve dini otorite aynı kişilerde toplanmıştır. Avrupa’da ise feodal beylerin dini bir kimliği yoktur. Sadece Krallar bu kimliği taşırlar. Fakat Kürd toplumunda bu üst yapı kurumu, Avrupa feodal sistemin aksine, ya bey ve ağalar ya da onlara hizmet eden dini kişiler tarafından temsil ediliyor ve etki daha güçlü hale geliyordu. Gelişmenin(sınıfsal mücadelenin) önündeki en büyük engellerden biri de bu üst yapıdaki dinsel biat kültürüydü.

Dolayısıyla Kürdistan’da ki egemen sınıf olarak ağaların ve beylerin sömürü ve zulmüne karşı köylüler, hem akrabalık, hem de dini yönlendirmeyle uysallaşmış bulunuyorlardı.

3. Feodal toplumun değişmesi ve gelişmesini sağlayan, bağrında çatışan sınıfları barındırıyor olmasıdır. Kürdistan’da ise, çatışan değil uyumlu sınıflar için her türlü ilişki bulunuyordu. Kürdistan’da değişimi ve gelişimi engelleyen ve Avrupa’dan farklı olan bir üçüncü özelliğin daha olduğunu görüyoruz. Bu da şehirleşme sürecinde kendini göstermektedir. Avrupa’da kentler; ulusal ve iç savaşlar-keşifler-ticaret vb. gelişmeler sonucu ortaya çıkan değişik yeni toplumsal kesimleri barındırıyordu. Buralarda; egemenlerin ihtiyaç ve taleplerini üreten Lonca örgütleri-ticaret yapanlar-köylü isyanları sonucu toprağından kopup gelen serfler(proletarya adayları)-din adamları-serseriler-sanatçılar vb. insan toplulukları barınıyordu. Kürdistan’da ki şehirlerde ise; Lonca sistemini, ticaret yapan kesimleri, sanatçıları, topraklarından kopup gelen köylüleri vb. kesimleri göremiyoruz. Çünkü çoğu göçebe yaşayan topluluklardan oluşuyordu. Dolayısıyla Kürdistan’da, burjuva sınıfın temsilcisi tüccarların, kapitalizmin gelişiminde rol oynayan atölye ve manüfaktürlerin olmadığı kentleri görüyoruz. Üçüncü faktör olarak, çatışan sınıfları barındıran ve geliştiren bir kentleşmeden bahsedemiyoruz.

4. Dördüncü ve en önemli faktörlerden biri de Kürdistan’daki merkezileşme sürecidir. Bu farklılığı yaratan içsel ve dışsal iki süreç bulunuyor. İçsel olanı 1 ve 2’nolu maddeler yeterince açıklıyor zaten. İçsel sürece baktığımızda; yukarıda da açıklandığı gibi, aşiretler-dini ve inançsal üst yapı kurumları, uluslaşmanın önünde ciddi engeller oluşturmaktadır. Örneğin kendi bölgesini işgal eden bir düşmanla aşiretler tüm gücüyle savaşırken, diğer aşiretten olanlar, tiyatro izler gibi bu savaşı seyredebiliyorlardı sanki düşman bu savaştan sonra kendilerine gelmeyecekmiş gibi. Bu derece birlik ruhundan ve ulusal bilinçten yoksun bir parçalanmışlık duygusu ve kültürün olduğunu görüyoruz Kürdistan’da. Daha da kötüsü, Osmanlı devletine ve Türkiye Cumhuriyetine karşı başkaldırılarda her aşiret farklı tavırlar alarak, özellikle de egemenlerle işbirliği yaparak, isyanların başarısızlığına imza atıyorlardı. Soydaşlarını arkadan hançerleyen ve yok edilmelerini sağlayan(ki sonunda kendileri de yok ediliyorlardı) işbirlikçilerin varlığı, Kürd uluslaşma sürecinin hangi noktada olduğunu bize gösteriyor. İkinci faktör de dışsal etkilerin varlığıdır. Fakat bu faktörü tahlil ederken temel bir doğruyu vurgulamak durumundayım: eğer siz içsel olarak sağlam, tutarlı ve güçlüyseniz, dış faktörler geçici etkilere sahip olacaklardır. Yok, zayıf ve birlikten uzaksanız (yukarıda açıklandığı gibi) dış güçler belirleyici ve yönlendirici olacaktır. Kürdistan, geçmişte savaşların olduğu ve birçok ülkenin buluştuğu stratejik bir coğrafya içindedir. Ayrıca önemli medeniyetlerin geliştiği verimli toprakları barındırmaktadır. Daha da önemlisi yer altı kaynakları açısından zengin bir bölgedir. Tüm bunlar, ister istemez emperyalistlerin iştahını artırmaktadır. Ve onlar, içsel olarak birlik ve beraberlikten uzak, zayıf ulus kimliği nedeniyle kolay yönetilir buldukları bu toplumu yönlendirmek için, birçok projeyi hayata geçirebilmektedirler. Kürd halkı kuzeyde Türkler, Doğuda İran, batı ve güneyde Araplar tarafından paylaşılmışken, bir bütün olarak da ABD ve müttefikleri tarafından kontrol edilmekte ve yönlendirilmektedir.

Kürd ulusal mücadelesinin zafere ulaşmasının önündeki-yukarıda sıralanan-engelleri aşmanın elbette ki yol ve yöntemleri bulunmaktadır. Bunu da ayrı bir yazıda ele almak gerekli!

 *Bu sonuçların analizinde İ. Beşikçi’nin DOĞU ANADOLUNUN DÜZENİ ve DEVLETLERARASI SÖMÜRGE KÜRDİSTAN adlı kitaplarından yararlanılmıştır. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir