LENİN VE ATATÜRK’ÜN İKİLİ SİYASETİ (DUPLEX CONSİLİUM)

Bu yazıda, Lenin’in liderlik yaptığı SSCB’nin ve M. Kemal’in yönettiği Genç Cumhuriyetin ikili siyaseti, ülkemizde 1920’lerde komünistlere uygulanan politika ve kurulan düzmece komünist parti üzerinden analiz edilecektir. Yani; M. Kemal tarafından kurdurulan ve kendisinin de üyesi olduğu Türk Komünist Fırkası ve de dönemin komünist hareketlerinin tasfiye süreci, SSCB’nin tavrıyla birlikte ele alınmıştır.

TÜRK KOMÜNİST FIRKASI  

Mustafa Kemal, 18 Ekim 1920 yılında, Türk Komünist Fırkası’nı (Partisini), danışmanları iki eski İttihatçı Küçük Talat ve Nail Bey’in, sundukları şu rapora göre kurdurmuştu: “Türkiye’nin komünistliği kabul etmesi ve Türkiye’de sınıf temeline dayalı bir hükümet kurulması uygun değildir. Ancak Türkiye’de bir Sovyet idaresi kurulacaksa da bunun Sovyetler ’in güvendiği Mustafa Suphi ve partisi (TKP) aracılığıyla gerçekleştirileceği açıktır. Bu yüzden, Sovyet yardımı için gerekenleri yaparken aynı zamanda Türkiye’de bir sol hareket meydana getirilmeli (abç) ve böylece ‘sosyalizm âleminde cephe alınmalı’dır.” (Doktora Tezi. 2003 Özge Unsur Sf. 21) Mustafa Kemal, İttihatçıların bu raporu sonucu; Yeşil Ordu, Mecliste Halk Zümresi vb. çalışmaların yürütülmesine karar verdi. Yine bu raporun önerisi doğrultusunda bir adım daha attı: Türk Komünist Fırkası’nı kurdurdu.

Mustafa Kemal Paşanın bu partiyi iki amaçlı olarak kurdurduğunu görüyoruz: bir yanda Sovyet yardımını garanti etmek, diğer yanda komünistleri kontrol altına almak. Bu konuda onun şifreli olarak gönderdiği telgraflarına bakmakta yarar var. Mustafa Kemal tarafından Ali Fuat Paşa’ya çekilen şifreli bir telgrafta bu amaç açıkça belirtiliyor:  ‘’Komünistliğin memleketimizde değil, henüz Rusya’da bile kabiliyet-i tatbikîye si hakkında sarih kanaatler hâsıl olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber dâhilden ve hariçten muhtelif maksatlarla bu cereyanın memleketimiz dâhiline girmekte olduğu... görülmüştür. En makul ve tabii tedbir olarak (abç) aklı başında arkadaşlardan, Hükümet’in malumatı tahtında bir Türkiye Komünist Fırkası teşkil ettirmek olacağı düşünüldü. Bu takdirde memlekette bu fikre müteallik bütün cereyanları bu muhassalaya rica etmek mümkün olabilir(...)’’(age, sf. 22)

M. Kemal’in, Lenin’i ve görüşlerini adım adım takip ettiğini anlıyoruz. Öncelikle Lenin’in Temmuz 1920 yılında Komintern’in 2. Kongresinde yaptığı konuşmasına bakmamız gerekiyor:

“ … biz, sömürge ülkelerin burjuva kurtuluş hareketlerini, ancak bu hareketler gerçekten devrimci oldukları takdirde, bu hareketin temsilcilerinin o ülkelerdeki köylülüğü ve sömürülen geniş kitleleri, devrimci bir ruhla örgütlendirmemize engel olmadıkları takdirde (abç) desteklemeliyiz. Eğer bu koşullar yerine getirilmezse, bu ülkelerde reformcu burjuvaziye karşı ( ki bunlara II. Enternasyonal kahramanları da dâhildir.) savaşım veririz. (Lenin, Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları s.210.)(Aktaranlar; Lenin’e Dönüş. Ütopya Yayınevi. Sf. 268. SAİT SATILMIŞ-MEHMET İNANÇ TURAN)

Karar açıkça; Ulusal Kurtuluş savaşı veren hareketlerin desteklenebilmesi için, kendi ülkelerinde komünistlerin serbestçe ajitasyon-propaganda ve örgütlenme yapmalarına imkân verilmesi koşulunu getiriyordu. M. Kemal’de Partiyi kurdurarak işte bu şartı yerine getirmişti. Çünkü kurtuluş savaşında başarılı olması yani yeniden bir ülke yaratması, esas olarak Sovyet desteği ve yardımına bağlıydı. SSCB’nin desteğinin dökümüne baktığımızda* bunun ne kadar önemli olduğunu görürüz. Ayrıca Sovyet elçisinin anılarını okuduğumuzda da o dönem Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından çok güzel idare edildiklerini ve de Rauf Orbay, Kazım Karabekir gibi gericilerin, bu elçinin gerçeklerden uzaklaşması ve SSCB iktidarının gözünü boyamak için nasıl onun üzerine saldıklarını ibretle izleriz. Bu oyunda temel amaç; gericilere karşı Mustafa Kemal’in ilericiliği ve devrimciliğinin vurgulanması, gericiler tarafından güya nasıl abluka içine alındığı ve tam istenen devrimci girişimleri, bunlar yüzünden hayata geçiremediğini anlatan bir algıyı yaratmaktı. Bu algı, ikili bir politika (duplex consilium) ile hayata geçiriliyordu: sorunlara karşı, devrimci olarak güya mücadele veriyor gözüküyor fakat kendi dışındaki devrimci dinamikleri de bu görünümle tasfiye ediyordu. Sovyetlerin tavrı ise; Marxist ilkeleri savunma fakat pratikte bu ilkeleri göz ardı etme biçiminde tarif edilebilir.

Konumuza kronolojik olarak baktığımızda, Lenin’in yukardaki konuşmasını yaptığı Komintern’in II. Kongresinin, Temmuz-Ağustos 1920 yılında yapıldığını ve Mustafa Kemal’in direktifiyle Türk Komünist Fırkası’nın (Partisi) da 18 Ekim 1920’de kurulduğunu görüyoruz. Yani Komintern kongresinden bir buçuk ay sonrası. Bu da, Mustafa Kemal Hükümetinin, Sovyetlerde ki ve komünist dünyada ki gelişmeleri dikkatle izlediklerini göstermektedir.

M. Kemal’in kurdurduğu Türk Komünist Fırkası’nın kurucuları arasında**, Tevfik Rüştü Aras, Celal Bayar, Yunus Nadi, Kılıç Ali, Hakkı Behiç Bayiç, İhsan Eryavuz, Refik Koraltan, Eyüp Sabri Akgöl ve Süreyya Yiğit vardır. Partiye ayrıca Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, İsmet İnönü ve Kazım Karabekir de üye olmuşlardı. Bunun düzmece ve hilebaz bir girişim olduğu çok açık. Lenin’in başında olduğu komünist dünya, bu komedinin zamanla farkına varır ve zaten Komintern, Mustafa Kemal’in TKF’nin üyelik başvurusunu reddeder.

M. Kemal, birinci amacına biraz da SSCB’nin emperyalistlere karşı verdiği savaş nedeniyle ulaşır. Fakat Anadolu’da ki sosyalist ve Sovyetlerden etkilenen sol kesimi etrafında toplama girişimi ise başarılı olamaz. Çünkü kardeşiyle birlikte önemli bir güç olan Çerkez Ethem ve Yeşil Ordu hareketi, Mustafa Kemal’e biat etme yerine, bağımsız tavır sergilerler. Daha da önemlisi Mustafa Kemal’in kurdurduğu Yeşil Ordu adında ki gizli örgütlenme giderek Çerkez Ethem ve TBMM de de var olan sosyalist ekibinin kontrolüne geçer. Aynı tarihi dönem de Mustafa Suphi de ülkeye gelmek için Mustafa Kemal’e mektuplar ve elçiler göndermektedir. Daha da önemlisi, hem Yeşil Ordu grubuyla hem de Türkiye Komünist Partisiyle(TKP) ilişki içinde olan ve Mecliste taraftarları bulunan Türkiye Halk İştirakiyum Fırkası, 7 Aralık 1920 de faaliyete başlar (Fakat 20 Ocak 1921 de yani bir buçuk ay sonra da kapatılacaktır). Komintern tarafından, düzmece partinin kabul edilmemesi ve Anadolu’da ki devrimci, ilerici güçlerin onun etrafında toplanmamasıyla Mustafa Kemal, gizli ve acımasız bir karar alır: Kontrol edemediği kendi dışında ki sosyalist ve komünist unsurları her yol kullanılarak tasfiye etmek. Bu tasfiye de kullandığı kadrolar içinde başrolü oynayan kişi, M. Kemal’in ve Parlamentonun korunmasından sorumlu Muhafız Birliği Komutanı ve çete reisi Topal Osman’dır. Hani şu Rum halkını-Kürt köylüsünü, M. Suphi ve arkadaşlarını katleden ve Suphi’nin Rus eşini istismar eden aşağılık kişi! Ayrıca M. Kemal, amacına ulaştığı için kurdurduğu ve üyesi de olduğu Komünist Fırkasını, üç ay sonra kapatır. Gelelim Sovyet iktidarının ikili politikasına!

Kurtuluş savaşı veren ulusal-devrimci burjuvaziye destek vermek için ‘Komünistlerin serbestçe ajitasyon, propaganda ve örgütlenme özgürlüğünü, şart koşan Lenin’in, bu ilkelerinin takipçisi olamadığını görüyoruz. Çünkü Sovyet iktidarı, emperyalist kuşatma ve boğazlar nedeniyle M. Kemal ile ilişkisini bozmak istememiş ve Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katli dâhil birçok vahşete sessiz kalmıştır(Hatta bir iddiaya göre de M. Suphi maceracılık’ ile suçlanır). SSCB yönetimi ve Komintern’in, ne Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesine, ne de Çerkez Ethem dâhil komünistlerin baskı ve yasaklamalarına karşı seslerin çıktığını gösteren bir belgeye rastlanmamıştır. Hangi gerekçe ileri sürülürse sürülsün; M. Suphi ve arkadaşlarının katledilmesine, M. Suphi’nin eşi Komsomol Maria’nın ahlaksızca istismarına ve durumuna ilişkin sessizlik içinde olunması, Marxist bir tavır değildir. Bu vahşetlerin fütursuzca yerine getirilmesi açıktır ki Sovyet Yönetiminin, M. Kemal iktidarıyla olan ilişkilerini doğru bir şekilde yönetemediğini göstermektedir. M. Kemal bu vahşetin ve yasaklamaların yaşanmasına karar verebiliyorsa, demek ki SSCB’nin kendisine mecbur olduğunu ve sessiz kalacağını biliyordu. 1920 yılı sonu ve 1921 yılı başındaki bu operasyonlar tarihi olarak Türkiye’nin hala Sovyet desteğine ihtiyaç duyduğu yıllardır. SSCB'ye ihtiyacın olduğu böyle bir zamanda bu tür insanlık dışı adımları atmak demek, Sovyet iktidarının bu cesareti M. Kemal hareketine verdiğinin bir ispatıdır.   

Ayrıca M. Kemal; M. Suphi’nin başını çektiği Komünist Parti heyetini yok etme operasyonu için Topal Osman denen faşist adamı görevlendirmişti. Bu kişi de bu işi, Yahya Kâhya denen ırkçı ve İttihatçı arkadaşına devretmişti. Silahsız ve masum M. Suphi ve 14 arkadaşı, bu silahlı çete tarafından teknelerinde öldürülüp denize atıldılar. Suphi’nin eşi Maria alıkonulup içki masalarında değişik şerefsiz tarafından istismar aracı olarak kullanıldı. Maria bu zulme, kahredici şehvet ve vahşete daha fazla dayanamayarak kahrından öldü. İşte dün ve bugün birileri(Sovyet yönetimi de dâhil) bu drama sessiz kalmış ve kalmaya devam etmişse eğer, bu tavrın bırakın Marxizmi, insanlıkla bir ilgisi olmadığını açıkça ilan ediyoruz. Ayrıca bu tür davranışların, SSCB’nin yıkılmasında rol oynadığını da bilmemiz gerekiyor. 

Ayrıca M. Kemal iktidarı bu hatasını gizlemek ve delilleri yok etmek için üç ciddi adım daha atar. Birincisi, Faşist Y. Kâhya ortadan kaldırılır. İkincisi bu konuyu ısrarla araştırmak ve sorumluların bulunmasını isteyen Trabzon milletvekili ve de gazeteci A. Şükrü, T. Osman’ın bağ evinde boğularak öldürülür ve de üçüncü adım olarak hükümet resmi açıklama yayınlar: ‘ M. Suphi ve heyetinin olduğu tekne dalgalar nedeniyle alabora olmuştur.’ Suçlu kendini ne güzel ele vermiş değil mi? Hangi meteoroloji ve güvenlik yetkilisi bu çağda bu tespiti yapabilir ki?        

Açıkça ortaya koymamız gerekiyor ki, içerde ki solun tasfiyesinde İslamcılarla, ağa ve mütegallibe takımıyla işbirliği yapan Mustafa Kemal, bu politikasında ki başarısını esas olarak, Sovyetler Birliğinin her hâlükârda kendisini ve ülkesini destekleyeceği kesin Kanaat’ına ve SSCB’nin yukarda altını çizdiğim sakat dış politikasına borçludur. İki ülke arasında, Mart 1921'de, komünistlerin öldürülüp, yasaklanıp hapse atılmalarından iki ay sonra, bir Dostluk Antlaşması imzalanması, Lenin’in ileri sürdüğü ilkelerinin hayatta karşılık bulmamasının bizzat sorumlusunun SSCB iktidarı olduğunu göstermektedir.

Devrimci iktidarlarda; toplumsal ve insani değerler, her zaman ve her koşulda devlet çıkarlarından önce gelmelidir. Bu politika olmadıkça Marxistlerin bir geleceği olmayacaktır.

Sovyet resmi verilerine göre Kurtuluş Savaşı döneminde Rusya’nın Türkiye’ye yaptığı askeri ve nakdi yardımlar: 39.000 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, -63 milyon fişek,  147.000 top mermisi.
2 avcı botu, Doğu sınırlarından eski Rus ordusunun bıraktığı askeri malzemeler. 
Ankara’da iki barut fabrikasının kurulmasına yardım ve Fişek fabrikası için gerekli teçhizat ve hammadde sağlama. 
200 kilo külçe altın, 100.000 altın Ruble (kimsesiz gazi çocukları için yetimhane kurulması amacıyla) 
20.000 Lira (basımevi ve sinema teçhizatı alımı için), 10 milyon altın Ruble.

**Diğer yanda, M. Kemal’in kurdurduğu ve üyesi de olduğu Türk Komünist Fırkasının (TKF‘nın), Komintern Gazetesinde Yayımlanan Türk Kurtuluş Savaşı’yla İlgili görüşünü merak edenler Mete Tuncay’ın Türkiye Sol Tarihine Notlar Tarih ve Toplum yazıları adlı eserinin 149. sayfasına göz atabilirler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir