ECEVİT’E SUİKAST

Telefon iki kere uzunca çaldı ve durdu. Sonra tekrar bir kere çalıp kapandı. İzmir sorumlusu olarak bu şehre atandığında biraz rahat edeceğini düşünen R.M. , son günlerde ki buluşma trafiğinden oldukça canı sıkılmaya başlamıştı. Rahata alıştığı için kendisine kızmıyor da değildi hani. Telefon zilleri ona buluşması gerektiğini hatırlattığında tüm bunları aklından geçirdiğine şaşarak randevuya yetişmek için aceleyle yerinden fırladı. Randevuya giderken uyması gereken tüm kuralları uygulayarak şifreye uygun önceden kararlaştırılmış olan işyerine girdi. Burası buluştukları yerler içerisinde en az lüks kalanı olmasına rağmen onun en çok hoşuna giden yerdi. Çünkü çalan müzik, mağazanın akustik yapısıyla tınıların ayrı birer içerik kazandığı muhteşem bir konsere dönüşüyordu. Batı müziği, kulağı tırmalamadan insanın başka bir atmosferde olduğunu hatırlatıyor ve buna binanın özel yapısı olağanüstü bir katkı sunuyordu. Bir an görevini unutarak atmosferin etkisine giren Şef, buluşacağı kişiyi kendini süzerken görünce gayri ihtiyari irkildi. Karşısındaki ise “ bizim şefe ne oluyor anlamadım? Beni her gördüğünde şaşkın bir şekilde bana bakıyor” diye düşünmeye başlamıştı bile. Mağaza da hiç müşteri yoktu. Zaten olsa da onları fark etmeyecek şekilde arka bölüme müşteri gibi girilen bir paravan bölüm yapılmıştı. Yavaşça oraya süzüldüler. R. M. sordu:

-Nedir acil olan?

Çünkü 2 uzun /dur/ bir kısa çalan telefon acil buluşma kodundan başka bir şey değildi.

-Efendim hedefin şehrimize geleceği kesinleşti. Gün/saat ve rota belli oldu. Biraz önce çok acil notuyla elimize ulaştı. Ayrı…

-Peki, ver bakayım.

Dediğinde karşısındakinin bir şeyler daha ekleyeceğini görerek:

-Ne oldu? Diye sordu.

-Efendim ayrıca size özel ve sizin çözebileceğiniz bir mesaj ve ayrıca bir paket de var.

Dediğinde R.M. işin oldukça ciddi olduğunu anlamıştı. Sıkıntı basmıştı. Eğer özel şifre gelmişse bu işin bizzat kendisi tarafından organize edilmesinin isteneceğini biliyordu. Paketin önemini ise anlayamamıştı. İki dokümanı da aldı şöyle bir göz attıktan sonra:

-Benden haber bekleyin.

Diyerek paketi de alarak oradan hızla uzaklaştı.

Yolda düşünüyordu: Gelen notun, *Ober Ammergau ya gönderilmesinde büyük rol oynayan O.K. nin özel talimatı olduğundan emindi.

Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ile S. Demirel’in özel buluşmasında da kendisine görev verilmişti. Mustafa Özkan’ın muhalefetine rağmen bu buluşmada kendi timi sorumlu kılınmış ve tüm güvenlik ve istihbarat bilgileri ( ki buna Sancar ve Demirel’in tüm konuşmaları da dâhildi) O.K. ye ileterek sadakatini ispatlamıştı. Şimdi ise durum oldukça farklı idi. EX edilmek istenen kişi Kıbrıs Harekâtına karar vermiş ve Başbakanlık yapmış birisiydi. Aslında ona gizli de olsa bir sempati beslediğini ve bunu kendine dahi itiraf etmekten çekindiğini düşünüyordu. Bu düşünce dahi aldığı eğitimin kendi üzerinde yeterince etkili olmadığının bir ifadesi sayılabilir ve bunun bilinmesi sonunu getirebilirdi. Fakat operasyonu zaafa uğratacak içindeki her türlü sesi susturmak için çabalasa da, yine de bu işin doğru olmadığına dair bir ses kulaklarında yankı bulup duruyordu.

Büroya girer girmez sekretere bir müddet telefonlara çıkmayacağını söyledikten sonra odasına yöneldi. İlk işi gelen mesajı çözmek oldu. Yanılmamıştı planı baştan sona yönetmek için sorumlu kılınmıştı. Ve gönderilen pakette ki suikast silahının özellikleri sıralanıyordu. Zehirli mermi sıkan bu silah ilk defa kullanılacak ve dikkat edilmesi gereken hususlar bir bir belirtilmişti. Daire de sınırlı sayıda olduğu ve kesinlikle ele geçmemesi gerektiği notu da düşülmüştü. Derin bir düşünceye ve vicdanında ki sesi boğmak için son insani kırıntılar bataklığına daldı. Bulanık sudan çıktığında pek başarılı olduğu söylenemezdi. Gel-gitler ve ikilemler içinde kalmak olacak şey değildi. Kararsız birçok arkadaşının nasıl paçavra gibi kenara atıldığını biliyordu. Hesaplaşamadığı bu duygusu ve ikili düşüncesi ile baş başaydı. İlk defa gerçek bir dostunun olmadığını ve olamayacağını fark etti. Bu onun Harp okulundaki idealist düşüncelerinden ne kadar farklı ve oldukça uzak bir noktaya sürüklendiğinin açık bir kanıtıydı. İçindeki bu ‘düşmanı’ öldürememenin acizliği ile ne yapacağına ilişkin ilk defa bir çaresizlik içinde olduğunu kendine itiraf etmekten de çekiniyordu. İşinin gereği her türlü acıma duygusu ve tereddüt onun sonu olabilirdi. Bundan kurtulacağını düşündüğü bir tedbire başvurmayı planlayarak biraz olsun rahatladı. Plandan sorumlu idi fakat genel temayüle göre operasyona bizzat katılması gerekmiyordu.

Tarih 29 Mayıs. Yer Çiğli Havaalanı. İstanbul’dan THY ait uçağın gelmesi bekleniyor. Polisler iki sıra halinde koridor oluşturmuşlar güvenliği sağlıyorlar. Olağanüstü hiçbir şey gözükmüyor. Polis memurlarından İ.Ç. gözünü sabit bir noktaya dikmiş derin düşüncelere dalarak arkadaşlarından ayrı bir görüntü verdiğinin farkında değil. Herkes daha hareketli ve birbirleriyle konuşma içinde iken o bir robot gibi kıpırdamadan duruyor. Hemen yanında ki arkadaşı durumunu görüp birkaç kere seslenmişte olsa o duymuyordu. Derin düşüncelere dalmasına sebep solak olduğunu bildikleri halde neden bu görevi kendisine verdikleriydi. İşte kafasına takılan ve bir türlü çözemediği şey buydu. Özel Savaş birimine alındığında solak olduğu anlaşınca ve atışlarda ki başarısız sonuçlarda göz önüne alınarak pasif alanlarda görev verilmişti. Şu anki görevi, Ecevit iktidarı boyunca zehirlenmiş(!) olan teşkilatta ki polisler içinde gerekli çalışmaları yapmaktı. Bu görevin içinde komünist, alevi ve ayrılıkçı unsurları ihbar etmek ve onlar üzerinde baskı ve şiddet yaratarak sola kaymayı durdurmak vb. de vardı elbette. Ama bu suikast işinin kendine verilmesini bir türlü anlamlandıramıyordu. Yeminli bir Ecevit düşmanı olduğu bilinse de atışlarda ki yetersizliği ortada iken görevli kılınması, kendisine yine de doğru bir görev olarak gözükmüyordu. Tam bunları düşünürken uçağın alana indiğini yanında ki arkadaşının kendisini dürtmesiyle haberi oldu. Kafasında çözemediği bu sorular varken ayakları, güvenliğin sağlanması için ileri fırlayan arkadaşlarını takip etmeye başladı. Zimmetli tabancasının yerine koyduğu garip silahın olduğu kılıfın düğmesini sessizce açtı. Uçaktan inenleri beklemeye başladı.

Polis şefi ise tedirgindi. İlk defa böylesi bir görev öncesi uyarılıyordu: telsizini onların söylediği frekansa göre ayarlamalıydı. Özel birimden birçok uyarı aldığı olmuştu fakat bunlar komünistlere yönelik operasyon öncesi şeylerdi. İlk defa Başbakanlık yapmış birisi için önceden “talimat uyarısı” alıyordu. Bunun anlamı ciddi şeylerin olacağına işaretti. Uçaktan inenlere doğru yürürken polis memurlarından birinin arkadaşlarını iterek öne geçtiğini fark etti. Aynı anda uçağın kapısına dayanan portatif merdivenden insanlar inmeye başlamıştı. Ecevit yanındaki partililer ve korumalarının arasında fark bile edilmiyordu. Komiserin gözü öne doğru çıkan adamına takılmıştı. Uçaktan inenlerden oldukça uzakta kaldığını fark edince hızlı adımlarla gelenlere doğru yürüdü. Henüz birkaç metre kalmıştı ki alışılmışın dışında bir patlama duydu. Polis İsmet’in elinde ki silahı ve Ecevit’in yanında ki bir adamın aynı anda yere yıkıldığını gördü. İlk işi silahı ateşleyen adamının üzerine atlamak oldu. Silahı elinden alıp beline taktı ve iki polise adlarıyla hitap ederek “bunu içeri götürün” diye seslendi. Vurulan kişinin ve partililerin olduğu yöne doğru baktığında korumalarının Ecevit’i çoktan uzaklaştırmış olduğunu gördü. Hatta korumalardan birinin kendisine doğru geldiğini görerek fark etmemiş gibi yaralıya doğru koştu. Tam o anda özel frekanstan önceden bildirilen numaraya telefon etmesi isteniyordu.

Ecevit’in koruması komiserin “saldırgan ve silah nerede?” diye bağırmasına aldırmadan telefon etmek için hızla binaya doğru yürümeye başladı. Telefonu çalıyordu:

-Buyurun efendim.

-Nerdesin be adam? Başarısız olmuş, öylemi?

-Evet efendim.

-Bak komser! Adamı ve silahı sakın ola ki teslim etmeyesin.

-Hiç merak etmeyin efendim.

Komiserle konuştuktan sonra operasyon sorumlusu düşünmeye başlamıştı: sevinmeli mi yoksa üzülmeli miydi, bilemiyordu. Aslına bakarsan başarısız olduğu için zılgıt yiyeceği kesindi. Ama ilk defa farklı bir duygunun içini doldurduğunu görerek hem sevindi hem de şaşırdı. Kişiyi bizzat kendisi seçmiş ve sonucun az çok bu şekilde olacağını tahmin ediyordu. Fakat başarısızlığın nelere yol açacağının henüz farkında değildi.

* Ober Ammergau; Almanya da Bavaria’ya bağlı küçük bir şehir. Burada NATO’ya bağlı uluslararası Kontr-Gerilla eğitim merkezi bulunmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir