Bugün ülkemizde kendine komünist-devrimci ve sosyalist diyen grupların, amipler gibi bölündüğünü, sürekliliği ve gücü olan bir birlikteliğe ulaşamadığını yaşıyor ve görüyoruz. Bu dağınıklık, sadece yenilgi dönemlerin sonunda ortaya çıkmıyor(biliyoruz ki hiçbir sosyalist eskisi gibi değil). Devrimcilerin bu dağınıklığı son yüzyıldır kronik olarak devam ediyor. Tabi bu güçsüzlük, faşist ve gerici olan güçleri şişirdikçe şişiriyor ve büyütüyor. Elbetteki bu sonucun alınması için devlet güçleri de çok uğraşıyor; 1915 yılında komünistleri(Ermeni devrimcileri) asmış, devrimcileri Karenizde alçakça boğdurmuş, zindanlara doldurmuş, işkence etmiş, yasaklamış ve sonuçta 12 Mart ve Eylül darbeleriyle onları katletmiş, darağacına göndermişti. Fakat birliğin olmamasında bunların hiçbiri esas sebep değildir. Peki, bu dağınıklığı, vurdumduymazlığı ve bu can sıkıcı uyuşukluğu nasıl aşacağız?
Bu birliğin gerçekleşmesi için, sanırım hiçte beklenilmeyen bir yoldan işe koyulmak gerekiyor. Boş birlik çağrılarını ve grupların suçlanmalarını bir tarafa bırakıp, Marx’ın şu önemli tespitini bilince çıkartarak işe başlayabiliriz: ‘komünistler işçi sınıfı dışında ayrı bir güç değillerdir’ Peki bu tespitin anlamı nedir ve bize birlik için ne demek istiyor?
Bu tespit, açıktır ki işçi sınıfının nesnel gücünü aydınlar olarak bilince çıkartmak ve bu bilinci kendisine taşımakla ilgili sadece. Eğer devrimcilikle yetinmek istemiyor, aynı zamanda komünist bir hareket olmayı amaçlıyorsak, biz aydınlar(veya gruplar), işçi sınıfı içinde çalışmaya yönelmeliyiz. Çünkü işçi sınıfı, mevcut toplumları tarihsel olarak komünizme (sınıfsız topluma) taşımakla yükümlü bir sınıfın adıdır. Bu nedenle onsuz sosyalist olmak ve komünist bir hareket yaratmak da mümkün değil. Örneğin birileri kendisine veya örgütüne komünist diyorsa sadece şuna bakın: İşçi sınıfıyla siyasi bir ilişkisi var mı? Daha açık bir şekilde ifade edecek olursam: bu grup ve örgüt, toplumda devletin-gericiliğin-faşizmin yarattığı haksızlıklara(sömürü-katliam-ötekileştirme-şovenizm vb.) karşı işçi sınıfının tepki koymasını örgütleyip sevk ve idare edebiliyor mu? Yok, edemiyorsa bilin ki o örgütün adı ne olursa olsun onlar, sadece küçük-burjuva bir aydınlar kulübüdür. Bu tespit, Marxismin abc’sidir. Evet, işçi sınıfıyla siyasi anlamda bir ilişki yaratılmadan devrimci-anarşist hatta ihtilalci bile olabiliriz fakat asla komünist olamayız!
Neden olamayız?
Yukarıda da değindiğim gibi işçi sınıfı, tarihsel olarak mevcut kapitalist sistemi devirip yeni olan bir sistemi kuracak olan tek sınıftır da ondan! Nasıl ki; feodalizmi burjuvazinin devirmesinin tarihsel olarak kaçınılmazlığı, sosyal bilimin(diyalektik ve tarihi materyalizmin) bir yasası ise, tıpkı bunun gibi kapitalizmi devirebilecek yegâne sınıf da proletaryadır. Bunu açığa çıkartan ve bilimsel olarak bize sunan da Marx ve Engels’tir. Peki, sınıfı bu derece önemli ve donanımlı yapan güç nereden geliyor? Eğer bu gücü doğru biçimde kavrayabilirsek sanırım onun arasında çalışmanın ne derece önemli olduğunu ve de doğrudan komünist hareketin yaratılmasını (devrimcilerin komünistlerin birliğini) sağladığını da kavramış oluruz diye düşünüyorum.
İşçi sınıfı, mevcut sisteme muhalif olan diğer sınıflarda bulunmayan sosyal özelliklere sahiptir. Bu özellikler elbette ki nesnel anlamda rüşeym halinde. Bunların sınıfın kendisinde bir bütün olarak statik ve durağan değil, bilinçli ve örgütlü davranışlar haline gelmesi için; 1- onlara bu nesnel güçlerini hatırlatan ve kavratan bir bilinci aydınlar tarafından onlara taşınması gerekmektedir. 2- İşçi sınıfının başlangıçta tümüyle olmasa da belli bir kesiminin, toplumda yaşanan sorunlarla üretimden gelen gücüyle ilgilenmesi, kayıtsız kalmaması ve tepki göstermesi gerekmektedir. Bunlara kısaca bakalım!
İŞÇİ SINIFININ KOMÜNİST ÖZELLİKLERİ
İşçi sınıfı veya sanayi proletaryası üretimden gelen aşağıdaki özellikleri taşımaktadır:
- Mülkiyetsizlik-parasızlık,
- Kolektiflik,
- İçsel disiplin,
- Teknolojiyle ilişkili ve
- Toplumsallık.
Özetle, burjuvazinin gelinen aşamada, örgütlü ve bilinçli bireyci-bencil-çıkarcı-kıyıcı-anti demokratik-daha fazla kar ve kazanma odaklı vb. özelliklerine karşı, proletaryanın sınıfsal anlamda yukarıda sıraladığım sosyal ve toplumcu değerlere sahip olduğunu görüyoruz. Daha da ilginç olanı, teknolojik gelişmelerin de genel seyrinin, toplumcu ve sosyal yönde olması ve de proletarya ve teknolojinin ortak değerlere sahip birer üretici güç olarak sınıf mücadelesinde tarihsel olarak yerlerini almış bulunuyor olmalarıdır. İşçilerin bugünkü geri-bilinçsiz ve cahillik içinde olmaları tekelcileri-oligarşiyi umutlandırmasın. Çoğu aydın geçinenlerin de bu yönde gevezelik edip ‘bunlar mı devrim yapacak’ diyerek mastürbasyon yapmasın! Proletaryanın devrimcileşmesi bu tür ahkâmlar keserek değil, ancak onlar arasında çalışarak yani onlara bilinç taşınarak mümkün olabilir ancak! Tekelci burjuvaziye hizmet eden ‘elveda proletarya’cılara sormak isterim ki; var olan vicdansız-insafsız sömürü-katliam ve yoksullaşmalara karşı öneriniz nedir?
Özetle yukarıdaki komünist değerler, embriyon halinde de olsa sınıfın nesnel özellikleri olarak üretimden gelen güç kaynaklarıdır. Sınıfın bu güç kaynağından doya doya içmesini sağlamamız gerekiyor. Bu nedenle de zalim yöneticilerin, sendikacılar-faşistler-reformcular-dinciler-rüşvetler-devlet güçleri vb. araçlarla, proletaryayı cahil ve bilinçsiz bırakmalarına karşı, kendi gücünün farkına varması için onlarla omuz omuza olmalıyız. İkinci Adım:
İŞÇİ SINIFININ SİYASİLEŞMESİ
İşçi sınıfı içinde onlarla birlikte olmak her şeyi çözmüyor. Bu yönde çalışma yapan devrimci gruplar, geçmişte veya bugünde var. Ama bu örgütler için, ‘grupçu davrandıklarından dolayı sınıf içinde ciddi bir güç haline gelemediler’ demek konuyu anlamamak olur! Elbetteki bu tavırları tesadüf değil! Bu sebep değil sadece bir sonuçtur. Sınıfın ciddi bir örgütsel güce gelememesinin tek sebebi, siyasi mücadele içinde sınıf olarak yer almamasıdır. İşçi sınıfı arasında olup, onların ekonomik ve sosyal hakları için mücadele içinde var olmalarını sağlamak elbetteki olumlu bir adımdır. Fakat yetmez! Sınıfın örgütlü bir güç olarak ortaya çıkması ve sınıf savaşı içinde yer almasının biricik göstergesi, siyasi mücadele içinde yer almasıdır. Basit biçimde anlatacak olursam: biz aydınlar ve değişik sınıflardan bir araya gelmiş devrimciler, kişi veya grup olarak, düzen içinde devletin-gericilerin-faşistlerin ve ya feodal kesimlerin yarattıkları haksızlıklara karşı deşik biçimlerde protestolar ediyoruz. Örneğin en son Yargıtay 3. Dairenin aldığı faşist karara karşı avukatlar-aydınlar hatta CHP bile protestolar yapıyor. İşte bunların hepsi siyasi mücadele biçimleridir ve ara burjuva ve küçük-burjuva sınıflara aittir. Aynı protestoyu işçiler de üretimden gelen güçleriyle şu veya bu biçimde ortaya koyabilirler ise işte o zaman buna, proletaryanın siyasi mücadelesidir diyebiliriz. İşte o zaman sınıfın bu kesiminin bilinçli hale geldiğini söyleyebiliriz. Var mı böyle bir durum? Ne gezer! Sonra da kendine komünist diyen kişi ve örgütler çıkıp, devrimci ve komünist sempatizanlar üzerinde duygusal sömürüde sınır tanımadan şarlatanlık yapıp duruyorlar. Tabi, yukarıdaki güncel örnek dışında, toplumda her gün ve her saat haksızlıklar üretilmekte ve sonsuz derecede toplumu pasifize etmek için devletin baskıları ve terörü bulunmaktadır. Bu nedenle işçi sınıfı, kadınların ölümüne-üreticilerin sorunlarına-Kürt halkının uğradığı baskılara-aydınların ve devrimcilerin katline-çevrenin tahribatına- çocukların istismarına-yandaki fabrikada veya diğer iş kolundaki işçi kardeşlerinin sorunlarına vb. vb. yüzlerce haksızlıklara da üretimden gelen gücüyle karşı çıkacaktır. Bu karşı çıkış elbetteki koşullara bağlı olarak biçim alacaktır: yemek boykotu-iş bırakma-basın açıklaması-grev vb gibi. Şüphesiz bu tavır muktedirler ve tekelci burjuvazi tarafından anında boğulmak istenecek ve saldırı değişik biçimlerde(yasal ve yasa dışı) organize edilecektir. Sınıfın belli bir kesiminin bu siyasi çıkışına, devlet ve güçleri tarafından gösterilen şiddetli tepkinin karşısında eğer sınıfın belli bir çoğunluğu karşı durur ve eylemliğini artırırsa gericiler gerileyecektir. Aksi durumda bu gelenekte ezilecek ve korku duvarı yeniden örülecektir.
İşte bu siyasi tavır, sınıf hareketinin geliştiğinin ve komünistlerin birliğinin sağlandığının da işareti olacaktır. Bu yönde ciddi ve ısrarlı şekilde çalışma yapmayıp, sosyalistlik ve komünistlik taslayanlar, elbetteki diğer ara sınıfların temsilcileri olarak var olacaklardır. Onlar, mevcut düzene tutarlı biçimde karşı çıktıkları oranda, proletarya ve komünistlerin dostu olarak kabul görüleceklerdir.
*Devrimcilerin-komünistlerin birliği sosyalist anlamda bir birleşme olup bu, herhangi bir cephe veya demokratik güç birliği değildir.