Proletaryanın dışında ayrı bir güç olmayan komünist hareket, hem sınıfla hem de Marxist kuram ile olan ilişkilerinde derin sorunlar yaşamaktadır. Bunun sonucu olarak; güncel siyasete ve gelişmelere müdahale edecek bir güçten yoksun olan komünistler, bu güce ulaşabilmek için, acil olarak teorik ve pratik sorunlarını belirlemeli ve çözümler üretmelidirler. Yoksa dünyayı yöneten ve sömüren güçler arasındaki kavgaları izlemekten ve çatışan iki kötüden birini(ehveni şer olanı) desteklemekten öteye gidemeyeceklerdir.
Bugün iki temel konuda(teorik ve örgütsel) çözüm önerilerimizi, acil olarak hayata geçirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Teorik olarak: 1-Devrim yapan ülkelerin neden kapitalizme döndüğünü ve de 2- ülkelerimizdeki devrim stratejisinin ne olması gerektiğini saptamamız gerekiyor. Pratik olarak: 1- sınıfla ilişkinin geliştirilmesi için gerekli olan ajitasyon ve taktiklerin belirlenmesi ve de 2- komünistlerin birliği için öncelikle gerekli olan ideolojik tartışmaların gündeme alınması gerekmektedir.
Bu yazıda; hem teorik hem de pratik açısından önemli yer tutan kuramsal(ideolojik) bir sorunumuzu tartışmaya açacağım: Demokratik Devrimin sosyalizm(komünizm) ile ilişkisi.
DEMOKRATİK DEVRİMİN KAÇINILMAZLIĞI
Tartışmamızı demokratik ve sosyalist devrim nedir sorusuna cevap vererek başlatabilirim. Demokratik devrim, tarihsel olarak burjuvazinin feodalizmin kurumlarına ve sistemine karşı verdiği mücadelenin adı olarak ortaya çıkmıştır. Demokrasi ve demokratik mücadele; mutlakıyet ve monarşik sisteme karşı, çoğunluğun düşüncesine ve bu düşüncenin iktidar olmasına imkân veren sistemin adıdır. Ne varki burjuvazi, sömüren ve ayrıcalıkları olan bir sınıf olarak, bu demokratik değerleri yani özgürlük-kardeşlik ve eşitliği hep kendi kişisel çıkarları için kullanmak istemiştir. Sonuçta burjuvazi, anti feodal mücadelesinde, düşünsel olarak bu değerleri(rasyonalizm ve ampirizm) geliştiren ve savunan fakat pratikte bunları uygulayamayan tavrıyla tarihte ki yerini almıştır. Fransız devrimi dâhil tüm devrimlerde burjuva sınıfı, pratikte yoksulların öfkesini ve acısını kullanarak, onları cepheye sürerek devrimlere öncülük etti. Devrime inanmış ve savaşan burjuva aydınlar ve küçük burjuva liderleri bu tanımın dışında tutarak söyleyebilirim ki sınıfsal olarak burjuvazi, ağızlarında özgürlük türkülerini düşürmeden her zaman ezilen ve emekçilerin karşısında feodal güçlerle birlikte oldu. Bugün emperyalizm çağında bunun daha örgütlü, gelişmiş biçimini yaşıyoruz.
Sonuçta demokratik devrim: 1- Mutlakıyet-gericilik ve tüm anti demokratik değer ve kurumlara karşı olmak, 2- Düşünme-gösteri-örgütlenme ve tüm halkın ve halklarının hakları için iktidar mücadelesi vermek anlamına gelmektedir.
Sosyalist(komünist) devrim ise; işçi sınıfının burjuvaziye karşı verdiği anti sermaye içerikli iktidar savaşının adıdır. Demokratik devrim, bir sınıflı toplumdan bir başka sınıflı topluma geçişin kendisiyken, sosyalist devrim, sınıflı bir toplumdan sınıfsız topluma geçişin adıdır. Dolayısıyla sosyalist devrimde temel program, anti-özel mülkiyeti içerir. Bu devrim stratejisi (sosyalist-komünist devrim), proletaryanın ve emekçilerin temel programı olmasına rağmen, hem iktidara gelebilmeleri hem de diğer sınıf ve katmanları sosyalist mücadeleye katabilmeleri için demokratik dönüşümleri yönetmek zorundadırlar. Lenin bu konuda birçok tespit yapmış ta olsa en net tarifi aşağıdadır:
“ Gerçekten, demokratik bir yöndeki siyasal dönüşümler ve hele siyasal devrimler hiçbir zaman ve hiçbir durumda, koşullar ne olursa olsun, sosyalist devrim sloganını ne gölgede bırakabilir, ne de güçten düşürebilirler. Tersine, sosyalist devrimin tabanını genişleterek, yeni küçük-burjuvazi katmanlarını ve yarı-proleter yığınları sosyalizm savaşımına sürükleyerek, sosyalist devrimi yakınlaştırmaktan başka hiçbir şey yapamazlar” ( V.ILENİN, EKİM DEVRİMİ DOSYASI, AVRUPA BİRLEŞİK DEVLETLERİ SLOGANI KONUSUNDA, SF.13, SOL Yayınları)
Bu tarif aslında demokratik devrimin sosyalist devrimi ile olan kaçınılmaz birlikteliğini bize anlatmaktadır. Hoş, Marx ve Engels, burjuvazinin gericileşmesi gerçeğinden hareketle, tüm demokratik adım ve hedeflerin proletarya tarafından omuzlanması ve sosyalist devrimin kaçınılmaz bir parçası haline geldiğini önceden açıklamışlardı.
İşte bu nedenle Engels, şu muhteşem tarifi yapmıştır: “Birincisi. Kesin bir şey varsa, o da şudur ki, partimiz ve işçi sınıfı, ancak demokratik Cumhuriyet(altını ben çizdim) biçimi altında iktidara gelebilir. Hatta bu, büyük Fransız devriminin gösterdiği gibi, proletarya diktatörlüğünün özgül biçimidir” (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTRİSİ, NOTLAR BÖLÜMÜ 55 NOLU NOT, Sf. 96, İNTER YAYINLARI)
Bu ‘demokratik Cumhuriyet’, demokratik ve sosyalist devrimin iç içe girmiş ‘özgül biçimidir’. Bu; Troçki’nin kesintisiz devrimi, Lenin’in tariflediği ‘tüm halkın devrimi’dir:
“Sosyal-demokratlar, proletaryaya, ülkemizdeki devrimin tüm halkın devrimi(altını ben çizdim) olduğunu söylüyorlar. En ileri ve sonuna kadar en devrimci olan tek sınıf olarak siz, bu devrimde yalnızca en etkin rolü oynamaya çalışmakla kalmamalı, aynı zamanda ona önderlik etmeye çalışmalısınız.” …”( DEMOKRATİK DEVRİMDE SOSYAL-DEMOKRASİNİN İKİ TAKTİĞİ, ÇEV. MUZAFFER ERDOST, SOL YAYINLARI, SF.145)
Lenin ayrıca, Engels ve Marx gibi, proletaryanın burjuvaziye karşı vereceği siyasal mücadelesinin içeriğini bize aynı şekilde açıklamaktadır:
“ Proletaryanın burjuvaziyi devirerek zafer kazanacağı toplumun siyasal biçimi demokratik bir cumhuriyet(altını ben çizdim) olacak ve …” (EKİM DEVRİMİ DOSYASI, sf. 16)
Özetle proletarya ve onun komünist partisinin devrim stratejisi: tüm sömürülen-ezilen-ötekileştirilen ve yavaş yavaş veya kitlesel biçimde katledilen tüm canlıların sorunlarını programına alan ve bu sorunların çözüm yollarını ortaya koyan, demokratik Cumhuriyet hedefidir. Proletaryanın öncülüğü de bu demokratik dönüşümü güvenilir ve kalıcı hale getirmektedir. İşçi sınıfı ve temsilcisi komünistler, insanlığın ve doğanın tüm sorunlarını kalıcı olarak çözmeye adaydır.
Ayrıca çağımızdaki birçok gelişme de demokratik devrimin kaçınılmazlığını bize sürekli hatırlatmaktadır:
- Çevresel-tarımsal ve sanayi ürünler vb.leri kirletilmiş ve de insanın sağlığı tehlike altındadır, tıp, insanı iyileştirme değil öldürmeyip kar etme amaçlı programlanmıştır,
- Doğa talan edilmekte ve canlı yaşam co2 vb. gazlarla tehdit altına girmiştir,
- Emperyalistler arası savaşlar bölgesel biçim almış ve milyonlarca insanın hayatı hem tehlikede hem de yerinden yurdundan edilmektedir,
- Sömürü ve aşırı kar hırsı, kapitalistleri gizli örgütlenmeyi-mafyalaşmayı-dini ritüelleri-uyuşturucu satışını-terörü vb. gerici değerleri çalışma tarzı haline getirmiştir,
- Proletarya, sadece bölünme ve satın alınma nedenleriyle değil, aynı zamanda gelişen teknoloji(robotlar-kafa emekçilerinin gelişen varlığı vb.) ve şirketler oligarşisinin özel planları(parça başı iş-evde iş-üretimin ülkelere dağılımı vb.) nedeniyle de toplumda hem nicelik azınlığa hem de nitelik olarak değer kaybına uğramıştır. 1900 yılının ilk yarısındaki olumlu koşullar bugün yoktur.
- Vb.
Bu nedenle de; demokratik mi yoksa sosyalist devrim mi tartışmaları sadece bir ezberden ve cahillikten başka bir şey değildir. Bu tartışma, zaten yukarıda da açıkladığım gibi 150 yıl önce sonlandırılmıştı.
Proletarya ve temsilcileri açısından çağımızın tek devrim programı, özel durumlar haricinde demokratik Cumhuriyeti hedefleyen demokratikleşmiş sosyalist devrim stratejisidir. Bu devrim, proletarya iktidarının özgül bir biçimidir.