SINIFSIZ TOPLUMA GİDEN YOL: İÇSEL DEVRİM-I

Komünizm adına yaşanan son yenilgiler sonrasında, proletarya ile ilişkili bir partinin önünde, iki temel görevin, daha net olarak ortaya çıktığını görüyoruz.

Birincisi devrimi başarmak yani zalimlerden iktidarı almak için gerekli olan(ülke koşullarını dikkate alarak oluşturulan) taktik ve mücadele biçimlerini saptayabilmek; Devrimin başarılmasında; kadroların bir parti etrafında toplanması ve Lenin’in formüle ettiği örgütlenme açısından gerekli olan adımların atılmasını sağlayabilmek.

Bu adımlar her ülkede farklı biçimlerde kendini gösterse de özünde Lenin’in ilkeleri ışığında yol almışlardır. Örneğin; Rusya’da; kültürel olarak geri olan ezilenlerin bilinçlenmesi ve örgütlenmesi için, proletarya içinde çalışmaya ağırlık veren ve işçi-köylü ittifakını temel alan siyasi demokratik devrim stratejisi.  Çin’de; işçi sınıfının zayıf olduğu ülkede, köylülüğü bilinçlendirme ve örgütlemeyi temel alan silahlı demokratik devrim stratejisinin izlenmesi. Küba’da; toplumda var olan anti diktacı birikim ve öfke, kırsal alanlarda sürdürülen gerilla savaşıyla, demokratik devrimin başarısına dönüştürülmesi gibi.

Peki, farklı ülkelerde fakat özünde aynı olan özellikler nelerdi? Bunlar: tüm zamanını mücadeleye adamak-parti organında görev almak-parti kararlarına uymak gibi disiplini, fedakârlığı-cesareti, direnci, kararlığı vb. özellikleri içeren devrimci değerlere sahip olmayı içeren özeliklerdir. Bu özellikler elbetteki komünizm dışındaki akımlarda da vardı: Blanquizm, anarşizm, Narodnik akımlar, sol radikaller vb. gibi. Bu özellikleri komünizmden ayıran ana kıstas sınıfsal farklılıktı elbette. Proletarya partisi bu özellikleri, sınıfsal-kitlesel- siyasi ve hedefi belli bir amaç için organize edip sevk ve idare ederken, diğerleri, proletaryayı temel alan bir siyasi strateji ve hedeften yoksun oldukları için, dayandıkları aydın-köylü ve küçük burjuva sınıfların özelliklerini yansıtan düzensiz-istikrarsız ve gel-gitli bir çizgide sürdürürler.     

Ne varki burada açıklanması gereken bir özel bir durum bulunmaktadır. Devrimci özellikler, yukarıda izah ettiğim gibi sadece proletarya devrimcilerinde yoktur. Bu devrimci değerler, küçük burjuva kesimler içinde de vardır. Bu sınıf içindeki değerler, proletaryanın bilinçli biçimde örgütlenmesine yönelmedikleri için elbetteki istikrarsız ve etkisizdirler. Fakat inandıkları devrim için ölümü göze alan-direngen ve mücadeleci anlayışı ve birçok kadroyu barındırırlar. 1800’lerde Marx zamanında Blanquist hareket ve de Lenin öncesi ve sonrası Narodnik hareketler, bu devrimci özellikleri gösteren gruplardır. Yine birçok yerde olduğu gibi ama özellikle İspanya iç savaşında devrim için ölüme giden binlerce anarşist(ki kendilerini böyle tanımlıyorlardı) de bu kategori içinde ele alınmalıdır. Buradan çıkan özlü sonuç; demek ki devrimci özellikler, sadece proletarya partisi ve üyelerine ait bir özellik değilmiş.

Proletarya partisi ve üyeleri, elbetteki devrimci değerlere sahip olmak zorundadırlar. Fakat devrimin başarılmasında rol oynayan bu özellikleri taşıyan kadrolar, eğer işçi sınıfıyla olan bir ilişkiden (sınıfsal ve ideolojik) güç almıyor, komünist liderler ve kadrolar tarafından yönetilmiyorlarsa, geleceği kuramayacaklardır. Tıpkı, Alman Sosyal-Demokrat Partide Marx-Engels’in, Bolşevik Partide Lenin’in, Çin Komünist partisinde Mao’nun ölümü sonrası bu ülkedeki devrimlerin kapitalizme teslim olması gibi! Yaşananlar bize şunu göstermiştir: komünist hareketler, bu liderlerin başta olduğu dönemlerde gelişme göstermişken, onlar öldüğünde tümden kapitalizmin kucağına düşmüşlerdir. Marx ve Engels’in ölümü sonrası Alman Sosyal Demokrat hareketin yöneticileri, 1919 devriminde tekelci burjuvazinin yanında fakat komünistlerin katlinde ve devrimin biçilmesinde rol almışlardır. Yine aynı şekilde Lenin’in ölümü sonrası, onun tüm uyarısına yani ‘Stalin’i değiştirin’ demesine rağmen, tek adam yönetiminin getirdiği felaketler giderek devrimin kapitalizme teslimini getirmiştir. Aynı gelişme farklı biçimlerde de olsa Çin’de yaşanmaktadır. Dünyanın en zengin sermayedar kişilerinin yetiştiği, kitleleri ve ulusları katleden bir komünist rejimin varlığına şahit oluyoruz. K. Kore’den vb.’leri ülkelerden bahsetmiyorum artık. Özetle bu liderler öldüğünde, bu hareketler ve devrimci iktidarlar da burjuva oligarkların yönetimine geçmektedir. Peki, buradan hangi sonucu çıkartmalı ve dersi edinmeliyiz? Buradan çıkartılacak sonuç açıktır sanırım: Komünist partilerde daha çok Marx-Engel-Lenin-Mao ve Castro’lar olmalı ki, liderler öldüğünde devrimin sürekliliği sağlanabilsin ve devrimin geri dönmesinin önüne geçilebilecek komünist kadrolar olabilsin.

Yukarıdaki analizin özeti ve özü şudur: Devrim için gerekli olan adımlar yani Lenin’e ait olan kadro politikası doğrudur. Fakat devrim sonrası için, liderlerin, Mao ve Castro’nun olumlu çabalarını saymazsak, genel ve doğru tespitler ve öneriler dışında kadro politikasına ilişkin bir plan yoktur. Komünizm adına yaşanan tüm acıların arka planında öz olarak bu sorun bulunmaktadır.

Peki, bu gelişmiş kadroların özellikleri nelerdir? Bu özellikler edinilirse mücadelede başarı şansı var mı? Şimdi de bunlara bakalım.

İkinci görev ise, devrim sonrasında toplumun sınıfsız topluma(Komünizmin üst aşamasına) gidişini garanti altına alacak olan kadro politikasını, devrim öncesinde oluşturmaktır. Yani sadece devrimin başarılmasında değil, daha da önemlisi devrimin sınıfsız topluma gidişinde rol oynayacak kadroların eğitimini sağlayan partinin çalışma tarzını önceden oluşturmak, hem devrimin başarısında, hem de sınıfsız topluma ulaşılmasında zorunlu bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Bir diğer anlatımla, komünist hareket içerisinde çok sayıda Marx-Engels-Lenin-Mao-Castro vb. lerini yetiştirmek temel hedefimiz olmalıdır. 

Bu eğitim ve bilinçlenme talebimiz neden önemli hale gelmiştir? Çünkü önümüzde olumsuz birçok örnek mevcutta ondan! Başta Sovyetler olmak üzere Küba hariç tüm devrim yapmış ülkeler, domino taşları misali arka arkaya kapitalizme veya benzer sistemlere teslim oldular da ondan. Peki, böylesine dehşet verici ve Marxismi aşağılayan, hiçleyen gelişmelerin nedenlerini araştırmayacak ve bulmak için çaba harcamayacak mıyız? Elbetteki yapacağız ve bunun için neler olduğuna ve neler yapmamız gerektiğine birlikte göz atacağız.
Lenin’in çok değer verdiği köylü kökenli işçi lideri Kalinin, Kronstadt ayaklanması olduğunda Tüm Sovyetlerin Yürütme Komitesi Başkanıydı. Ekim devriminin öncü güçlerinden biri olan isyancılarla görüşmeye gittiğinde bando mızıka ile karşılanmıştı. Bahriyelilerin haklı taleplerini dinledikten sonra onları ‘hainler, egoistler’ vb. biçimde değerlendirerek ezeceklerini söyleyen kişi olarak okuyoruz onu. Lenin’i de yanlış şekilde bilgilendiren lerin başında geldiğini düşünüyorum. Sonucu biliyoruz. Binlerce yiğit devrimci karşılıklı olarak yok olmuşlardır. Peki, Lenin böyle bir kişinin Yürütmenin Başına geçmesine nasıl müsaade etti(ki bu kişi daha sonra hep Stalin’in arkasında durdu)? Ve bu kişi, böylesi önemli bir göreve, buna uygun davranacak komünist özelliklerden yoksun olmasına rağmen nasıl geldi? Ve bu yoksunluğun sebebi neydi acaba? Aynı değerlendirmeyi Stalin için de yapabiliriz. Çünkü Lenin’in Stalin ile ilgili ‘görevden alın’ çağrısı ve onun, sonraki yıllarda ki uygulamaları bize yukarıdaki soruları sormamızı zorunlu kılıyor. Daha birçok kadrodan bahsetmiyorum bile: *Zinoviev, Kamenev, Rykov, Miliutin, Kuzmin, Nogin, Lunaçarski vb.gibi.
Devrim sonrası ortaya çıkan bu olumsuzluklar aslında şu nedene dayanıyordu: devrim öncesi kadro politikası, esas olarak siyasi strateji anlamında devrim sonrasına değil, devrim hedefine bağlı şekilde düzenlenmişti. Bu strateji, 1900 lerin başında tüm eleştirilere rağmen( Kautsky- Rosa vb.leri, Lenin’in örgütlenme planını yanlış buluyordu) Lenin’in ortaya koyduğu bir örgüt anlayışı olarak dâhiyane bir plandı. Devrimin başarılmasında bu örgütsel politikanın yeri, genel anlamda tartışılmazdı elbette. Fakat bu anlayış ile yetişmiş olan çoğu kadro, devrimin sürdürülmesinde ve geliştirilmesinde aynı başarıyı gösteremediler. Aksine devrimin kapitalizme tesliminde değişik rol oynadılar. Peki, sorun neredeydi? Sorun, kadroların sınıfsız toplum insanı olarak yetişmelerini sağlayacak adımların, devrim öncesinde atılmamasında yatıyordu. Bu açıdan, nasıl ki devrim sonrası dönem, komünizmin nihai aşamasına göre adımlarını düzenlemek zorunluluğu içindeyse, tıpkı bunun gibi, devrim öncesi dönemde de kadrolar, stratejik olarak komünist toplumdaki insanın özelliklerine sahip kişiler olarak eğitilmeleri gerekmekteydi. Marx-Engels ve Lenin, aslında bu konuda da tespitler yaptılar. Onlar, parti faaliyetinin dışında, devrim mücadelesinin o muazzam alt-üst oluş, etkileşim, derin deneyler, öğretiler ile kitleler ve kadroların kendilerini eğitip, gelişeceklerini umuyorlardı. Çünkü ummalarını sağlayacak olan ellerinde somut veriler vardı: bu veri de kendileriydi! Yani Marx-Engels, Lenin, Mao, Castro kendilerini,  mücadele içinde komünist toplumda ki kişiler gibi geliştirmişler ve onlar gibi davranabiliyorlardı. Zaten başarılarında da bu özelliklere sahip olmaları temel rol oynuyordu.

Bunu da isterseniz ikinci bölümde ele alalım.

*

Kadrolar arasında elbetteki Troçki de ele alınmalıdır. Troçki her ne kadar 1917 Şubat devrimi sonrası Bolşevik partiye katılmış da olsa, özellikle de iç savaş sırasında Kızıl Ordunun organize edilmesi ve yönetilmesinde çok önemli görevler görmüştür. Tüm bu olumlu adımlar ve başarılar, onun en az diğer kadrolar kadar devrimci özelliklere sahip olduğunu gösterse de komünist değerler açısından onun da oldukça gerilerde olduğunu görüyoruz! Almanlara karşı anlaşmada ki tavrı-Stalin gibi onun da siyasi komiserlik statüsünü benimsemesi-Kronstadt ayaklanmasındaki sert tavrı-Lenin’in vasiyetini sahiplenmeyip, Stalin’in önünü açması vb. birçok gerçekler sayılabilir. Bu açıdan onun da Stalin gibi başlı başına ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.   

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir