Proletarya demokrasisi bir yönetim biçimi olarak, devletin sönümlenmesi sürecine giden yolda birçok demokratik ve devrimci adımı organize eden dev bir projenin adıdır. O, ekonomik-siyasi-ideolojik-kültürel-teknolojik-örgütsel vb. tüm süreçlerin yönetilmesinden sorumlu bir devlet biçimidir. Onu, çoğulculukla eşitleyemez ve salt onunla açıklayamayız. Onun, Komün veya Engels’in dediği gibi Gemeinwesen (topluluk) olduğunu kabul edersek eğer, atılacak adımlar çok çeşitli-yeni-değişik ve toplumun güçlendirilmesi hedefine yönelik olması gerektiğini de kabul etmiş oluruz. Örneğin seçme-seçilme-geri çağrılma-herkesin ortala işçi ücreti kadar para alması-üretim, dağıtım, bölüşüm, istihdam ve planlanmadan proletaryanın sorumlu kılınması-herkesin belli bir dönem için bürokrat olması-sosyal teknolojide lider olmak gibi birçok adım, proleter demokrasiyi yani arkadaşların ifadesiyle sosyalist demokrasiyi oluşturan temellerdir. Çoğulculuk, elbetteki olmazsa olmaz bir adımdır ve proletarya demokrasisinin siyasi-örgütsel adımlarından sadece biridir.
Çoğulculuk,
Bu konu burada ilk defa bir başlık etrafında ele alınsa da buna, daha önce değişik konularla birlikte değinmiştim. Fakat iki nedenle, geçmişte ele alınan içeriğin, yetersiz olduğu ortada. Birincisi, çoğu Marxist bu konuyu, Sovyetlerin yıkılışında temel sorun olarak değerlendirdiği için, bunun tartışılması ön plana geçmiş ve de başlı başına ele alınması gerekiyordu. İkincisi, Sovyetlerin yıkılış sürecinde lider olan Gorbaçov, sosyalist toplumu, çoğulculukla veya demokrasiyle kurtarabileceğini iddia etmiş ve bu süre içinde çok ciddi umutlar yaratmıştı fakat beklentiler tersi olunca çoğulculuk denen soruna karşı, adı konmayan şüpheler birikmeye başlamıştı. Dolayısıyla daha önceki ele alış biçimi, çok genel doğruları ifade ettiği için eksiklik taşıyordu. Sadece ‘burjuva imtiyaz’ sorunu ayrıntılı şekilde ele alınıp sergilenmişti. Konuyu tüm yönleriyle ele alıp, felsefe yapmadan, pratikle bağlantısını kurarak açıklayabilirsem sanırım amacıma ulaşmış olurum.
Çoğulculuk kavramını elbetteki burjuva aydınları da ele alıp tartışıyorlar. Onlar, burjuva demokrasisinin can çektiği çağımızda, ona hayat öpücüğü vermek için çoğulculuğu bize anlatıp duruyorlar. Tıpkı Gorbaçov’un Sovyetlerin yıkımını önleyecek projenin bu olduğunu anlattığı gibi! Çoğulculuk şüphesiz ki sınıfsal bir kavram! Tekelci burjuvazinin anlayışıyla, proletaryanın konuyu ele alış biçimi, bu iki tarz her yönüyle farklıdır.
Çoğulculuk kavramı, birçok konu gibi sınıflı toplumun kaçınılmaz siyasi ve örgütsel adımlarından biridir. Daha açık söylersem, proletarya demokrasisinin uygulanış biçimlerinden biridir. Örneğin Paris Komününün ilkesi olan seçme seçilme ve geri çağrılma nasıl ki bu demokrasinin biçimlerinden biriyse, çoğulculukta bu adımlardan biridir. Herkesin ortalama işçi ücreti kadar para alması da bu demokrasinin ekonomik ayağıdır. Fakat çoğulculuğu diğerlerinden ayıran ve onun uygulanışını engelleyen bazı gelişmeler mevcuttur. Çünkü çoğulculuk; sınıfsal olarak proletarya dışındaki sınıfların haklarını içerirken, aynı zamanda sosyal-toplumsal olarak da etnik-cinsel-kültürel-insan hakları(etik) gibi birçok tarihsel ve sınıfsal farklılıkların siyasi platformda temsil edilmelerini kapsar. Bu açıdan, sınıflı toplumlar ve kapitalizmden sosyalist topluma miras kalan tüm bu farklılıkları proletarya demokrasisinin bastırması değil, aksine onların siyasi arenada açık ve yasal biçimde temsil etmelerini sağlaması gerekmektedir. Ancak bu devrimci politikayla, onların olumsuz etkilerinin sıfırlanabileceği süreç başlayabilir. Proletarya demokrasisinin veya diğer bir deyimle proletarya diktatörlüğünün hedefi; diğer sınıfları, kesimleri ve farklılıkları baskılamak değil, onların proletarya ile birlikte ortadan kalkacağı sınıfsızlık-parasızlık-kolektiflik ve toplumsallık içeren sürece sokabilmektir. Bu açıdan devrim sonrası koşullar uygunsa eğer, ‘burjuvazi imtiyazı’ dâhil(burada ki burjuvazi, ara sınıflar olarak okunmalıdır)tüm çoğulculuğun ifadesi olan farklılıkların örgütsel ve siyasi haklardan yararlanması sağlanmalıdır. Bunun için gerekli olan ise, nesnel koşulun var olmasıdır: iktidara karşı şiddete başvurmamak ve emperyalist komplocularla ilişki içinde olmamak sayılabilir.
Bundan sonraki bölümlerde; Marx-Engels-Lenin’in önerileri ve Küba devriminin deneyimi ele alınmış ve sınıfsız toplumun dönüştürülmesinde seçme-seçilme-geri çağılma-çoğulculuk vb. proleter demokrasi adımlarını tamamlayan, yöneten ve de herhangi bir sapmaya imkân tanımayan temel tezler ortaya konmuştur.
Hatta Lenin, Avrupa’da ki ‘solcuların’ eleştirileri karşısında bu konuyu daha da geniş şekilde ele almış ve sadece ezilenler adına hareket ettiklerini söyleyen devrimci akımların değil, burjuvazinin( ki bu burjuvazi ara sınıflardır) de bu haklardan yararlana bileceğini ve Marxismin bunu ret etmediğini ama kendi koşullarının buna imkân tanımadığını söylemiştir:
“BURJUVAZİNİN, daha önce de belirttiğim gibi, imtiyazlardan yoksun bırakılması, proletarya diktatörlüğünün zorunlu ve vazgeçilmez bir şartı değildir” ((V.İ. LENİN, PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ VE DÖNEK KAUTSKY, sf.148-9, Bilim ve sosyalizm Yayınları)
Devamında da
“ Kabul etmek gerekir ki, sömürücüleri imtiyazlardan yoksun bırakma konusu salt bir Rus sorunudur ve genel olarak proletarya diktatörlüğünün bir sorunu değildir.”( (age, sf. 126-7)
Lenin bu sorunu yukarıdaki şekilde sadece Rusya şartlarına bağlı olarak açıklıyor ama bunun kaynağını da bize gösteriyor:
“biz ülkemizde bu engelleri kaldırmaya çalıştık; ancak emekçi yığınların ülke yönetimine katılabilmelerini henüz sağlayamadık. Yasalar dışında, hiçbir yasaya bağlanamayacak bir kültür sorunu var.” (EKİM DEVRİMİ DOSYASI: II- SOVYET YÖNETİMİNİN ÖRGÜTLENMESİ EKİM YAYINLARI ŞUBAT 1990 I. BASKI SF.223, abç)
Ülkede kültürel gelişmenin olmasına bağlı olarak, burjuvazinin bu imtiyazlardan yararlanacağını söylüyor. Bu açıdan bu sorun yani proletarya demokrasisi, salt çoğulculuk ve örgütlenme özgürlüğü ile eşitlenemez. Lenin’in de altını çizdiği gibi kültürel gelişmenin olup olmaması elbetteki burjuvaziye tanınacak imtiyazlar için bir ölçüdür. Ama kültürel gelişmenin sağlanması, kapitalist toplumun ölçüleriyle değil, komünizmin bu ilk döneminde atılması gereken adımlara bağlı olarak gerçekleşebilir ancak. Dolayısıyla örgütlenme-düşünme-eylem vb özgürlükleri, Paris Komün ilkeleri ve komünist liderlerin önerilerinin hayata geçmesiyle soluk alır ve yaşama kavuşur.
Eğer bu temel adımlardan bağımsız ele alınıp ona ayrı bir anlam yüklerseniz, bu adım, proletaryaya değil burjuvaziye yarayacak bir araç haline gelebilir. Örneğin temel adımların gündeme alınmadığı bir devrim ülkesinde-Sovyetlerde, çoğulculuğun yani örgütlenme özgürlüğünün olduğunu varsayalım. Hatta bu özgürlüğü, sadece demokrat ve sosyalist olduklarını iddia edenlere tanımış olalım. Yani köylülüğü-orta sınıfları işin içine sokmayalım. Ülkede seçme-seçilme-geri çağrılma-herkesin ortalama işçi ücreti alması-işçilerin ekonomik süreci kontrol etmesi-herkesin geçici olarak bürokrat olması vb. adımlar yoksa o ülkeye istediğiniz çoğulculuğu ve örgütlenme özgürlüğünü getirin, tüm bunlar burjuvaziye ve iktidardaki burjuvazinin yandaşı ‘komünist’ yönetimin işine yarayacaktır. Bu özgürlüğü kullandınız ve uygulamalardaki eksiklikleri, örneğin birçok komünistin yargılamasını veya köylülere yönelik politikayı eleştirdiniz diyelim. Birincisi bu eleştiriyi yapamazsınız çünkü siz de bu ‘sosyalist’ engizisyon mahkemesine çıkma tehlikesi içinde olacağınızı düşünmeye başlarsınız! İkincisi böyle bir eleştiriyi yaptığınızı düşünelim bir an için! Sonuçta, sizin bu eleştirinizi ele alıp değerlendirecek ve olumlu sonuçlar çıkartacak bir demokratik mekanizma olmadığı için, bu eleştirinizin, var olan iktidarın ‘komünist’ politikasına karşı çıkan hain bir girişim olarak algılanacağını bilmeniz gerekir. Yani eleştiri sonrası engizisyonun karşısında bulacaksınızdır kendinizi. Bu açıdan uzatmaya gerek yok, kimse bu eleştiri özgürlüğünü kullanmak gibi bir aptallık yapmayacaktır. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Yapmamız gereken Homo Komünus adlı diğer kitaplarda da tekrar tekrar ve değişik içeriklerde de izah ettiğim gibi, devrim sonrası bir Proleter Demokrasi’den yani arkadaşların kullanmayı sevdiği ‘sosyalist demokrasi ’den bahsedebilmek için öncelikle bahsi geçen adımları atmamız gerekiyor. Dar anlamda ne örgütlenme özgürlüğü, ne de geniş anlamda proletarya demokrasisi, bu adımlar olmadan yaşam bulmaz!
Sonuçta Proleter demokrasisi, toplumun güçlendirilmesi stratejisi olarak, komünizmin son aşamasına gidişin olmazsa olmaz aracıdır. Bu araç tüm sınıfların, devletin-kurumların-eski alışkanlık, kavram ve anlayışların ortadan kalkması için bulunmuş en sağlam yoldur. Bu yol izlendiği oranda düşünme-örgütlenme ve eylem özgürlüğü gerçek anlamda(burjuva değil proleter içerikte) uygulanabilecektir. Yine, tüm iş bölümler giderek özel durumlar hariç ortadan kalkacak-çalışma bir gereksinim haline gelecek-devlet zayıflayıp toplum güçlenecek-kapitalist tüm lekeler azalmaya başlayacak-yeni tipte insan ve toplum her yönden gelişip zenginleşecek yani herkes yeteneğinin ve gereksinimin bilincinde olacak şekilde davranacak vb. sonuçlara doğru gidiş olacaktır.
Proletarya demokrasisi, işte bu hedefe giden yolun girişidir. Devletin değil toplumun güçlendirilmesinin biricik aracıdır.
Yukarıda devrim sonrası proletarya adına atılması gereken adımları sıraladık. Bunların içerisinde Proletarya Demokrasisi, aslında atılan tüm adımların ortak adıdır.
I don’t want to be popular