100 bin yıllık akıllı insan(HOMO SAPİENS) çağını, Marx-Engels ve Paris Kümünarları 1870 yılı itibariyle sonlandırdılar ve sosyal insan(HOMO KOMÜNUS) dönemini başlattılar. Fakat bu dönem ancak bir yüz yıl varlığını koruyabildi. Çünkü emperyalistler, tanrısal insan(HOMO DEUS) dönemi için önemli değişimlere imza atmaya başlarken, komünistler Sosyal insan olmaktan çoktan çıkmışlardı bile! Örneğin, Yunan devrimini emperyalistlere ezdirmişler, kendi yoldaşlarına işkence edip onları öldürmüşler, ‘ben ne dersem o doğrudur’ ilkesini benimsemişler, yaşlıları, gözlüklüleri, ihtiyarları, özürlüleri, ulusları ve dezavantajlı olanları yok saymışlardı. Daha da önemli olanı; tıpkı kapitalist tekeller gibi sosyalist ülkenin(Yugoslavya ve SSCB gibi) tüm iş kollarını bir veya bir grup yöneticiye bağlayarak bu üretim alanlarının tüm gelirlerini iç etmeyi başarmışlardı.
İşte tüm bu gelişmeler sonucu emperyalist şirketler oligarşisi, Sosyal İnsan dönemine 1970’lerden itibaren ölümcül darbeyi vurmayı başardı: Çünkü Sovyetlerin esprisi, sadece kendi yoldaşlarını yok ettiğin de değil, esas olarak Yunanistan devrimini İngiliz emperyalistlerine boğdurdukları zaman tümden bitmiş oldu.
Avrupa’da hızla yükselen Neo-Faşizm, işçi sınıfı saflarındaki savrulmalar, evet, tüm bu vb. yozlaşmaların hepsi, sistemin yarattığı ‘tanrısal’ İnsanlar, Trump, Erdoğan, Putin, Elon Musk vb.lerinin kıyıcı güç ve korku ortamlarının sonucu olarak ortaya çıktı. Evet, tüm bu olumsuz gelişmeler, emperyalistlerin psikolojik ve moral üstünlüğünün bir sonucu olarak doğmuştu.
Devrimci cephedeki çapsızlık ve inanılmaz geriliği gözlemleyen emperyalist karar vericileri, bundan azami olarak yararlanarak, aşağıdaki anti sosyal plan, doktrin ve projeleri dünya çapında sorunsuz olarak hayata geçirmeyi başardılar:
1.ABD, ikinci dünya paylaşım savaşı sonrası İngiltere’den liderliği devraldı. Hemen arkasından, Alman Nazilerinin tüm baskı ve şiddet yöntemlerini, Hitler’in İstihbarat başkanı Yüzsüz General Gehler’in aktardığı bilgiler ve yaptığı yardımla içselleştirdiler. CIA’yı ve NATO’yu kurarak bu şiddet içerikli yol ve yöntemleri tüm üye ülkelere dikte edildi. Bu nedenle NATO üyesi her ülkenin gizli bir anayasası, gizli bir kontrgerilla adı verilen askeri bir örgütlenmesi oluştu. Vb. ne kadar anti insani ve anti demokratik değerler varsa, bu ülkelerin demokrasi söylemlerinin arkasında bunlar hazır halde tutuldu. Örneğin Endonezya’da 1960’lar da halk tarafından sevilen generaller CIA’nın organizasyonuyla öldürülerek, bu cinayet, komünistlerin üzerine atıldı ve bu nedenle yüzbinlerce komünist çoluk çocuk katledildiler. Tıpkı bizde ki Maraş katliamı ya da meşhur 15 Temmuz darbesi gibi! Hitlerin Parlamentoyu yakıp tüm muhalifleri tasfiye ettiğini sanırım kabul etmeyen yoktur.
İlk adımları: Özel Harp taktiğidir!
2. ABD liderliğindeki emperyalist sistem, ekonomik alanda da boş durmadı. İşçi sınıfının kolektif ruhunu parçalamak için ekonomik düzenlemeler yaptı. Fabrikadaki ilerici hatta devrimci işçilere parça başı iş yapması için küçük faizlerle krediler vererek, onların atölyeler kurmalarını sağladı. Tekellere iş yapan bu atölye sahipleri işçi çalıştırarak, kendilerini patron yerine koymaya başladılar. Yetmedi montaj üretim sistemi devreye girdi. Televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi dijital ürünlerin her bir parçası ayrı bir ülkede üretilerek bunlar bir ülkede toplanıp montajı yapılmaya başlandı. Maksat işçi sınıfının kolektif ruhunu parçalamaktı ve bunu başardılar. Sendikalaşma oranları hızla düştü ve mafyacılık örgütlendi. Ayrıca Dünya Bankası, IMF vb. küresel şirketler kurarak dünya ekonomisini yönetmeye başladılar. Yetmedi, 1970’li yıllardan sonra altın yerine ABD dolarının ikame edilmesi(Dolarizasyon) sömürge ülkelerini ABD’ye daha çok bağladı.
İkinci adım: dünya ekonomisi, serbest değil tekelci siyasetin uzantısı haline getirildi.
3. Emperyalist sistemin karar vericileri, paylaşım savaşlarını küresel düzeyden(dünya savaşları ) kaldırıp, tarafsız ve sorun çıkartan ülkeler ile bölgesel ve kontrollü savaşlar biçiminde yeniden tarif ettiler. Çünkü kapitalist ülkeler arasındaki her savaş, devrimlere neden oluyordu. Bu nedenle paylaşım için küresel savaş dışı yöntemleri benimsediler.
Üçüncü adım: tarafsız ülkelere karşı askeri savaşları (BOP ve Arap Baharı gibi) organize ettiler.
4. Alman Sosyal Demokrasisi, birinci paylaşım savaşı sırasında Marxizmden koparak emperyalist kampa katılmıştı. Tüm Avrupa’da ve sömürge ülkelerde bu kapitalist reformcular, 1900’lerin ilk çeyreğinden itibaren emperyalist sistemin birer aparatı olmaya başladılar. Emperyalistlerin bu sıcak yüzü, bu sisteme olağanüstü bir güç verdi. Dolayısıyla emperyalist sistemin soğuk yüzünün yanında sıcak yüzü de oluşmuş oldu. Bu konuda Batı Avrupa ülkeleri başı çekmeye başladı.
Dördüncü adım: siyasette Tahterevalli sistemi oluşturuldu!
5. Emperyalist sistem, ulusların kendi Kaderini Tayin Hakkını, sözde kabul etmektedir. Ama pratikte ulusların varlığı ve bu mücadelesi, sisteme bağlı hale getirilerek yozlaştırıldı. Sonuçta küresel düzeyde bu konuda ikili bir siyaset ortaya çıktı: Tekçi Üniter ve Çoklu Üniter devlet anlayışı. Bir yanda eski G. Afrika, Türkiye, Bazı Arap ülkelerin de uluslar, varlıkları inkâr edilip yok edilirken, İngiltere, İspanya vb. Avrupa ülkelerinde ise uluslara bazı hakları, sistemden kopmamaları koşuluyla verildi. Tekçi ırkçı uygulamalar ise,1945’lere kadar Almanya, İspanya gibi birçok Avrupa ülkesinde de devlet politikası olarak uygulandı. Sonuçta 21. Yüzyıla geldiğimizde emperyalist karar vericiler, İngiltere’nin kendi ülkesinde ki uluslara karşı uyguladığı Çoklu Üniter sistemi benimsediler ve bunu küresel düzeyde uygulamaya başladılar. Güney Afrika’nın siyahi halkları, bu politika nedeniyle devrimlerini emperyalistlere sattılar. Barzani ve A. Öcalan’ın başını çektiği Kürd ulusal mücadelesi bu nedenle emperyalistlerin desteğini kazandı.
Beşinci adım: Tekçi Üniter Devlet anlayışına karşı Çoklu Üniter Devlet anlayışı ulusların sığınacak limanı haline getirildi.
6. Emperyalist sistemin sağ ve ‘sol’ temsilcileri, görünüşte cumhuriyetçi, laik, aydınlanmacı vb.dirler fakat bu ortak ve sahte olan özelliklerinin yanında, dile getirmemiz gereken daha birçok görülmeyen-dikkat edilmeyen yanları mevcut. Bunlar sırasıyla şunlardır:
- İngiltere ve ABD’nin sistemin tüm pis işlerini ve anti insani süreçlerini organize ettiklerini, daha saldırgan ve faşizme sevdalı olduklarını görürüz. Bu nedenle onların Hitler Almanya’sına ve faşist diktalara karşı oldukları söylenemez. Onlar, Hitler Almanya’sına karşı Sovyetlerin zaferini sınırlamak için savaşa katılmışlardır. Yanlış tarihi okumadan kalkarak ABD-İngiltere-Fransa gibi ülkeleri antifaşist olarak algılama bir beyin yıkamadır. Bu nedenle Batı’da antifaşist ve demokrat olanlar, halkların kendisidir.
- Emperyalistler sadece siyasi ve toplumsal olaylara değil, insanlığın yaşamıyla ilgili tüm süreçlere gizli veya açıkça müdahale eder. Gıda emperyalizmi, bugünkü sağlıksız beslenmenin ana kaynağını oluşturur. Hormonlu, kimyasal katkılı, genetiği değiştirilmiş vb. sağlıksız imalat ürünü gıdalar, sebzeler, meyveler ve tüm yiyecekler iki amaçla silah olarak kullanılmaktadır: birincisi halkın sağlıksız olması ve bir güç olarak ortaya çıkmaması için bunlar yapılırken, ikincisi, sağlık gelirini artırmak ve ilaç sanayini beslemek amaçlanmaktadır. Kapitalistlerin kontrolünde ki Modern Tıp, büyük oranda insan hayatını tümden sağlığa kavuşturmak için değil, daha çok, daha fazla kar amaçlı olarak organize olmaktadır. Bu yüzden alternatif tıp gelişmektedir. Bu nedenledir ki emperyalistler Küba’da uygulanan Önleyici Tıp protokolünü ret eder ve uygulamazlar.
- Emperyalist sistemin uzantısı olan Sosyal Demokrasi(‘Sol’), kitleler karşısında yıprandığında, onların bu aldatma, kandırma ve yanıltma görevini sağ kesim üstlenmiştir. En hızlı savaş karşıtı olurlar, barışı savunurlar, sınıflara ve yoksullara değinmeden ülkeyi refaha çıkaracaklarını bol keseden vaat ederler vs. Geçmişte Hitler dâhil tüm faşist liderler, bu aldatmaları açık şiddet ile paralel yürütüyorlardı. Yeni faşist liderler ise, aldatmalarını komplo ve kapalı terör ile hayata geçirmektedirler. Aralarındaki tek fark budur. İşte bu ustaca oyundan dolayı çoğu çaresiz solcu bile onlara inanır. Tıpkı Avrupa da yeni faşist ve ırkçı partileri savunan mülteciler gibi. Trump, Erdoğan gibi liderlerin veya Avrupa’da yükselen Neo Nazilerin politikası tek kelimeyle budur.
- Emperyalistler tarafsız ülkeleri, kendinden olmayan diktatörleri tarafına çekemez ve onlara doktrinlerini-projelerini kabul ettiremezse, onları saf dışı bırakırlar. Ya askeri darbelerle ya ülkeleri işgal ederek (ki bu işgali Ortadoğu’da ABD adına İsrail devleti yerine getirmektedir)bunu yaparlar. Son geliştirdikleri taktik ise: hukuk savaşı(lawfare) adı verilen ve Latin Amerika ülkelerinde hayata geçirdikleri adli darbelerle muhalifleri ortadan kaldırırlar. Bu tanksız-topsuz darbe bugün ülkemizde de CHP’ye karşı yapılmaktadır.
- Askeri olarak doğrudan müdahale edemeyeceği Rusya, Çin, Küba gibi ülkeleri de ekonomik yaptırımlar, ambargo ve siyasi baskılarla veya komşu ülkelerle olan sorunlarını kaşıyarak(Ukrayna gibi) zayıflatmaya çalışırlar.
- Sağlıklı, dirençli gençliği ise dünya çapında uyuşturucuyla avlarlar. Hem de uyuşturucuya karşı şiddetle karşı olduklarını açıklayarak bunu yaparlar.
- ABD’nin başını çektiği emperyalist kamp, dünya ölçeğinde İslamiyet’i ve milliyetçiliği geliştirir ve kontrol eder. Dolayısıyla kendini radikal milliyetçi ve yurtsever ilan edenlerin hepsi, son tahlilde emperyalistlerin birer piyonudur. Radikal İslamcıların durumu ortada ama kendilerini tartışmasız vatansever ve milliyetçi ilan edenler için ülkemizden şu örnekleri vermem gerekir: Türkeş ABD’de Özel Harp Dairesi kamplarında eğitim görmüştür. 1968’ler de Komandolar adı verilen ülkücü gençliğin kampları ABD’de tarafından finanse edilmiştir. Kendine Atatürkçü adı veren devlet; hem özel harp (Gladio) taktikleri çerçevesinde 100 bin genci devrimcilere karşı örgütlemiş, hem de binlerce aydını, öğrenci ve devrimciyi suikast, işkence ve saldırılarla CIA desteğiyle öldürmüştür. Bahçeli’nin ABD’nin Kürd açılım projesini desteklemesi de tesadüf değildir. Vb.
Sonuçta; din, uyuşturucu, milliyetçilik, mafyacılık, seks, sağlıksız beslenme, anti sosyal kültür, yoz müzik, kumar vb. gibi yukarıda sıraladığım sorunların ışığında;
Emperyalistlerin altıncı adımı: toplumu uyuşturmak, sindirmek, yanıltmak, hasta etmek, korkutmak ve anti sosyal hale getirmek olmuştur.
Kendisini yozlaşma ve kokuşma yönünde sürekli geliştiren ve ilerleyen emperyalist sisteme karşı mücadele edecek tek güç olan işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenler ise, sürekli gerilemekte dağılmakta ve ruhunu korkuyla doldurmaktadır. Bunu da haftaya ele alalım!
Haftaya EZİLENLERİN KORKUSU NEREYE KADAR?