'Hüdai Arıkan’ın Yaşamı ve mücadelesi Şaban İba' adlı kitabın kritiği
Hüdai Arıkan, Kızıldere’de katledilen arkadaşlarımızdan biri! Onun hatırasını ve bizlerde bıraktığı derin izleri bugün tarif etmemiz ve kitaplara aktarmamız oldukça zor. Bu konuda oldukça fazla ve zengin yaşanmışlıkları bu kısa yazıda İba'nın kitabını da kritik ederek dile getirmeye çalışacağım.
Sanırım 8-9 yıl önce Hüdai’yle ilgili yukarıda tarif ettiğim çerçeve de bir kitap hazırlamamız gerektiğini, onu tanıyan ve ortak hatıraları olan Şaban İba ve Bahattin Günel arkadaşlarla konuşmuştum. Her iki arkadaşta bu kolektif çalışmaya sıcak bakmış ve onay vermişlerdi. Fakat ne yazık ki devrim mücadelesi, düz ve söylendiği gibi bir yolda ilerlemiyordu. Sadece Bahattin arkadaştan olumlu geri dönüşler aldım. Şaban ise, bu konuda Messenger’dan yaptığım hatırlatmalarıma bile dönüş yapmamıştı. Bahattin’in aktardığına göre: Şaban onu aramış ve Hüdai ile ilgili kitap hazırladığını ve kendisine yardımcı olmasını ondan istemiş. Bahattin de haklı olarak “bu çalışmayı birlikte yapmamız gerekiyor ve bu konu bir kişinin hazırlayacağı basit bir olay değil. Senden haber bekliyorduk” demiş. Şaban ise “ benden bu kitabı istiyorlar. Bu nedenle ben tek başıma yazacağım” türünden bir cevap vermiş. Bahattin de bunun üzerine “ Öyleyse kitabında adımı anmanı istemiyorum” diyerek konuşmayı noktalamış.
Yukarıdaki diyalogu ve Şaban’ın davranışlarını, devrim dalgasının geri çekildiği bu dönemde ders çıkartmamız açısından önemsiyorum. Fakat onun yazdığı HÜDAİ adlı kitabı değerlendirerek, Hüdai’ye ve devrime verilen değerin ölçülebilmesi açısından bazı notlar sunacağım. Bu notlarımın, bu tür kitapların ne kadar önemli olduğunu bize göstermesini umuyorum.
HÜDAİ- Hüdai Arıkan’ın Yaşamı ve mücadelesi Şaban İba adlı kitabı okuduğumda çıkarttığım sonuçları aşağıda sıraladım.
- İlk sonuç; kitabın Hüdai’den çok, FKF-Dev-Genç-THKP-C ve Şaban’ın kendisiyle ilgili yaşanmışlıklar ve yaptığı yorumlarla ilgili olduğunu görüyoruz. Bu konuda ortalama bir oran vermem gerekirse: Hüdai’yi doğrudan ve dolaylı olarak ilgilendiren bölümler kitapta en fazla üçte bir(1/3) oranında yer tutmuş.
- İkinci sonuç; Hüdai’yi ilgilendiren bölümün girişi gerçekten harika: Hüdai’nin abisiyle yapılan röportaj, babasıyla ilgili sunulan belgeler vs. Ayrıca giriş ve final bölümünde annesiyle ilgili verilen bilgiler de çok kıymetli.
- Üçüncü sonuç; kitap, Hüdai’ye ait olan birçok gerekli yaşanmışlığı aktarmadığı gibi aktardıkları arasında da test edilmesi gereken ve yeterli zenginlikte olmayan anılara yer verilmiş. Bu tespitimi örnekleyerek bunların ne kadar doğru olduğuna bakabiliriz: A-Örneğin 1967 yılında AİTİA’nin önünde benim ve proleter Ali ve de bir üçüncü bir arkadaşla birlikte yürüttüğümüz açlık grevine Akademi’de okuyan devrimci öğrenciler olarak, Şaban-Bahattin-Hüdai gibi birçok arkadaş ziyarete geliyor ve destek veriyordu. Bu eylem bir satır ile geçiştirilmiş fakat o dönem çekilen bir fotoğrafa kitap sonunda yer verilmiş. Fotoğrafın altındaki yazıda ise, ciddi bir gafa imza atılmış. Kitap sanki Hüdai için hazırlanmamış gibi fotoğraf altında sadece Şaban’dan bahsedilmiş. B-Yine 1970 baharında Hüdai-ben ve Şaban ile birlikte, birçok kişiye ve Sami adlı bir arkadaşa yaptığımız işkencelerden hiç söz edilmemiş. Elbette ki bu davranışlarımızı onaylamıyor ve lanetliyorum. Geçmişimizdeki sakatlıklarımız; bizler bu konuda özeleştiri yapmak ve de ders almak için bilince çıkartılması gerekiyorken, kitapta Hüdai ile ilgili bu kıymetli anı yer almamış. C-Ayrıca Hüdai’nin içinde olduğu ve tartışmasız biçimde en önemli olan bir eylem dikkate bile alınmamış. Bu eylem, İçel Yurdunu faşistlerin basıp devrimcileri dışarı atması üzerine benim, Hüdai ve İsmail adlı bir arkadaşın olduğu üç kişilik silahlı bir tim ile İçel Yurduna gidip faşistlerle olan çatışmamızdan ibaret. Kaldı ki biz silahlanıp giderken Şaban bizimle gelmemiş ve daha büyük bir güç toplayıp geleceğini belirtmişti. Fakat bu güç hiçbir zaman gelmedi. Yani Şaban’da bu işin içinde olmasına rağmen, bu eylemin Hüdai açısından önemi o kadar anlamlıydı ki (ilk silahlı eylemiydi çünkü) bunu kitabına almaması çok ilginç! D-Diğer önemli bir pratik, Hüdai’nin katıldığı köy çalışmasıdır. Bu çalışmada Sabahattin Kurt-Hüdai ve ben vardım. Fakat Hüdai’nin ilk köy çalışması pratiği olması ve onun devrim mücadelesi içindeki yeri açısından oldukça önemli bu yaşanmışlık da kitapta yer almamış. E-Yine Hüdai ile ilgili yazılan bir kitapta mutlaka yer alması gereken önemli bir anı da onun cezaevi pratiğidir. Ankara Cebeci Cezaevinde ben-Hüdai ve İsmail’in 1970 baharında bir aydan fazla kaldığımız bu yaşanmışlığa da yer verilmemiş. F-Hüdai’nin benimle (veya birçok arkadaşla) olan anıları kitapta yer almamış. Fakat Hüdai ile arkadaşlığı olmayan ve sadece tanınmışlığı bulunanların ilgisiz anılarına yer verilerek objektif ölçülerden uzaklaşıldığına şahit oluyoruz. İstenirse bunun için kitaptan örnekler verilebilir. G-Hüdai Kıbrıslı kız arkadaşının arkadaşıyla beni tanıştırıp bana sevgili bulması veya boy ölçme şakalarımız(Hüdai 190 ben ise 172 cm.) gibi birçok anı kitaba girmemiş. Bu tür anıların önemi ise tartışılmaz! Nedeni ise: bizi halka karşı ‘asan-kesen haydutlar’ gibi gösteren egemenlere karşı verilen en güzel cevaplar olmasıdır. H-Devrimci bir kişiyle ilgili bir anı kitap hazırlıyorsanız sanırım onun en önemli yaşanmışlıklarını, onunla olayı yaşamış arkadaşlarıyla konuşarak kâğıda dökersiniz. Herhalde devletin memuru olan Savcının hazırladığı iddianamelere öncelikle başvurmazsınız. İddianameler gerçekleri yansıtmaz çünkü. Bu sadece Hüdai’ye değil, arkadaşlarına ve okuyuculara da bir saygısızlıktır. Bu önemli yaşanmışlık onun Şehir gerilla savaşına katılış öyküsüdür. Bir devlet memurunun, bir gerilla timi içine girmesi ve bir bankanın kamulaştırma eylemine katılması, sanırım basit bir şey olmasa gerek. Bu süreci S. Şahin Polat dışında hiç kimseyle yazma şansı yokken, Şaban ne yapmış? Genel olarak benim kitaptan(ki bana sormadan ve de yüzeysel biçimde)) ve THKP-C iddianamesinden alıntılayarak bunu aktarmaya çalışmış. Hâlbuki birlikte makyaj yapmamız-sarışın peruklar takmamız-birçok zibidinin pardösü altında makineli ve 14’lü silahlar taşıyan bize ‘ibnelere bak’ diyerek laf atması vb. anılar Hüdai ile ilgili bir kitapta yer almıyorsa sanırım bu çalışmada bir eksikli var demektir. I-Kaldığımız evde sorun çıkınca 1971 Şubat ayı sonrası bir Yüzbaşının evine gitmiştik. Fakat THKP-C’nin siyasi kuryesi kişi gelip bizi evden çıkartmıştı. Bunu da Hava Kuvvetleri komutanı M. Batur’un Kurmay Başkanı bir generalin istemiş olması sanırım kitapta yer alması gereken önemli siyasi bir yaşanmışlık olsa gerek. J-Bu konuda daha birçok şey eklenebilir.
- Dördüncü sonuç; kitap, esas olarak Hüdai’yi değil, 1968 kuşağını anlatmaya çalışan bir yazım olduğu gerçeğini bize söylemektedir.
- En son sonuç ise; kitapta birçok öznel(sübjektif) değerlendirmeye yer verilmiş olmasıdır. Tabi ben bunların içerisinde sadece bana ait olanlara cevap verebilirim ancak! Ne var ki bu konuda Şaban’ın benimle ilgili tespitleri, yazının tüm içeriğini provoke edecek derecede ilginç ve sofistike bir kurguyu içeriyor. Ayrıca okuyucunun, Hüdai ile ilgili değerlendirme ve anlatımlardan dikkatini kaçırmaması için, bu konuyu, haftaya ayrı bir bölümde geniş şekilde ele alıp değerlendireceğim.
Kitabın değerlendirmesine devam edersek;
SONUÇ
Kitap aceleye getirilmiş ve “ben yazdım oldu” veya “ben yaptım doğrudur” isteğini içeriyor. Elbette ki olayı yakından bilmeyen çoğu devrimci, bu kitabı olumlu bir çaba olarak alkışlayabilir. Bu güzel bir yaklaşım olabilir fakat yöntem tamamen yanlış. Bu tavır devrim dalgasının gerilediği bugünkü koşullarda tatlı bir zehirden ibaret sadece! Tabi bunun burada analizini yapacak değilim! Fakat şu kadarını söyleyebilirim: Kitap, bahsettiğim bölüm dışında Hüdai ile ilgili bir anı kitabı olmaktan uzak!
Kitabın yukarıda örneklerini sunduğum eksiklik ve yanlışları içermesi, açıktır ki Şaban İba’nın kolektif çalışmaya yatkın olmaması ve bireyci davranış güdüsüyle hareket etmesinden kaynaklanmıştır diye düşünüyorum. Zaten bu tür eleştirel kültürü taşımayan Türkiye devrimci hareketinin, tüm bu çabaları yadsıyacağını tahmin ediyorum. Bu nedenle:
Hüdai ve aynı dönemde mücadele edip bunu hayatları ile ödeyenlerin anılarını kitaplaştırmak, tek tek kişilerin üstesinden geleceği kadar basit ve önemsiz bir çalışma değil. Yenilginin getirdiği dağınıklık, bu konuda istenmeyen fakat insanların duygularını okşayan çalışmaları popüler kılıyor. Arkadaşlarımız daha iyi ve güzelini hak etmektedirler. Hepimiz bu dünyayı terk etmeden umarım bu yönde zengin ürünler verilebilir.