BİREYSEL TERÖR TAKTİKLERİ VE MARXİSM

Marxism şiddeti ve bireysel terör taktiğini genel anlamda reddeder!

Marxistler, şartların dayatmasıyla yani sırf kendisini ve haklarını savunmak için şiddete zorunluluktan dolayı başvurur.

Bu nedenle şiddet, ilke değil sadece bir taktiktir.

Şiddeti; sivil hedeflere, sol içi mücadeleye ve de ilkesel düzeye çıkartanların proletaryanın sosyalist mücadelesiyle bir ilgisi olamaz.

Bu tespitlere çoğu arkadaş, haklı olarak şu itirazları dile getiriyorlar:

“ bu durumda 1971-73 yılındaki örgütlerin-hareketlerin eylemleri şiddet içerdiğine göre bunlar yanlış mı yani? Veya:

“Kürt ulusal mücadelesi ve şiddet nasıl değerlendirilmelidir?”

Birincisi; 1971 dönemine damga vuran eylemlere baktığımızda:

  1. Genel anlamda sivil hedefler amaçlanmamıştır.

Sivil hedefler olarak sadece İsrail Başkonsolosu,  İngiliz teknisyenleri, dört Amerikalı askerin kaçırılması, Para için Mete Has’ın alıkonması vb. eylemler söz konusudur. Bunlardan sadece Konsolosun öldürülmesi ve Ankara soygunu için alıkonan taksi şoförün ağzında ki bayıltıcı çıkartılmadığı için istemeden ölmüş olması yanlıştır. Diğer yandan teknisyenleri, devrimciler değil, Güvenlik Güçleri öldürmüştür. Ankara da kaçırılan Amerikalı askerler ile İstanbul da kaçırılan iş adamları serbest bırakılmıştır zaten. Bu açıdan üç örgütün savaş taktiklerine baktığımızda sivil kişiler ve hedeflere genel anlamda yönenilmemiş daha çok banka soygunları organize edilmiştir. Fakat koşullardan kaynaklanan eksiklikler ve yanlışlar olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor. Bu mücadelede devlet ise, ölçüsüz teröre başvurarak devrimcilerle olan farklılığını göstermiştir.

Fakat onların önünde, devletin ağır baskı ve şiddetine karşı doğru taktikler sunan ve mücadele eden bir alternatif örgütlenme ve hareket yoktur. Dolayısıyla 1971 mücadelesi aydınların ve onları takip eden ilerici emekçilerin bir başkaldırısı, bir isyan ve patlayan bir öfkesi olarak değerlendirilmelidir. Yoksa milyonlarca insan hala neden bu kuşağın tüm ölenlerini saygıyla ansın ve kalbinde yer versin ki? Burjuvazinin sol kanadı CHP bile onlardan saygıyla bahsetme gereği duymaktadır.

Sonuçta 1971 hareketi bireysel terör taktiklerine ağırlık vermişte olsa, dönemin koşulları bu hareketi, hem destekleyen emekçilerin varlığı hem de zalimlere karşı başkaldırmanın zorunluluğu nedeniyle, yenilgisine rağmen bir isyan hareketi olarak değerlendirmemizi gerekli kılıyor. Bu harekete devrimci değerler açısından tükenmeyen sevgi seli de bu isyanın gerekli olduğunu fakat kitleleri kazanıp zaferi sağlayamayan doğru bir taktiği içermediğini bize anlatmaktadır. Yani 1971 dönemi, devrimci değerler açısından doğru fakat kuramsal strateji açısından yanlıştır

İkincisi;

Her olay, bulunduğu koşullar ile birlikte ele alınıp analiz edilmek zorundadır. Özellikle de Kürt ulusal sorunu; hem sadece Türkiye ile ilgili olmayıp 5 ayrı ülkeyi kapsıyor olması hem de kendine sol veya komünist diyenler arasında bile anti Kürtçülüğün derin biçimde var olması bu konuyu ayrı bir inceleme konusu yapmamızı gerekli kılıyor. Örneğin Castro ve arkadaşlarının 1956 yılında Küba’ya çıkıp başlattıkları gerilla savaşı zafere ulaşmasa ve yenilgi ile sonuçlansaydı kesin olarak söyleyebilirim ki gerilla savaş taktiği mahkûm edilecekti. Demek ki mücadelenin başarısı için koşulların doğru analiz edilip buna uygun taktikleri belirlemek Marxist mücadele yönteminin temel kuralıdır. Bu nedenle; PKK’nın silahlı mücadelesi, Kürtler açısından sınırlı ve geçici ulusal bir başarı iken, Türk proletarya hareketi açısından ise; Kürt proletaryası bu mücadeleye damgasını vuramadığı, hatta sınıfsal bilinç ve örgütlenme yönünde sıfır noktada olduğu için (ulusal bilinçten bahsetmiyorum) tam bir başarısızlık örneğidir.   

Kürt ulusunun yaşadıkları elbetteki tarif edilmez acılar içermektedir. Onların durumunu analiz ederken, bir yanıyla Kürtlerin alınacağı diğer yandan da egemen sınıfların ve onların etkisinde kalmış milyonlarca emekçinin-aydının olumsuz biçimde yararlanacağı ifadelerden sakınmak gerekiyor.

Kürt ulusu adına gerilla savaşı verdiğini belirten PKK, ne yazık ki son eylemiyle bir yanlışa imza atmıştır. Eleştirenler kınanmakta veya tehdit edilmekte birileri tarafından. Abdullah Öcalan’ın yaşadıkları ve uğradığı haksızlıklar bizim gibi bir ülkede elbetteki gerçektir. Ama sadece onun değil tüm ulusun kurtulması stratejidir doğru olandır. Böylece, daha geniş bir destek ve ‘terörist’ damgasının gölgesinden bir çıkış yakalanabilir. Bu açıdan bu hareket; bana göre S. Demirtaş gibi Türk halkı içinde bile derin etkisi olan bir siyasi önderi desteklemek gibi bir siyasi çizgiyi benimsemeli diye düşünüyorum.

Sonuçta Kürt ulusal hareketinde silahlı(gerilla) mücadele, kitleselliğini kaybettiği ve yasal demokratik kitle hareketinin tartışılmaz ağırlığı nedeniyle doğru bir taktik olmaktan çıkmıştır. Başta A. Öcalan olmak üzere Kandil ve 5 parçadaki Kürt varlığı, 1- ortak ulusal birliğin yaratılmasına, 2- ABD ve Batı ülkelerin bölgede Kürt ulusundan ikinci bir İsrail yaratma planlarına karşı çıkma stratejisine yoğunlaşmaları onları zafere taşıyacaktır.     

Özetle Marxist açıdan soruna yaklaşırsak;

Eğer tüm amaç hedefe-zirveye ulaşmaksa, oraya helikopter veya uçakla( (yüksek siyasetlerle) değil, küçük adımlarla ulaşmayı seçmeliyiz. Eğer kitlelerle birlikte zirveye çıkılacaksa onları helikopter ve uçaklarla zirveye taşımak ham bir hayaldir Tek yol, onlarla birlikte ve basit adımlarla hedefe yürümektir!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir