DEVRİMLERİN YIKILIŞINI ANLATAN MARX’IN TANIMIYLA

İÇSEL DEVRİM NEDİR VE GÜCÜ NEREDEN GELMEKTEDİR?

İçsel devrim; ABD’nin tüm pisliklerini deşifre eden eski asker-gazeteci Assange örneğinde de olduğu gibi, en basit şekliyle söylersem, kişinin hem kişisel hem de sosyal dünyasındaki olumsuzluk ve yanlışlara karşı verdiği mücadelenin adıdır. Bu mücadelede başarı olduğu gibi, başarısızlıkta olacaktır elbette. İçsel devrimi gerçekleştirmek aslında tek başına kişinin içindeki kötülük ve olumsuzlukları alt etmesi ve etkisiz hale getirmesi değildir. Bunun başarılması aynı zamanda, kişilerin, bu gelişmişliği elde ettikleri oranda, bu uyumu çevreye-örgütlülüğe ve topluma yansıtması anlamına gelmektedir. Tıpkı dünyadaki sömürücü ve katilleri devirip yerine toplumculuğu-dayanışma ve paylaşımı ikame eden siyasi devrim gibi. Ne acıdır ki proletaryanın iktidarını kuran SSCB’de, kötülükler ve vahşet sona ermediği gibi geri geldi. Demek ki siyasi iktidarı almak yetmiyormuş. Öyleyse Proletaryaya siyasi iktidarın yanında, sosyal ve toplumsal iktidar da gerekiyormuş. İşte bu başarıyı taşıyan sır: komünist parti kadrolarının içsel devrimi başarmış ve bu yönde eğitilmiş olmalarında saklıdır. İçsel devrimin özelliği; kişinin kendi hataları dâhil hiçbir yanlışı taşımamak ve bunları fark ettiğinde de kaldırıp atmaktır. Hem de açıkça ve herkesin önünde! İçsel devrimin yaratıcılığının esası ise, yanlışları önceden görebilme yeteneğidir. Dolayısıyla değişen-gelişen her şey gibi, yaşamın ve mücadelenin her alanında da ilerleme ve diyalektik gelişim vardır.

Şimdi Marx’ın şu tespitini, SSCB-Çin gibi ülkelerdeki gelişmeler için test edelim.

Marx’ın üretici güçler-üretim ilişkilerine ilişkin çözümlemeleri arasında ki şu tespit, her şeyi açıklamaktadır:

“İçerebildiği bütün üretici güçler gelişmeden önce bir sosyal biçimlenme asla yok olmaz; yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri, bu ilişkilerin maddi varlık koşulları eski toplumun bağrında çiçek açmadan asla gelip yerlerini almazlar.” (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, SOL Yayınları, sf. 39-40, Sekizinci Baskı)

İşte bu tespit, bize Sovyetlerin-Çin’in vb. ülkelerin yıkılış nedenlerini anlatmaktadır. Bütün sınıflı toplumların tarihsel süreci için geçerli olan bu tarifi ben, kapitalizm-sosyalizm ilişkisi için ele alacağım. Bizim örneğimizde yok olması gereken ‘sosyal biçimleme’ kapitalizmdir. Kapitalizmin içerebildiği bütün üretici güçler: makineler yani teknoloji donanımlı işleyişler-doğa-toprak ve insan yani başta kafa, kol emekçileri olmak üzere tüm çalışanlar. Bunlar gelişmeden, kapitalizmin yok olması imkânsızdır.

Marx’ın bu tespiti aslında ünlü Menşevik-Bolşevik ayrılığının çıkış noktasını da oluşturur. Menşevikler bu tespitten yola çıkarak, haklı olarak kapitalizmin gelişmesini savunuyor fakat yanlış bir saptamayla bu tezlerini, devrimde burjuvazinin desteklenmesi biçiminde formüle ediyorlardı. Lenin ise, Marx’ın bu tespitinden hareketle kapitalizmin gelişmesinin önemini dikkate alıyor ve doğru bir şekilde, işçi sınıfının öncülüğünde demokratik devrim tezini formüle ediyordu. Bu iki farklı tezin analizini yapan çoğu antikomünist Marxist aydın, Sovyetlerin yıkılışını, kaba biçimde Menşeviklerin haklı çıktığı biçimde yorumluyordu. Yani üretici güçler yeterince gelişmediği için yapılan devrimin geri döndüğünü söylüyorlardı. Ama onlar üretici güçler deyince, sadece makineler ve bu makineleri geliştiren ve kontrol eden teknik kadroları anlıyorlardı. Bugün Çin Yönetimi ve geçmişte Stalin’de aynı görüşü dile getiriyor. Sonuçta Lenin de üretici güçler gelişmeden devrimin ilerleyemeyeceğini biliyordu. Fakat onun anladığı üretici güçler, aşağıda geniş şekilde izah edeceğim gibi diğerlerinden tamamen farklıydı. Ayrıca Lenin, üretici güçlerin gelişiminin olması için, elimiz kolumuz bağlı beklememek gerektiğini, aksine iktidarı alarak bu gelişimi iktidar aracılığıyla yukarıdan aşağı hızlandıracaklarını söyleyerek devrim için harekete geçmiş, iktidarı almıştı. Nesnel sürecin öznel cabalarla ilerletilmesi diyebiliriz bu yapılana!  Marx’ın tespitin ve Lenin’in pratikteki devrim kararının önemini ve ne anlama geldiğini kavramayan Menşevikler, Stalin ve bugünkü Çin yöneticileri, ülkelerini kapitalizme teslim etmek zorunda kalmışlardır. Çünkü onlar ölümcül iki hata yapmış ve yapıyorlar da:

  • Birinci hataları Üretici güç olarak teknolojiyi bir komünist olarak yorumlamayıp, onu, emperyalistlerle yarışa girişecek bir araç olarak düşünüyorlardı. Yani Sovyetlerde olduğu gibi, Uzay için milyarlar harcıyorlar fakat halk, Parti üyeleri dışında en kötü koşullarda yaşamaya mahkûm ediliyordu. Veya Çin’de olduğu gibi, kapitalist ülkeleri, özel mülkiyet konusunda veya silahlanma alanında geçecek teknolojiyi yaratarak, üretici güçleri geliştirdiklerini sanıyorlardı. Yani bunun doğru olduğunu sanan ve bize bunu dayatan kapitalistler olarak karşımıza çıkıyorlar.

Özetle, üretici güç olarak teknolojiyi, toplumsal içeriğinden soyutlayarak ele alıyor ve onu sağlık-eğitim-tarım-savunma vb. sosyal alanlarda geliştiremiyorlardı. Ayrıca askeri alanda; esas olan savunma amaçlı teknolojide örnek olmak gerekirken kapitalistleri taklit ederek saldırı silahlarını geliştiriyorlardı.  

  • İkinci ölümcül hataları ise; üretici güç olarak başta proletarya olmak üzere tüm çalışanlar, özel mülkiyetsizlik-dayanışma-paylaşım-kolektif ruh için eğitilip kültürel gelişimleri sağlanmıyor, halkın komünist toplum insanı olması için hiçbir şey yapılmıyordu. Yani üretici güç olarak insanın gelişimi için, Stalin Rusya’sında ve Çin’de siyasi adımlar atılmıyordu. Bunlar: Herkesin seçimle gelip seçimle gitmesi-her seçilenin istendiğinde görevden alınması-herkesin ortalama işçi ücreti kadar para alması-düzenli ordu değil halkın silahlı gücünün oluşturulması -bürokrasinin kalkması için herkesin belli bir zaman için yönetici olması-işçi sınıfının, devrim sonrası öncelikle ekonomik süreci yönetmesi, çoğulculuk vb. işleyişlerdi.

Özetle, üretici güç olarak insanı sadece teknolojiyi geliştiren bilim adamları ve teknokratlar olarak yorumlayıp, onların eğitimine önem veriyorlar fakat bunu da tıpkı kapitalistler gibi kolektifliğin-toplumculuğun-özel mülkiyetsizliğin vb. komünist değerlerin yer almadığı sadece teknik eğitim olarak yapıyorlardı. Emekçi kitleler ise eski düzende ki bilinç ve kültür seviyesinden çokta ilerde değillerdi! 

Sonuçta Menşeviklerin ve de Sovyet-Çin yöneticilerinin anlamadığı veya anlamak istemedikleri analiz buydu.

İÇSEL DEVRİMİN GÜCÜ

Sovyet devrim sonrası siyasi iktidarda proletarya ve temsilcileri olmasına rağmen, ülkeyi yani SSCB’yi, ekonomik ve sosyal olarak kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olduğu bir biçimleme oluşturuyordu. Yani Marx’ın bahsettiği “sosyal biçimlenme’nin yok olması için, “İçerebildiği bütün üretici güçler’in gelişmesi şarttı. Daha açık bir ifadeyle söylersem; Sovyetlerde sağlık-eğitim-tarım-savunma-ulaşım-telekomünikasyon-bilişim vb. sosyal alanlarda ‘yeni ve daha yüksek’ bir teknoloji gerekiyordu. Yetmez ve de insanın, kolektif-toplumsal mülkiyetçi-paylaşımcı-tutarlı-doğa ve insan duyarlı-kültürel birikimli vb. olması zorunluydu. Daha da önemlisi bu insan tanımını içinde, özellikle parti kadrolarının dâhil olması öncelik taşımaktaydı. Bu gelişimden neyi anlıyoruz? Elbetteki Marx’ın “yeni ve daha yüksek üretim ilişkilerinin maddi varlık koşulları”nın oluşmasını. Yani sosyal teknolojisi ve kültürel olarak gelişmiş emekçilerin olduğu bir üretici güç ve bu gücün oluşturduğu üretim ilişkileri yani toplumculuk-kolektiflik-dayanışma-hoşgörü-parasızlık-insan ve çevreye duyarlı-içsel disiplinli-çevresi ve kendisiyle tutarlı vb. maddi koşulların oluşumunu! Peki, bu maddi koşulların oluşmasını, SSCB ve ya Çin’de görüyoruz mu? Ne gezer! İşte bu maddi koşulların, Sovyetler Birliği ve Çin’in “bağrında çiçek” açması gerekiyordu. Peki, bu çiçek açma ne anlama geliyor? Açıktır ki bunlar; yukarıda sıraladığım  “yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri” yani komünist toplumilişkilerinden başka bir şey değil. Bu ilişkiler ise defalarca tekrarladığım gibi; dayanışma-paylaşım-kolektiflik-parasızlık-toplumsal mülkiyet-gelişmiş kültür ve sosyallik vb. değerlerdir. İşte adı sosyalist olsa da sistem olarak hala ‘kapitalist lekeleri’ taşıyan devrim sonrası ülkelerde, yukarıda saydığım  “yeni ve daha yüksek üretim ilişkilerinin maddi varlık koşulları” oluşmadığı için, ‘yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri’ çiçek açamadı, kurudu ve sökülüp atıldı. Demek ki gerekli olan: “yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri” yani dayanışma-paylaşım-sosyallik-özel mülkiyetsizlik-parasızlık-sevgi-empati-hoşgörü-kültürel gelişim-toplumsallık vb.değerlermiş. Bu özelliklerin edinilmesi için de:

  • Nesnel birinci temel; tüm toplumun proleterleşmesi, Marx’ın deyimi ile çalışmanın bir gereksinim haline gelmesiydi. Yani Parti yöneticileri dâhil herkes çalışıyor olmalıydı.
  • İkinci maddi temel; devrim sonrası tüm ekonomik-siyasi ve ideolojik süreçlerin proletarya tarafından yönetilecek şekilde hazırlanmasıydı. Partili tüm kadroların da çalıştığı bir proletarya ordusu ülkeyi yönetmeliydi. 
  • Üçüncü maddi temel; işin başlangıcından, partinin kuruluş anından itibaren yukarıda sıraladığım komünist özelliklerin(gelişen üretici güçlere denk düşen üretim ilişkilerinin) bütün üyeler tarafından edinilmesi için programa alınıp, uygulamaya başlanması gerekiyordu. İşte bu programa alınması gereken: İçsel devrimin yani komünist özelliklerin edinilmesi için gerekli olan adımların programa alınmasıdır.
  • Programa alınan ve hayata geçirilmesi gereken Öznel Çaba de ancak, bu konuda bilinçli ve gelişmiş insanların yoğun bir enerji ve eğitimini içeren iradeleriyle mümkün olabilecektir. Siyasileşmiş(bilinçli) bir proletarya hareketinin varlığının da kadroların içsel devrim sürecini belirleyecek ve geliştirecek olduğunu bilmemiz gerekiyor. Çünkü proletaryanın başını çektiği siyasi teşhir mücadelesi, ancak ideolojik-teorik ve örgütsel alanda doğru adımların atılmasıyla başarıya ulaşır. Çünkü bize akvaryumda değil deryada yetişen kadrolar gerekiyor. Bunun için devrim öncesi ve sonrası proletarya temsilcilerine gerekli olan: Paris Komün ilkeleri(seçme-seçilme, geri çağrılma, ortalama işçi ücreti alma, çoğulculuk, halkın silahlı gücü)-herkesin belli bir süre bürokrat olması- proletaryanın öncülüğünde sorunların çözümü-sosyal teknoloji vb.

Fakat bu çalışmayı doğru biçimlere sokacak olan ise; İçsel Devrim programının ve müfredatının tartışılarak geliştirilip hayata geçirilmesidir. Bu nedenle, bir program taslağımızın olması gerekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir