DEVLETİN DEĞİL TOPLUMUN GÜÇLENMESİ İÇİN TEZLER: I

Devrim sonrası devletin değil de toplumun güçlendirilmesi anlayışı, aslında Marx-Engels ve Lenin'in temel tezleridir. Bu tezler, hem onların tespitlerini, hem de Paris Komün’ünün kararlarını içeriyor. Ayrıca 1989’da Sovyetlerin yıkılmasıyla Küba’nın da kapitalizme teslim olacağını iddia edenlerin beklentilerini boşa çıkartan bir uygulamanın da hayata geçmesiyle, toplumun güçlendirilmesi tezine yeni bir halkanın da eklenmiş olduğunu belirtmeliyim. Tüm bu tespitleri, Homo Komünus-I. II. III. ve IV. kitaplardan okuyabilirsiniz. Burada ise, devrim sonrasında toplumun güçlendirilmesi için atılacak adımları tek tek kısaca size özetleyeceğim. Önce toplumun güçlendirilmesi ne anlama geliyor yani ulaşmak istediğimiz hedef nedir ona bakmalıyız. Eğer amaç sınıfsız toplum ise, işte bu toplumun güçlendirilmesi demektir.

  1. Devrim sonrası hedef: güçlendirilmiş toplum (komünizm)

Marx’a göre devrim sonrasında ki süreç komünizmdir. Bunun da iki aşaması var: birincisi komünizmin ilk aşaması, ikincisi ise sınıfların olmadığı yani komünizmin en üst aşamasıdır. Marx, komünizmin üst aşamasına geçildiğinde ulaşılacak olan hedefleri, Gotha Programın Eleştirisi adlı kitapta genel hatlarıyla çizmiştir. Ayrıca Engels, komünizmin ilk aşamasında yani devrim sonrasında kapitalizmden devir alınan devletin, bize, giderek sönümlenmesi gerektiğini anımsatmıştır. Şimdi bu hedeflerin neler olduğuna bakalım. Bakalım ki bu amaçlara ulaşmak için hangi adımları atacağımızı yani hangi çalışmaları yapacağımızı da çıkartabilelim.

Marx, Alman İşçi Partisi’nin Programı’na Kenar Notları adlı çalışmasında ulaşılacak olan hedefleri genel hatlarıyla şu şekilde tarif etmiştir:

“ Komünist toplumun daha yüksek bir aşamasında, bireylerin işbölümüne kölece boyun eğişi ve onunla birlikte kafa ve kol emeği karşıtlığı da ortadan kaybolduktan sonra; çalışma, sadece bir geçim aracı değil, bizzat yaşamın birincil gereksinimi haline geldikten sonra; bireylerin çok yönlü gelişmesiyle birlikte onların üretici güçleri de artıp, tüm kolektif zenginlik kaynakları daha gür aktığında- işte ancak o zaman, burjuva hukukun dar ufku tamamen aşılabilecek ve toplum, bayrağına şunu yazabilecek: Herkese yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre!” ( GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, sf. 28, İnter Yayınları, birinci basım)

Marx’ın yukarıdaki tespiti, aslında komünist toplumun tarifidir ve ulaşılacak hedefleri içerir. Bu hedefler nelermiş bir bakalım.

  1. ‘Kafa-kol emeği karşıtlığının ve iş bölümüne kölece boyun eğişin’ kalktığı bir toplum yaratmak!

Marx’a göre toplumun gelişmesinin-güçlendirilmesinin bir ifadesidir iş bölümünün kalkması. Sınıflı toplumlarda özellikle de kapitalizmde insanlar; yöneten- yönetilen, uzman-uzman olmayan, bilen-bilmeyen, paralı-parasız vb. biçimlerde ayrıştırılarak sistemin bir yanda kölesi-hizmetkârı, diğer yanda da efendisi biçiminde sınıflandırılmışlardır. Aynı şekilde işçi sınıfı içinde ki kafa ve kol emeği arasındaki zıtlık ve çatışma, proletaryanın burjuvazi tarafından kontrol edilmesi ve istenen yöne çekilmesinde rol oynamaktadır. Bu açıdan, genel anlamıyla söylersem: aynı zamanda öğretmenlerin öğrenci, öğrencilerin de öğretmen olabildiği bir toplum kurmaktır hedefimiz.

2. “Çalışma sadece bir geçim değil, bizzat yaşamın birincil gereksinimi” olacağı bir yaşam biçimini hayata geçirmek.

Bugünkü kapitalist düzende, çalışma bir geçim aracı olarak algılanır. Çünkü çalışmazsan aç kalırsın. Bu açıdan çalışmanın bir geçim aracı olması demek, insanlara emeklerine göre davranıldığı, ücret ve değer verildiği anlamındadır. Açlık, yoksulluk, psikolojik ve moral değerleri olumsuz etkileyen bu kapitalist ekonomik işleyiş, insanlığın yıkımı demektir. Nasıl ki iş bölümünü azaltmak en önemli bir hedef ise, aynı şekilde çalışmanın da doğal ve olmazsa olmaz bir gereksinim haline geldiği yani çalışarak toplumsal gelişmeye katkı koymanın bilinçli bir davranışın biçimi olduğu bir toplumsal işleyişe ulaşmak da ‘yaşamın birincil gereksinimi’ olacaktır. Bu kültür ve bilinç, toplumsallaştığı oranda da üretici güçlerin geliştiğinden ve sınıfsız topluma yaklaştığımızdan bahsedebiliriz. Diğer bir anlatımla; kimsenin çalışmamazlık etmediği, çalışmanın, yetenek ve toplumsal ihtiyaçlara göre belirlendiği bir toplum yaratmak ve oraya ulaşmaktır hedefimiz.

3. “Bireylerin çok yönlü gelişmesiyle birlikte onların üretici güçleri de artıp, tüm kolektif zenginlik kaynaklarının daha gür” akacağı bir toplumu kurmak.

Bu hedefe ancak üretici güçlerin gelişmesiyle ulaşabileceğimizi söylüyor Marx. Üretici güç olarak insanın ve makinenin-teknolojinin gelişimiyle birlikte toplumsal zenginliklerin yani kaliteli ekonomik ve sosyal bolluğun yaşandığı bir toplum hedeflenmektedir. İnsanın gelişimi elbetteki kültürel, bilimsel çalışmalara bağlı olarak artacaktır. Fakat yetmez! İnsan ilişkilerinin ve psikolojik boyutun da zenginleştiği bir toplumsal ilişkileri içermelidir hedefimiz. İnsanlığın, kapitalizmden devraldığı olumsuzlukları tümden üzerinden atması kolay ve kısa zamanda olmayacaktır. Bu nedenle, ‘tüm kollektif zenginlik kaynaklarının daha gür’ akabileceği bir topluma ulaşmak, sadece ekonomik refah ile değil, aynı zamanda sosyolojik-ruhsal-cinsel vb. olumsuzlukların giderilmesiyle de mümkün olacaktır.        

4. Toplumun bayrağına “Herkese yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre!” yazılacağı bir sisteme ulaşmak.

Bu hedefe ulaşmak; kimsenin bir başkasının hakkına tecavüz etmediği ve kendisi için sadece gereksinimi kadar olanı aldığı bir toplumu yaratmak demektir. Dahası; paylaşımın, herkesin yeteneğine göre düzenlenebildiği bir sistemin kurulmuş olduğu bir toplum vardır artık karşımızda. Bunun anlamı çok derin ve bugün için inanılmaz ve de tarif edilemez boyuttadır. Düşünün: paranın-muhasebe ve muhasebecinin -verginin-icranın-senetin-çekin-silahın-kiranın-kiracının-satışın-satmanın-devletin-parlamentonun-yargıcın-polisin-asker ve subayın- avukatın-savcının-cezaevlerinin-ülke dillerinin-ülkelerin ve sınırların-dinin-algı yönetiminin-yalanın-hırsızlık ve hırsızın-komploların vb. binlerce sınıflı toplum alışkanlık ve kurallarının olmadığı bir toplumun kurulduğunu. Evet, böyle bir toplumdur ulaşmak istediğimiz hedef. İdealistlerin, sınıflı toplum alışkanlık ve kültürüne göre tarif ettikleri hayali ve gerçek dışı bir cennet değildir bu. Bu Kominizim denen toplumdur. Ve sınıfsal ve tarihi süreç, hem kendiliğinden hem de komünistler tarafından bu hedefe ulaştırılacak diyalektik bir yasayı içermektedir.

Şimdi de yukarıdaki hedeflere ulaşmak için, proletaryanın öncülüğünde hangi adımları atmalıyız onlara bakalım.

İkinci kısım:         

 DEVLETİN DEĞİL TOPLUMUN GÜÇLENMESİ İÇİN TEZLER: II

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir