SINFSIZ TOPLUMA (KOMÜNİZME) GİDEN YOL: İÇSEL DEVRİM-III

                                     DEVRİMCİ ve KOMÜNİST KİŞİLİK

Daha önceki iki bölümün özeti şuydu:

Devrimci özelliklerle komünist değerler bir ve eşit değildir. Devrimci olmak için, komünist olmak gerekmez fakat komünist olmak için devrimci özellikler şarttır. Dolayısıyla da devrimlerin, sınıfsız topluma(komünizme) ulaşabilmesinde devrimcilik yetmez, ancak komünist değerlere ulaşarak bu mümkün olur. 

İnsanın kişiliğini ve toplumsal sürecini ilgilendiren ve basit gibi görünen bu ilişkide, aslında, kişilikli, dürüst, tutarlı ve bilinçli olmanın hikâyesi anlatılıyordu. Bu hikâyede, sınıfsal-siyasi-örgütsel-ideolojik ve örgütsel binlerce mücadelenin ayrıntıları gizlidir. Lenin’in 1900’lerin başında kaleme aldığı Ne Yapmalı başlıklı kitabında kadro politikasını anlatırken söylediği özetle şuydu: ‘ parti kadroları devrimci özelliklerle siyasi gelişmişliği birleştirmelidir’. Evet, işin özü; bu iki kavramın şematik bir birliği değil, aksine bu iki niteliğin, kadroların kişiliğinde et-kemik gibi ayrılmaz bir parça olmasıydı. Diğer bir anlatımla bu özelliklerin içselleştirilmiş olması gerekiyordu. Ama SSCB de görüyoruz ki, devrimin, sınıfsız topluma değil kapitalizme doğru yol alması, Bolşevik kadroların büyük çoğunluğunun bu iki değeri içselleştirip bütünleştirememiş olduğunu bize söylüyor.   

Bu iki kavram bugün ülkemizde ki Marxist çevrelerde de, bir ve eşit anlamda kullanılmaktadır. Dolayısıyla da çok ciddi karışıklıklara, çatışma ve sorunlara neden olmaktadır. Bu sorunu, yaşadıklarımdan örnekler vererek ele almak, doğru yöntem şimdilik.

H. Kıvılcımlı’nın ‘Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama’ adlı eserinin eleştirisini içeren bir makale yayınlamıştım. Kendilerine Kıvılcımcı adını veren arkadaşlardan çok ciddi tepkiler ve hakarete varan eleştiriler gördüm. Hâlbuki makaleme Hikmet Kıvılcımlı’nın devrimci özelliklerinden bahsederek giriş yapmıştım. Ne var ki itici ve ötekileştirici polemik yerine teorik kazanımlara yol açacak, sert dahi olsa içerikli bir tartışma, Marxismin abc’sidir. Aynı şekilde Mihri Belli’nin bir görüşünün yanlış olduğunu anlattığım yazımı bir arkadaşa göndererek fikrini almak istemiştim fakat aynı ve ilişkiyi kesen bir tavırla karşılaştım. Yine, Stalin’in görüşlerini eleştiren bir tespite facedeki hesabımda yer verdiğimde, daha büyük bir saldırıya hem de sayfamın Stalin resimleriyle süslenmesine kadar varan komedileri yaşadım. Onlara göre şu söylenmek isteniyordu: “sen kim oluyorsun da bizim değer verdiğimiz kişiyi eleştiriyorsun?” Troçki’nin görüşlerini eleştirdiğim yazımı, Troçkist olarak bilinen arkadaşlara da gönderdim. En azından onlardan hiçbir olumsuz tepki(tabii olumlu da) görmedim.

Şimdi sormamız gerekiyor: eğer Marx-Engels veya Lenin’in yanlış olan bazı görüşlerini ve davranışlarını eleştirirsek, sizce bu tavrımız doğrumu, yoksa yanlış mıdır? Marxist eleştiri yöntemi, aslında Marxismin olmazsa olmaz ilkelerinden biridir ve hiç kimsenin kişiliği ve düşünceleri kutsallık halesiyle korunma altına alınamaz. Kaldı ki, kişilik ile düşüncenin eleştirisi de bir ve aynı şey değildir. Her devrimcinin belirleyici olmayan ve hemen düzelttiği davranışları ve terk ettiği yanlış tespitleri de olabilir. Ayrıca devrimci kişiliğine rağmen yanlış görüşleri olan onlarca insan vardır. Ama tümüyle yanlış düşünceleri ve de bu yanlışlığın etkisiyle proletaryanın davasından uzaklaşıp tutarsız kişilikleri olan insanlarda mevcuttur. Bunları aşağıda ki gibi örnekleyebilirim:   

1-Kişi devrimci özellikler taşıyordur ve bunu yaşamı boyunca korumuştur. Fakat kendini komünist ilan etmiştir. Ne varki devrimci kişiliğine rağmen birçok düşüncesinde-tezlerinde-davranışlarında tutarsızlıklar, yanlışlıklar vardır, dolayısıyla kişiliklerini değil, görüşlerini ve yanlış davranışlarını kritik eder ve eleştirirsiniz. Bunlar; M. Belli-H. Kıvılcımlı-Troçki vb. devrimciler olabilir. 2- İkinci bir çizgi de; işlerin zor olduğu anlarda ve devrim mücadelesinin riskleri altında devrimci özellikleriyle göz dolduran çoğu kadro, ortamın rahatlamasıyla yani iyi koşullarda, devrimci özelliklerini komünist değerler haline getiremeyip-geliştiremeyip gerileyenlerdir. Stalin-Pol-Pot vb.leri sayılabilir. 3- Kişi, devrimci özellikler taşıyordur fakat kendini komünist çizgi dışında tarif eder ve görüşlerini bu hat üzerinde geliştirir. Bunların devrimci kişiliklerine rağmen tutarsız-yanlış görüş ve davranışlarına karşı çıkar bu düşünceleri eleştirirsiniz. Bunlar Blanqui-Proudhon-Narodnikler vb.leridir. 4-Kişinin düşünceleri ve davranışları(kişiliği) tutarsız ve yanlışlarla doludur. Bu kişileri karakterize eden bu görüşler ve davranışlar tümden reddedilerek eleştiri konusu olmalıdır. Bunlar; Lassalle-Bernstein-Kautsky vb.leri olabilir. *5- Kişinin düşünceleri ve kişiliği tutarlı ve sağlamdır. Fakat yine de yanlış davranış ve fikirleri belirleyici konumda olmasa da vardır. Bu yanlış görüş ve davranışları benimsiyor olsak da eleştirilmelidir. Bunlar; Marx-Engels-Lenin-Castro vb.leri olabilir.

Marxism’de eleştiri; araştırma ve incelemeye dayandığı müddetçe temel ilkedir. Bu yöntemin yanlış biçimi, sadece ciddi olmayan-yüzeysel, sırf algı ve komplo için yapılan kasıtlı olanıdır. Komünist değerlere ulaşmış hiç kimse, bu türden bir burjuva yöntemi kullanmayacağı için, konuları ve ilişkileri inceleme yapmadan değerlendirme-bilinçli saptırma-hakaret veya içine kapanma gibi yöntemlere başvuranlar zaten burjuvazinin kampında yer alan sahte Marxistlerdir. Ülkemizde ki Marxist gruplarda bu yanlış yöntem egemen olduğu için, çoğu devrimci kişi ve gruplar, koruma kalkanı olarak, tartışmamayı tercih ederek ya da hakaret vb. yöntemleri kullanarak, eleştirileri bertaraf ettiklerini ve devrimci bir tavır içinde olduklarını sanmaktadırlar. Ne yazık ki ülkemizde, eleştirilerin tamamı bu kötü statü içinde değerlendirmeye alınmakta ve de ülkemizdeki devrimci ve de komünist nehirler kurutulmaktadır. Marxismin alfabesi ise okuduklarını tartışmakla başlar. Polemik olmadan gelişme olmaz! Alfabe, kendi yanlışlarını görebilmekle de devam eder. 

Birçok kişiyi özet biçiminde de olsa mercek altına alan kişi olarak, kendi durumumu da açıklamak, tutarlı olmanın olmazsa olmazıdır sanırım:  

2005 yılına yani 59 yaşına kadar kendimi devrimci ve de komünist olarak tanımlıyordum. Anılarımı yazmaya başladığım da gördüm ki ben, geçmiş de devrimci olarak devrimin bayrağını her yerde (işkence hanelerde-cezaevlerinde-mücadelenin tüm alanlarında-kişisel tutarlıkta) en yukarıda tutmuş ve bu çizgide ciddi olan hiçbir hata yapmamıştım(tabi dedikodulara inanlara bir şey diyemem). Fakat bir komünistte olması gereken araştırma-inceleme yapma-siyasi tutarlılığı koruma-proletarya ve emekçilerle ilişki kurma ve de geliştirme-yanlışını kabul etme-şiddete karşı tavırlı olma vb. özellikleri öz olarak taşımadığımı fark ettim. Elbette ki devrimci kişiliğim ve mücadelem ister istemez komünist birçok değerin benim tarafımdan benimsenmesini dayatıyor ve ben bu dayatılan değerlere göre hareket de etmeye çalışıyordum. Fakat bu çizgi, özellikle de teorik-ideolojik ve kültürel bir zenginliğe dönüşmediği için, bir istikrara ve sürekliliğe kavuşamıyordu. Evet, yoldaşlarıma karşı yalan söylemiyor-çöpleri sokaklara atmıyor veya kişilere karşı şiddeti savunmuyordum vb. Fakat kadınların devrimde ki rolünü-Sovyetlerin ve Çin’in neden kapitalizme döndüklerini-ülkede devrim için izlenecek yolu-proletaryanın siyasileşmesini vs. sorunları çözememiştim. En önemlisi de henüz 25-30 yaşlarında iken, yani 1975-80 arasında çok ciddi antifaşist organizasyonlar yapmama rağmen eksik, yanlış kararlar ve görüşler ileri sürebiliyordum. Özellikle **M. Sayın ile olan tartışmalarda çalışma tarzı üzerine çok doğru tespitlerime rağmen, teorik olarak tam bir cahil gibi bağnaz ve sekter düşünceleri savunuyordum. Örnek vermek gerekirse: ‘komünist hareket mutlak ideolojik birlik olmadan gelişmez’ gibi idealist ve bağnaz görüşler ileri sürebiliyordum. Tabi 12 Eylül darbesi sonrası cezaevinden çıktıktan sonra 1985 sonrası önemli kitle çalışması projelerini(SHP içinde ve de fabrikalarda çalışma-Kürt hareketiyle ilişki vs.) öncelemiş olmama rağmen, o dönemde içinden geldiğim gruptaki çoğu, arkadaşa bu önemli taktiği izah edecek teorik donanımdan yoksun olduğumu gördüm. Bu dönemdeki *M. Sayın veya Yeni Öncü Dergi yöneticileriyle olan polemiğim, belki 1970 sonlarındaki tartışmalarımdan daha gelişmişti fakat teorik açıdan özünde aynı bilgisizlik ve araştırmaya dayanmayan anti-Marxist teorik çözümleri içeriyordu. Yine devrimci değerler, bu alandaki tutarlı ve gelişmiş çalışma tarzına ilişkin tezlerime rağmen, komünist değerlerle bilinçli bir buluşma gerçekleştirmemi sağlayamamıştı. Devrimci değerlerin bozulmadan varlığını devam ettirmesi beni, ister istemez ülke düzeyinde önemli siyasi projeleri geliştirmeye yani komünist değerlerle buluşmaya zorlayan adımlara zorluyordu. Bunlar sırasıyla şunlardır:

  1. 1971 yılından M. Çayan ve arkadaşlarımla başladığım mücadele yaşamım, 
  2. 1972-74 cezaevi pratiğim ve 1975-77 yılı içerisinde okulumuzun işgalci faşist güçlerden temizlenmesi,
  3. 12 Eylül zindanlarında ki(özellikle Metris’te) direniş bayrağını en yüksekte tutmak, 
  4. Tarihi bir momenti ifade eden 1986-87 tarihinde SHP içinde çalışma projesi,
  5. 1992-93 yılında geliştirdiğim ÖDP projesi fakat ne yazık ki grupçuluğun zaferi,  
  6. Mersin’de 68’liler Barış ve Kardeşlik Ormanında, 1Mayıslarda bile 5 bin insan toplanamazken, 6 Mayıs etkinliklerinde on binlerce insanı bir araya getirmek vb. sayılabilir

Fakat yedinci olarak bu birliğin sağlanmasında;

  •  Homo Komünus adlı dört kitabımla mütevazı de olsa bir adım attığımı düşünüyorum.

Tüm devrimci kişi ve grupları, komünist değerlerle buluşmaya, onu yükseltmeye ve kendilerinde ki dâhil olmak üzere tüm yanlışlarla mücadeleye çağırıyorum.

Dördüncü Bölüm: KOMÜNİST ÖZELLİKLERİN SIRRI NEDİR?

*Bu beş anlatım yakında çıkacak Homo Komünus-ııı adlı kitapta ayrıntılı olarak analiz edilmektedir.

**Mahir Sayın ve benimle ilgili tartışmaları, onun çizgisini ve görüşlerini de içine alan değerlendirmeleri kapsayan kitabımı, eğer belgelere ulaşabilirsem, sanırım bu yılın sonunda hazırlamayı umuyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir