Mustafa Yeşim'in makalesi üzerine:
Mustafa Yeşim’in Pazar sohbetleri adı altında ele aldığı Peru’nun Chachapoyas isimli bölgesinde ki devrimci bir çalışmayı bize aktaran makalesini okuduğumda bunun, kitle arasında çalışmanın bir anlatımı olduğu sonucuna vardım. Her ne kadar Yeşim, Peru özelindeki bu çalışmayı “bu teorik çerçeveyi somutlaştıran tarihsel bir laboratuvardır.” şeklinde bize aktarmış da olsa, dünya devrim mücadelesinde buna benzer çok daha derin ve anlamlı mücadele taktiklerinin olduğunu da hatırlatarak yazıma başlayabilirim.
Kaldı ki Peru’da ki bu ‘tarihsel laboratuvar’ın sonuçlarının liberalizm ile sonuçlanması da onun, kitleler arasındaki çalışmada ve devlete karşı mücadelede ciddi bir takım hataları içerdiğini bize söylemektedir.
Yeşim arkadaş, özellikle Sinoptik ve Panoptik kavramlar üzerinden Peru’daki mücadele pratiğini ele alıp değerlendirmeye tabi tutmuş. Evet, bu iki kavram yeni ve bu nedenle devrimcilerin ilgisini çekmektedir. Yenilik de öyle boş bir tespit değil! Örneğin azınlığın çoğunluğu kontrol yöntemi olan panopticon, sınıflı toplumların var olduğu binlerce yıl boyunca, muktedirlerin silahı olmuştur. Ve bu yöntem yani panoptikon, binlerce yıldır zalimler tarafından teknolojik ve kültürel gelişmenin seviyesine uygun olan araçlar vasıtasıyla uygulana gelmektedir. Fakat teknolojinin sürekli geliştiği emperyalist dönemde uygulanan bu yöntem, (kitleleri gözetme ve kontrol taktiği yani panopticon), merkezileşmede ve kontrol mekanizmasında zirve yapmıştır. Sosyal medyanın, dijital araçların ve ilişkilerin varlığı, aşırı merkezileşme vb. emperyalist mekanizmalar( uyuşturucu, mafya, ajanlaştırma, sınırsız sömürün yarattığı sermaye gücü vs.), çoğunluğun gözetimi ve kontrolünü daha kolay hale getirmiştir.
Diğer yandan bu gelişen teknoloji, yazarın da dile getirdiği gibi, aynı zamanda karşı kontrolü yani çoğunluğun da azınlığı gözetleme(sinopticon) şansını vermiştir. Fakat çoğunluğun bu gözetleme süreci, çoğu zaman kontrol evresine hiçbir zaman ulaşmaz. Evet, kitleler, sermaye sınıfın, iktidardaki siyasilerin yaptıklarından çok ayrıntılı ve düzenli olmasa da bilgi sahibi olurlar. Fakat onları değiştirme ve etkisiz hale getirme konusunda muktedirler kadar örgütlü yani Leninist bir kitle çalışması içinde değiller ise, bu sinoptikon sadece bilgi sahibi olmak ve gözetlemekle sınırlı kalacaktır. Veya en azından Gezi olayı, ‘Biz %99’uz’, Filistin katliamlarını protesto ve benzeri gösteriler için gerekli doneleri verecektir. O kadar!
Sonuçta devleti oluşturan oligarşinin, kitleleri gözetleyip kontrol etmesi taktiğine karşı, Peru’daki çalışmanın ele alınması elbette ki önemlidir. Fakat bu yeni bir taktik olmayıp, komünistler Rusya koşullarında bu yöntemi daha da gelişmiş ve daha kalıcı şekilde hayata geçirmişlerdir. Şimdi bunun için Demirci İvan örneğine bakmamızın tam zamanı.
Peru’da ki APRA adlı örgütün faaliyetlerini yazar, “soyut bir iktidar oyunu değil, somut bir sınıf savaşımının yaratıcı taktikleridir”. diyerek aktarmış. Fakat küçük burjuva hareket olarak tanımlanan bu örgütün yaptıkları, “bir sınıf savaşımının yaratıcı” taktiği olabilir mi? İsterseniz bunu aşağıdaki İvan örneğiyle kıyaslayarak cevaplayalım.
DEMİRCİ İVAN
Demirci İvan örneğini belki romanlarda okumuşsunuzdur. İvan, Bolşevik komünist parti üyesidir. Profesyonel devrimci olarak stratejik büyük bir köye demirci ihtiyacı olduğu tespiti yapıldığı için gönderilir. Fakat köylülerin ezici çoğunluğu Çar taraftarlarından oluşmaktadır. Mustafa arkadaşın makalesine konu olarak belirlediği panoptikon işleyiş yani devletin gelişmeleri izlemesi-gözetlemesi için gerekli her türlü koşul köyde mevcuttur(feodal ilişkiler, Çar’cı Kara Yüzler vb. gibi). Köy, hem büyük bir nüfusa, hem de coğrafi, üretim ve sosyal ilişkiler açısından stratejik bir konuma sahip. İşte bu köye, Bolşevik parti üyesi olan İvan, demirci olarak yerleşir. Köylü acil ihtiyacı olduğu için onun gelişini sevinçle karşılarlar. İvan demir işlerini normal hatta ucuz fiyatlarla yerine getirmenin yanında, insanların her türlü yardıma koşan hatta ölümcül hastaları ve doğumları kurtaran kişi olarak köylü tarafından zamanla benimsenir. İşte bu süre içerisinde İvan, iktidarın yani azınlığın gözetimini kırmış ve görünmez kişi olarak devletin bölgedeki uygulamalarını gözeterek ve aktardığı bilgiler ile partisini bilgilendirmiştir. Örneğin köydeki Çarlığın ajanları ve fanatik Kara Yüzler dâhil taraftarları aracılığıyla, azınlığı gözetim ve denetim altına almıştır(sinoptikon). Kendisinden hiç kimse şüphelenmez. Çünkü açık verecek hiçbir şey yapmaz! Aksine devletin aparatları ona umulmadık bilgileri de aktaracak şekilde o, sıradan biri olarak yıllarca konumunu korumuştur. Öyle ki yıllar sonra köylülerin ezici bir çoğunluğu, artık onun sözünün dışına çıkmayıp onun gösterdiği yönde hareket eder hale gelmiştir. İşte buna Leninist yani Marxizmin çalışma tarzı denir ve bu çalışmada küçük burjuva hezeyanlara yer yoktur. Bu, devrimin temel çalışma tarzı ve kültürüdür*( tabi ülkemizde esamisi bile okunmayan). Bu çalışma tarzı olmadan yani gerici örgütlerde ve kurumlarda( ordu-polis-partiler-sarı sendikalar vb.) bu tür çalışma yürütmeden, komünizmi geliştiremez ve emperyalistleri de alt edemeyiz. Tabi her şeyden önce de Demirci İvan gibi içsel devrimini yapmış, devrimci olarak sağlam ve siyasi olarak gelişmiş kültürlü komünistlere ihtiyacımız var. Bu zorunlu öncelik, hareketi geri dönülmez noktaya taşıyan komünist çalışmanın özüdür. Marx-Engels-Lenin-Mao-Castro-Ho-Che- İvan gibi devrimciler işte sosyal devrimleri geri dönülmez yapan örnek kişiliklerdir. Bu ve benzeri komünistler yoksa, emekçiler ve ezilenler için de bir gelecek yoktur.
Peki, Demirci İvan’ın bu hikâyesi nasıl sonuçlanmıştır? Bolşevik partiye ne kazandırmıştır? 1- İvan’ın kişiliği altında yüzlerce köylü, Çar ajanların ve örgütlerin etkisinden kurtulmuştur.2- Parti, köyde İvan vasıtasıyla deşifre olmamış az da olsa yeni üyeler kazanmıştır. 3- Daha da önemlisi, iç savaş çıktığında köylüler kimden yana yani kızıllar mı yoksa beyazlardan mı tavır almak için İvan’ın görüşüne başvurmuşlar ve bunun sonucu, kızıllardan yana tavır almışlardır. 4- İlginç olanda, coğrafi olarak stratejik konumda olan yani bir geçidi kontrol eden bu köy, onlarca köye beyaz faşist güçlerin geçişini engellemiştir.
Evet, panoptikon çağımızda sınırsız şekilde gelişmiştir. Fakat buna karşı mücadele taktiği olan karşı atak, diğer bir tanımla komünist çalışma tarzı, teknolojik gelişmelerden de yararlanarak Marxist ilkelerin ışığında uygulanan yöntemin adı olarak sınıf mücadelesinde yerini almıştır. Bunu unutmamak gerekiyor! Ve biz bunu hayata geçirmeliyiz. Yoksa chachapoyas’taki APRA’nın, Kamboçya’da Pol-Pot hareketinin, Nepal’de ki Maocu iktidarın, Hindistan’daki çoğu komünist parti ve hareketlerin ve benzerlerinin, teröre ve liberalizme teslim olmasının önüne geçemeyiz.
* Mustafa Yeşim, Peru’daki APRA’nın uyguladığı taktikleri sıralamış: “devletin ve yerel iktidar odaklarının sürekli gözetimine karşı birincil taktik, bu gözetim alanından çıkmak veya içinde görünmez olmaktı. Hücresel örgütlenme modeli, şifreli iletişim ve militanların sıradan köylü veya esnaf kılığına bürünmesi (kamuflaj), bu amaca hizmet etti.” Yine “İdeolojik Devlet Aygıtlarını bypass etmek için APRA, paralel bir iletişim ağı kurdu. Yazılı materyallerin riskli dağıtımı yerine, sözlü propaganda, gizlice dinlenen radyo yayınları ve dayanışma şarkıları öne çıktı.” Yine “Kent meydanlarındaki kitlesel mitingler, grevler ve toprak işgalleri bu stratejinin somut ifadeleriydi.” Görüldüğü gibi tüm bu taktik adımlar, komünist çalışma tarzının kitleler arasındaki uygulanış biçimleridir. Fabrikalarda, köylerde, gerici örgütlerde, siyasi partiler arasında vb.leri içinde, bu çalışmaları yapacak, devrimci sağlamlık ve siyasi olarak gelişmişlik yani içsel devrimini gerçekleştirmiş kadrolar yoksa, APRA'nın veya Sovyet Rusya'nın düştüğü duruma gelmemiz kaçınılmazdır.