‘DEVRİMİ BİLMEYEN’ DOÇ. DR. ŞAFAK NAKAJİMA

Doçent Dr. Şafak Nakajima,  “EVRİMİ BİLMEYEN DEVRİM: MARX NEDEN YANILDI?” başlıklı bir yazı kaleme almış. Yazar bu yazısın da ayrıca 4-5 kere Marx’ı övüp, onun değerini de kabul ederek de ciddi çelişkiler yaşamış. Fakat Marx’ın sık sık eleştirildiği bir noktadan yola çıkıyor: “Karl Marx, insan davranışını ve toplumsal yapıları ekonomik ilişkiler üzerinden açıklamaya çalışır.”

Bu yazı, Doçent Dr. Şafak Nakaji için albenisi olan fakat bana göre içi boş ve Marx’ı determinizmle eşitleyen haksız bir eleştirisini içeriyor.  K. Marx ile ilgili yaklaşımlarımızın test edilmesini, içinde bulunduğumuz bu yıkım döneminde oldukça önemli buluyorum!

I-

Yazar şöyle bir tespitle işe başlamış:

“Marx, insanı öncelikle sınıfsal, üretken ve tarihsel bir varlık olarak ele alır. Fakat onun evrimsel geçmişini, içgüdülerini ve duygusal mirasını, yani biyolojik evrimle şekillenmiş davranış eğilimlerini bilmediği için göz ardı eder. Bu eksiklik, “yeni insan” idealinde temel bir boşluk yaratır.”

Yukarıdaki görüş sanırım Marxizmi pek bilmeyen birisinin yaklaşımı olabilir ancak. Marx toplumsal gelişmeleri ele alıp çözümleyen bir araştırmacı olarak, ilkel komünal yaşamı ve bu yaşamın nasıl ve niçin sınıflı bir toplum olan köleci-feodal ve kapitalist biçimler aldığını bize bilimsel olarak açıklamıştır. Bu tespitleri yaparken elbette ki nesnel gerçeklerden yola çıkmıştır. Fakat çoğu burjuva aydının anlamadığı gerçek, nesnelliğin içinde insanın iradi çabalarının, duyusal, kültürel, psikolojik etkilerinin ve de insanın ortaya koyduğu hareketlerin bir bileşkesi de vardır. Hatırlayalım. Marx henüz Marxizme adım attığı 1845 yılında kaleme aldığı Feuerbach Üzerine Tezlerinin birinci maddesinde şöyle diyordu:

“ Feuerbach’ınki de dahil olmak üzere bugüne kadarki tüm materyalizmin temel hatası, maddenin (Gegenstand), gerçekliğin ve duyusallığın yalnızca nesne ya da görüş(Anschauung) biçiminde kavranmasıdır; duyusal insan etkinliği, pratik olarak, öznel olarak değil. …Feuerbach, …ama insan etkinliğinin kendisini nesnel etkinlik olarak kavramaz (abç)”         

Yukarıda anlatmaya çalıştığımı Marx sanırım yaklaşık 2 asır önce dile getirmiş. Sadece eksik olan, bilimsel gelişmelerin Marx zamanında çağımızın çok gerisinde olmasıdır ki bu da normaldir. Fakat Marx, Marxizmi, yazarın bahsettiği “insanın … davranış eğilimlerini bilmediği için göz ardı eder” tespitinin aksine bu faktörleri bilerek inşa etmiştir. Yukarıda da bu tespitini okuyorsunuz zaten. Bu durumda yazar Marx’ı kaba materyalist bir çizgiye hatta determinist Spinoza, Descartes vb. yanına koyduğunun bile farkında değil.

Tabi Doçent arkadaş, Marx’ın tespiti olan “insan etkinliğinin kendisine” verdiği önemi, belli ki gözden kaçırmış. Ama Marxizmi anlamak için yazarın yeterli bir çabasını da göremiyoruz. Örneğin gençliğinde Hegelci olan Marx, daha sonra bu felsefenin diyalektik yöntem açısından mükemmel açıklanışına rağmen bir konuda eksikliği olduğunu fark eder ve karşı çıkar. Bu karşı çıkışta ki gerekçesi; Hegelci anlayışın günlük yaşamla, insan duyusu ve etkinlikleriyle, siyasetle ilgilenmeyip soyut ve tinsel olanla kendini ifade etmesidir. Yani Marx sadece teorik tespitlerinde değil aynı zamanda pratikte de insanın davranış eğilimlerine gereken önemi verdiğini görüyoruz. Hoş Marxizm, zaten teori ile pratiğin birliğinin, diyalektik ve de tarihi materyalizmin diğer adıdır.     

II-

“Marx’ın bir başka eksiği de teknolojinin evrimini öngörememesidir” diyen Yazarın bu makalesinden hangi cümleyi alsak anti Marxizm kokuyor. İşte bunlardan biri daha:

“Eğer Marx, hem biyolojik hem teknolojik evrimi bilebilseydi, insan davranışını yalnızca ekonomik koşullarla değil, evrimsel geçmiş ve yapay zekâ süreciyle birlikte ele alırdı”

Yazar burada dilsel anakronizm yaparak, bugünün teknolojisi ve diliyle Marx’ı eleştirmektedir. Ki Marx’ın teknolojik gelişmeleri takip ederek kuramını oluşturduğunu KAPİTAL adlı eserini okuduğumuzda görüyoruz zaten. Dolayısıyla teknolojik gelişmelerin ne olacağını nasıl bir biçim alacağını elbette ki bilemezdi. Fakat bu teknolojik gelişmelerin üretimdeki rolünü dâhiyane şekilde formüle ederek bugünkü sonuçları genel hatlarıyla belirlemiştir. Örnek vermek gerekirse Marx, Alman İşçi Partisi’nin Programı’na Kenar Notları adlı çalışmasında:

“… işbölümüne kölece boyun eğişi ve onunla birlikte kafa ve kol emeği karşıtlığı da ortadan kaybolduktan sonra;…” ( GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, sf. 28, İnter Yayınları, birinci basım)

Diyerek bir öngörüde bulunuyordu. Peki, Marx’ın bu tespitini neye dayanarak yaptığını sanıyorsunuz? Sizlere göre yani “teknolojik evrimi” bilmeyen Marx, bu tespiti: sanırım kaba materyalist, determinist ve de “insan davranışını ve toplumsal yapıları ekonomik ilişkiler üzerinden açıklamaya” çalışan biri olarak proletarya diktatörlüğü gücüyle yaptığını falan sanıyorsunuzdur. Ama Marx aynı cümle içinde şu tespiti yaparak sizleri ters köşeye yatırıyor:

“ …bireylerin çok yönlü gelişmesiyle birlikte onların üretici güçleri de artıp, …”

Üzgünüm! Marx burada üretici güçlerden bahsediyor. Yani insanın ve de esas olarak teknolojinin gelişmesinden söz ediyor. Ve teknoloji de onu mahcup etmiyor! Bakalım derim:

Evet, bu öngörü teknolojinin bugünkü 3 d(desing) sistemiyle yaşanmakta ve bu üç boyutlu printer sistem, kafa ve kol emeği arasında ki iş bölümünü %90 oranında ortadan kaldırmıştır. Örnek vermek gerekirse: eğer bir heykel, uçak kaportası, inşaat duvarı vb. bir ürün çıkartmak istorsanız eğer, bu isteğinizi bilgisayara çizebilir ve malzemelerin olduğu mekanizmaya bağlı olan bilgisayarınız, buradan gerekli emri vererek istediğiniz ürününüzü imal edecektir. Bunun için ustalara ve işçilere yani kol emekçilerine fazlaca gerek yoktur. Evinizde de bu sistemi kurarak kendiniz için de malzeme üretebilirsiniz. Sonuçta bu yönde tespit yapan da ve bunun üretici güçlerin gelişimi sonucu olacağını da öngören Marx’dır. Hani Marx size göre “teknolojinin evrimini” öngörememişti?

Ayrıca aklınızda olsun diyerek hatırlatayım ki Sayın Nakajima, teknoloji  “ …tüm kolektif zenginlik kaynakları daha gür aktığında …” diyen Marx’ın bu öngörüsü doğrultusunda gelişiyor. Yani “tüm kolektif zenginlik kaynakları”: mülkiyetsizlik, kolektivizm, parasızlık, toplumculuk ve sizin olmadığını iddia ettiğiniz “biyolojik evrim, genetik, beyin işlevleri ve evrimsel psikoloji”gibi değerler üzerinden yükseliyor. ‘Örnek?’ dediğinizi duyuyorum! Haklısınız:

  1. Eskiden evimize telefon bağlatamazdık ve şehirlerarasına da paralı olduğu içinde kapatırdık. Bugün bırakın aynı şehirdekilerle konuşmayı dünyanın öbür ucundaki kişilerle bedava konuşuyoruz.
  2. Eskiden hepimiz ansiklopedi edinir ve çoğu kişi de ansiklopedi pazarlayarak para kazanırdı. Bugün bu tamamen parasız ve kolektif bir çalışmanın ürünü olarak Wikipedia, bu görevi bedava yapmaktadır.
  3. Yine eskiden bir bina yaparken onun inşaat ve mimari projesini mühendislere yüklüce para ödeyerek yaptırırdık. Bugün bunları internetten istediğiniz ve beğendiğiniz şekliyle parasız olarak indirip kullanabilirsiniz. Bu konuda sayısız teknolojik gelişmeleri buraya almama gerek yok sanırım. Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor?: Marx'ın kuramı olan sınıfsız, yani insanın her yönüyle gelişmiş olacağı bir toplum, teknolojinin evrimini öngöremeyen Marx tarafından tasarlanmış olması anlamına geliyor.

Şimdi de üretici güç olan emekçilerin yani işçi sınıfının gelişimine bakalım. Bu konuda tek başına Rus proletarya mücadelesini ve Paris Komününü izlediğimizde bile devrimin gerçekleşmesinde, emekçilerin oynadığı olağanüstü disiplin-dayanışma-paylaşım-hoşgörü-kolektivizm vb. değerlerin tartışmasız olduğunu görüyoruz. Ve bu sonuçları analiz ettiğimizde:

Özel mülkiyet kalksa bile statü arayışı, kıskançlık, güç hırsı veya aidiyet ihtiyacı ortadan kalkmaz.”

“Gen, kendi kopyasını yaşatabildiği sürece işbirliğini de “mantıklı” bir strateji olarak benimser.” 

“İşbirliği, bencilliğin zıttı değil, onun en rafine biçimidir.”

Diyen sizin akademik bakışınızı sadece çürütmez aynı zamanda bu tespitlerinizi tarihin tozlu sayfalarındaki yerine gönderir. Çünkü 'bireyciliği işbirliğin en rafine biçimi' olarak açıklayanlar ne yazık ki ve üzülerek söylemek zorundayım ki iflah olmaz kapitalistlerdir.

III.

Son olarak yazarın çelişkilerine de bakmak gerekiyor. Yukarıda aktardığım vb. birçok tespiti yapan Yazar, aslında haklı bir nedenden yola çıkıyor. Kendine Marxist diyen birçok liderin yönettiği sosyalist ülkelerin geldiği noktayı ve bugünkü halini görerek doğal olarak bu sonuçlara ulaşması normal. Normal olmayan ise bu olumsuzlukları Marx’a mal etmesidir. Bu konuda baltayı taşa vurduğunu görmemiz gerekiyor. Bunu sadece ben söylemiyorum, kendisi de Marx’a övgüler düzerek yani aşağıdaki tespitleri yaparak aslında kendi düşünceleriyle çelişiyor dersem abartmış olmam:

“Marx’ın burada haklı olduğu nokta, bireyin gerçek özgürlüğünün ancak toplumsal dayanışma içinde mümkün olabileceğini fark etmesidir.”

“Marx’ın yapısal koşullara ilişkin tespitleri doğrudur;”

“Marx’ın düşüncesi, özellikle yabancılaşma teorisi açısından bugün hâlâ önemli bir kılavuzdur.”

“Bu nedenle Marx’ın düşüncesi, her ne kadar teknolojik evrimi öngörememiş olsa da, insanın emeğinden ve anlamından kopuşunu analiz etme gücüyle hâlâ yol gösterici bir felsefi pusula olmayı sürdürüyor”

“Eşitlik ideali elbette çok değerlidir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir