Marxizm’in dünya genelinde aldığı darbeler, özellikle de ülkemizde ki ağır yenilgiler, çoğu devrimci kişi ve grupları farklı noktalara sürüklemiş olduğunu yaşıyor ve görüyoruz. Dolayısıyla kişileri suçlamak yerine, bu savruluşu hazırlayan nedenleri bulup gün yüzüne çıkartmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Bu nedenlerin başında; SSCB’nin yıkılmasını sağlayan anti Marxist uygulamaların komünizm sanılması, Çin’in kapitalist yolu komünizm olarak sunması, Proletarya ile siyasi bağın kurulamaması, ülkede burjuva devrim sürecinin yarım kalması, Sosyalist hareketler üzerinde ‘Egemen Sol’un hegemonyası, feodal kültürün derin etkisi, faşist darbeler gibi birçok nesnel ve öznel faktör sayılabilir. Fakat yukarıdaki etkilerin, lider ve başlatıcı kişilerde doğru yolun bulunmasını engelleyen birçok tahribata yol açtığını ve bu nedenle onların siyasi tespitlerinde pusulayı şaşırdıklarını gözlemliyoruz. Marxistler üzerindeki bu siyasi körlüğün sonucu, örgütsel açıdan it izi ile at izi birbirine karışmış ve bunun sonucu egemenler, devrimci hareketin tamamını avlayıp yok edebilmiştir. Komünist hareketin gelişmesini engelleyen ve düşman karşısında onu güçsüz kılan hata; devrimcilik ile komünizmi eşitlemek ve bu iki değer arasındaki diyalektik ilişkiyi çözümleyememektir. Bu da kaçınılmaz olarak, hareketin örgütsel olarak amatörler kulübü haline gelmesine yol açmıştır. Bu sorun, aslında yükselen devrimci hareketin henüz Marxist çizgide olmadığının yani küçük burjuva sınıfsal özellikler taşıdığının da bir kanıtı olarak da okunabilir. İsterseniz devrimcilik ve komünizmin neden eşitlenemez olduğunu ve bunun neden bu kadar hayati önem arz ettiğine bir bakalım.
Devrimcilik; özünde her türlü haksızlığa karşı çıkma ve bunun için harekete geçme olarak tarif edilebilir. Yani ölümü göze alma-mücadeleye atılma-cesaret-yiğitlik-fedakârlık-direnme vb. değerler, devrimciliğin temel girdileridir. Bu özellikler komünist olmayanlarda da olabilir. Bu nedenle her devrimci özellik taşıyana komünist diyemiyoruz.
Komünist olma ise; farklı özellik ve değerlerin buluştuğu gelişmiş sosyal bir profildir. Komünist kişilik ve örgütlenme, belli temeller üzerinde yükselmektedir. Eğer bu temeller yoksa kişilerin veya grupların kendilerine komünist demesi, sadece bir şakadan ibaret kalacaktır. Ayrıca bu temellere sahip olmak da yetmez! Bu temel üzerinde kişi ve gruplar varlıklarını devamlı yenilemek ve koşullara bağlı olarak geliştirmek zorundadır. Bu hayati saptamanın bir varsayım ve de hayal ürünü olmadığını, komünizmin dünya ölçeğinde yaşadığı ağır yenilgilerin sonuçlarına bakarak rahatlıkla çıkartabiliyoruz.
Komünist kişiliği ve örgütlenmeyi yaratabilmek için dayanmamız gereken zorunlu nesnel ve öznel temelin şunlar olduğunu görüyoruz:
- Proletarya hareketiyle sadece ekonomik-kültürel vb. değil, mutlaka siyasi ilişki içinde olabilmek.
- Devrimci özellikleri yani mücadele için gerekli olan direnci ve cesareti taşıyor olmak.
Yukarıdaki siyasi ve devrimci iki temel olmadan komünizmin kapısından girmek mümkün gözükmüyor. Mücadelenin sıcaklığı ve kendine çeken cazibesi sonucu bu kapıdan yukarıdaki iki temel özelliği benimseyen milyonlarca insan girmiş fakat kapının arkasında ki değerleri ve yukarıdaki iki özelliği içselleştirip geliştiremedikleri için, aynı hızla karşı saflara geçmişlerdir. Bu nedenle yukarıdaki nesnel ve öznel temeli sadece benimsemekle yetinmeyip bunun üzerinde yükselmelerini sağlayacak yeni özellikleri edinmek, yeni değerlere sahip olmak ve gelecek sınıfsız toplumsal yapının adayı olabilmeyi başarmak gerekmektedir. Bu nedenle de komünist hareket ve kişiliğin gelişmesi için, ayrıca aşağıdaki özellikleri de edinmenin gerekli ve zorunlu olduğunu acı yenilgiler bize söylüyor.
- Kişi olarak demokrat, örgütsel olarak demokrasiyi içselleştirmiş olmak,ilk gerekli olandır. Diğer bir ifadeyle demokratik kültürü ve aydınlanmayı edinmek gerekiyor. Bu nedenle burjuva okullarında okumanın önemi ortaya çıkmaktadır.
- İdeolojik ve kültürel mücadele sürecine kişi veya örgüt olarak katılmak! Yani okumak, tartışmak, araştırma yapmak, yanlış görüşlerle mücadele etmek, yanlışımız varsa bunlardan kurtulmak vb.
- Pratikte örnek kişi ve örgütlerin ortaya çıkmasını sağlamak için, benim İçsel devrim dediğim, Marxist literatürde ise doğru çalışma tarzı olarak ifade edilen adımı atarak, hem dayandığımız temelli sağlamlaştırmak hem de karşı saflara geçişi imkânsız hale getirmek mümkün gözüküyor. Yani pratikte: içtenliği-dürüstlüğü-dayanışmayı-hoşgörüyü-eleştiri, özeleştiriyi-okumayı-tartışmayı-birliği, örgütlülüğü-yanlışlarını kabul etmeyi-titiz çalışmayı-sosyal sorumluluğu-hesap verme gibi çalışma tarzını içselleştirerek, komünist olmanın özelliklerini bilince çıkartacak bir praxis eğitimden (pratiği içeren eğitimden) geçmek gerekiyor.
Sonuç olarak; her devrimciye ve harekete komünist diyemiyoruz. Fakat her komünistin ve hareketin devrimci değerlere sahip olmasının gerekli olduğunu söyleyebiliyoruz! Örneğin Blanqui, Narodnikler, Anarşistler, küçük burjuva devrimcileri, vb.leri devrimci özellikleri olan fakat komünist olmayan kişi ve hareketlerdir. Çarpıcı örneklerden biri de Stalin’dir. 1923’lere kadar devrimci özellikleriyle parti liderliğine gelen Stalin, Lenin tarafından ‘sekreterlikten alınmalıdır’ tespitiyle komünist değerlere sahip olamadığı açığa çıkan kişidir. Yönetim sürecinde yaptıklarıyla da Lenin’in öngörüsünü doğrulandığını görüyoruz! Yani komünist saflarda da devrimciler bulunabilir fakat onların devrimde başarılı olmaları için, komünist değerleri içselleştirmeleri zorunludur. Yoksa devrimci değerlerini de kaybediyorlar. Ki Stalin’in devrimci yaşamında ki anti Marxist uygulamalar ve Sovyet sisteminin acı sonu bunu bize söylüyor zaten! Buradan en önemli Marxist ilkeyi çıkartmış oluyoruz: komünist değerlerle buluşamayan devrimcilik geçicidir ve yok olmaya sistemle yani tekelci burjuvaziyle(emperyalistlerle) uzlaşmaya mahkûmdur.
Ülkemizden örnek vermek gerekirse; 1-Örneğin devrimci M. Kemal böyle bir süreç yaşamıştır. Hem de kurtuluş savaşı sürerken. 2- Yine 78 döneminde sosyalizm mücadelesine yüzbinlerce insan katıldı. Fakat sosyal değerleri(komünist özellikleri) içselleştiremedikleri ya da bu değerlere ulaşacak bir ortamı bulamadıkları için, bugün onların yerinde yeller esiyor. Dolasıyla bu kitlesel savrulmaların normal olduğunu söyleyebiliyoruz! Bu sonucu onların suçu olarak ele almıyoruz elbette! Ama nedenlerini de bilimsel olarak ortaya koymak zorundayız.
Devrimci değerlere sahip bu insanlar, komünist özelliklerle bütünleşecekleri hiçbir örgütlenme ve hareketi tanımadılar. Çünkü böylesi gelişmiş bir örgütlenme ve mücadele pratiği yoktu da ondan. Bu durum, tüm örgütlerin ve liderlerin* yetersizliği-küçük burjuva nitelikleriyle yani sınıf hareketinden ne kadar uzak olduklarıyla açıklanabilir ancak. Fakat daha da önemlisi, avcı karşısında kolay av haline gelmelerini sağlayan nedeni aramamız gerekiyor: sınıfla siyasi ilişkiyi hedeflememek ve komünist çalışma tarzını içeren yani praxis bir eğitimden geçmemiş olmak.
Örneğimizi şimdi de zıt yönde yani teorik ürün verenleri ele alarak genişletelim: 3- Marxizm veya sosyalist hareket açısından teorik inceleme ve analiz yapan kişi veya örgüt yöneticilerine baktığımızda, eğer bunlar da devrimci ve demokrat özellikleri taşımıyorlarsa, onları da küçük burjuva aydınlar olarak değerlendirmemiz gerekecek. Çünkü Marksist kuramın gelişimi, devrimci değerlere ve demokrat bir kültüre sahip değilseniz mümkün gözükmüyor. Hangi örgüt veya yapılanma içinde olurlarsak olalım sonuç değişmiyor. Örneğin geçmiş yıllarda ki BİRİKİM dergi çevresini, 1980 öncesi sosyalist örgütlerde yöneticilik yapıp, örgütü sınıfla buluşturamamış ve düşmanla karşılaştıklarında iyi sınav verememiş liderleri ve örgütleri bu kategori içinde değerlendirebiliriz. Buradan da şu ikinci Marxist ilkeyi çıkartmış oluyoruz: devrimci değerlerle buluşamayan gelişmiş siyasi kişi ve örgütlerin, tutarlı komünist olmaları ve sözde değil özde Marxist teorik ürünler vermeleri neredeyse imkânsızdır. Bu açıdan poliste, cezaevlerinde ve zor pratik mücadele içinde sınav verememiş siyasi yönetici ve liderlerin ezici varlığı tesadüf olmasa gerek!
Ayrıca yukarıdaki tespitlerin ışığında ülkemizdeki devrim davası içinde olan kişi ve grupların neden gelişemediklerini ve kötü sınavlar verdiklerini ayrıca ele almamız gerekmektedir.
*kendi payıma söylemem gerekir ki; 1974 yılı sonrası ben de kişisel olarak birçok genç insanı eğitmeye ve mücadeleye katmaya çalıştım ve bunu da başardım. Bunların çoğu 12 Eylül sonrası savrulup gitti. Bu onların suçu mu? Elbette ki hayır! Çünkü benim onlara verebildiğim sadece devrimci değerlerdi. Onları komünist taktikler ile tamamlayacak ne siyasi gelişmiş ne de örgütsel bir kültürüm vardı. Hâlbuki kalıcılıkta ve gelişmede aslolan buydu! Fakat sadece komünist değerlere ilişkin dürtülere sahiptim ve bu slogan çerçevesinde sınıf hareketiyle ilişkiye girmesini belli bir süre içinde de olsa sağladığım İ. B. tutarlı bir sempatizan olarak bugün ayakta kalabildi. Yine destek olduğum F. Ç. kendi çabasıyla fırın işçilerinin mücadelesinde, onlarla yatıp kalkan ve bütünleşen bir sınıf çalışmasına girmesinin bugünlere dimdik gelebilmesinde ki payını vurgulamam gerekiyor sanırım.