Geri bıraktırılmış ülkelerde, 1917-1975 yılları arasında esen devrim fırtınası ne acıdır ki sönmüş bulunuyor. Sadece yeni devrimler gerçekleşmiyor, daha da acısı, devrim yapmış ülkeler de birer birer kapitalizme dönüyor. Bu sorun, insanlık adına çağımızın en acil konusu olmaya devam ediyor. Bu sorunu tartışmadan, bu konuda çözümler üretmeden, bağımsız ve gelişmiş komünist, hatta devrimci bir hareket yaratamayız. Kendine devrimci-sosyalist ve komünist diyenlerin, geçmişin muhteşem günlerin hatıralarıyla veya derinliği olan hiçbir konuya yaklaşmayan tarzlarıyla, dönemi es geçtiklerine şahit oluyoruz. Onları suçlayacak değilim. Çünkü onların bu vb. davranışlarını makul kılacak o kadar çok neden var ki! İhanet-istismar-sol içi terör-ikiyüzlülük-sevgisizlik-bencillik-çekememezlik-dedikodu-iftira-teslimiyet vb. binlerce yoz ve tutarsız davranış biçimleri evet bunların hepsi de komünizm adına uygulandı ve bizi birbirimize bağlayan güven denen zinciri paramparça etti. İnsanlarımızın kendi kabuklarına çekilmelerinin nedenleri ortada! Fakat sınıf mücadelesi yani sömürü-katliam vb. binlerce haksızlık devam ediyor. İşte bu zor günlerde, proletaryanın dostu olduğumuzu göstermek ve ona bilinci taşımakla yükümlü olan biz aydınlarız. Bunun için elimize silah alıp savaşmamız gerekmiyor! Geçmişin muhteşem günlerini anmakla yetinmeyip, sadece geleceği belirleyecek olan sorunlara bir araya gelip yoğunlaşmamız gerekiyor.
Şimdi de içinde popülizm taşıyan, iyi niyetle söylense ve benimsense de ‘sosyalist demokrasi’ kavramının proletarya hareketi içinde yaratacağı tahribata bakarak ilerleyelim.
‘Sosyalist demokrasi’ yerine, Proleter demokrasi kavramını kullanmak neden hayati? Bunun için iki önemli neden var:
- Birincisi ve en önemlisi; devrim sonrası dönemi doğru tanımlayıp bir bütün olarak ele almak gerekiyor.
Devrim sonrası kurulan topluma Marx: ‘komünizmin ilk evresi’ demektedir. Yani bu dönem bir geçiş sürecini içermekte ve kapitalizmden devir alınan lekelerle doludur. Sınıflar ve bu sınıfların üst yapı kurumları (davranışlar-düşünme biçimleri-hukuk vs.) tümüyle kalkmamıştır. Bu açıdan, sınıflı bir toplum olan bu ilk evreyi sınıfsız olan nihai evreye taşıyabilmektir tüm sorun. Komünizmin son evresi ise, bu ilk dönemin ulaşması gereken toplumdur. Buradaki en önemli nokta, bu iki toplumun bir bütünün parçası olması ve bu bütünselliği gözden uzak tutmadan sorunların çözümüne yaklaşabilmektir. Daha doğru bir ifadeyle söylersem, komünizmin ilk evresini (Lenin’in sosyalist dediği toplumu) son evreden ayrı ele alır, ondan bağımsız çözümler üretmeye kalkarsak çok ciddi sorunlarla, hatta felaketlerle karşılaşabiliriz. Bu açıdan Marx’ın tanımındaki sosyalizmin komünizmle aynı anlamda kullanıldığını bilmemiz gerekiyor. Hoş Lenin, daha iyi anlaşılır olması için devrim sonrası toplumu ‘sosyalizm’ olarak tanımlayarak, bunun istismar edilmesine veya bilinçsizce kullanıma yol açacağını elbette ki bilemezdi! Fakat Başta Stalin olmak üzere Çin ve çoğu ülke, devrim sonrası toplumu komünizmin son döneminden bağımsız ele alıp, ona ayrı bir statü vermeye çalışmaktadırlar. Sonuçta da kapitalizme gidişin kapılarını aralamışlardır.
Sorunu tekrarlayacak olursam; sınıfların varlığını devam ettirdiği ilk aşama ile sınıfların ortadan kalktığı son aşamanın bir bütünün parçaları olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Birinin (ilk aşamanın) diğerini yaratacağı ve varacağı hedef olması, diğeri de( son aşama da) ilk aşamanın gidişatının-anlayışının-veriler ve taktiklerinin oluşturulmasında belirleyici olandır. Bu nedenle, bunları birbirinden ayrı süreçler olarak ele alamayız. Bu ayrı ayrı tanımlama sonucunda; birinci dönem ayrı bir toplumsal yapıymış gibi, bu dönem için son dönemden bağımsız çözümler üretilmeye başlar. Örneğin Stalin döneminde ve devamında bu böyle olmuştur. Stalin devletin güçlendirilmesi tezini bu nedenle ileri sürebilmiştir. Hem komünizme gidiyoruz deyip hem de devleti güçlendirmek, bu nedenle(sosyalist denen ilk aşama sanki kendi başına apayrı bir dönemmiş gibi algılama) mantıklı gelmektedir Stalin gibilerine. Eğer devrim sonrası ilk evreyle son evrenin ortak bir süreci içerdiğinin bilincinde olursak, ilk dönemde(sosyalist toplumda) atacağımız tüm adımlar ve planların da (tabi özel durumlar dışında) son döneme yani sınıfsız topluma ulaşmak için düzenlenmek zorunda olduğunu biliriz. Yani sosyalist denen toplum içinde ki tüm adımların(özel koşullar hariç), komünist denen nihai amaca hizmet edip etmediğine de dikkat ederiz. Bu durumda, örneğin Stalin gibi, ‘emperyalizm var olduğu müddetçe devleti güçlendirmemiz gerek’ veya Çin’li liderleri gibi ‘ekonomik refahı sağlamak için kapitalist sistem araçlarını kullanmalıyız’ gibi anti marxist yol ve yöntemlerin altına, 1921 ler de Rusya’daki çok özel ve geçici durumlar için gündeme gelen NEP dışında sığınmamız mümkün olmaz. Bu açıdan komünizmin ilk evresi olan döneme sadece sosyalist diye ayrı bir evre varmış gibi davranarak hem karışıklığa ve fırsatçılığa imkân vermiş, hem de sosyalizm eşittir komünizm diyen Marx’ın bu kavramını sulandırmış oluruz. Bu nedenle, devrim sonrası İLK dönemin komünizmin son aşaması ile olan ilişkisini gözden ırak tutmayarak ve bu ilk dönemdeki tüm adımlarımızı, nihai döneme bağlı olarak organize ederek, hedeflenen komünist aşamaya uymayan tüm plan ve projeleri eleyerek, yolumuzu belirlemek esas olandır. Ama sosyalist kavramına ayrı bir anlam yükleyerek, özellikle de sosyalist adıyla ayrı bir toplumsal sistem kurgulayarak amacımızdan sapabilir ve kitlelelerin bilincini bulandırabiliriz. Bu açıdan bu içeriğe uygun davranmak koşuluyla, devrim sonrası dönemin sorunlarını daha açıklayıcı kılmak adına, devrim sonrası geçici döneme Lenin gibi dikkatli bir şekilde sosyalist toplum diyebiliriz. Ama esas olan; bu dönemin, kendi başına ayrı bir toplumsal yapıyı temsil etmediğini, onun, Marx’ın tabiriyle komünizmin ilk aşaması olduğunu bilerek hareket etmek ve tespitlerimizi bu gerçek üzerinden ortaya koymak gerekmektedir.
Özetle komünizmin ilk aşaması olan ve Lenin’in sosyalizm dediği bu süreç, başlı başına ve tümüyle bir toplumsal dönem değildir. Bir geçiş aşamasıdır. Bu dönemin tüm adımlarını( iç savaş-dış saldırı vb. türden özel durumlar hariç) belirleyen komünizmin son aşaması yani sınıfsız toplumsal süreçtir. Bu nedenle, Lenin’in tanımını dikkatli fakat esas olarak Marx’ın yaklaşımını kullanarak birçok yanlıştan kendimizi kurtarabiliriz. İşte bu yanlışlardan biri de ‘Sosyalist demokrasi’ sloganı ve politik tespittir. Bunun önemini de ikinci bir başlık altında ele alalım.
- Devrim sonrası sistemi, ‘sosyalist demokrasi’ olarak değil, gelecek toplumu kuracak bir sınıfın adıyla yani ‘proleter demokrasi’ adıyla tanımlamanın önemi.
Aslında ‘sosyalist demokrasi’ tanımını, devrimin kapitalizme geri dönüşüyle olan ilişkisine bakarak tartışmalıyız.
Lenin’in Sosyalist olarak tanımladığı aşama, elbetteki komünizme giden yolda bir ara aşama. Bu toplumun gelişebilmesi ve sınıfsız topluma ulaşılması durumunda, ortada sınıflar-kurumlar ve eski türden hiçbir alışkanlık kalmayacak. İşte bu ara aşamanın ya da Marx’ın deyimiyle komünizmin bu ilk evresinin yöneticisi, sınıf olarak proletarya iken, siyasi-ideolojik ve örgütsel olarak da komünist partidir. Süreç bir bütün olarak ele alındığında; Engels’in de çok yerinde belirttiği gibi, parti-devlet-sınıflar ve kapitalizmden devrim sonrası topluma aktarılan tüm kurum ve anlayışlar yok olacak ve kendiliğinden sönümlenecektir. İşte bu nedenle; devrim sonrası atacağımız her adım ve slogan, sınıfsız toplum hedefine uygun ve toplumu komünizme taşıyacak içerikte olmak zorundadır.
Sosyalist toplum veya komünizmin ilk aşamasını son aşamasına taşımak istiyorsak; Paris Komün ilkelerini( seçme seçilme-geri çağrılma-ortalama işçi ücreti alma-halkın silahlı gücünü oluşturma-çoğulculuğu sağlama), herkesin bir dönem için bürokrat ve ekonominin tüm safhalarından işçi sınıfını sorumlu olmasını, sosyal teknolojide lider olma vb. adımları atmak zorundayız. Hem bu adımları atmayacağız hem de aşağıda sıraladığım yanlışları çözümmüş gibi sunacağız!
- Nasıl ki komünist liderler genel olarak kapitalist demokrasiden değil burjuva demokrasisinden bahsederek bu titizliği gösteriyorlarsa, biz de sosyalist demokrasi tanımı yerine proleter demokrasi kavramına yer vermeliyiz derim.
- Sosyalist demokrasi, aynı zamanda komünist demokrasi anlamına gelecektir ki bu da komünizmi tahrif etmek demektir. Demokrasi sadece insan-doğa haklarını içermez, aynı zamanda bir baskı aracı olarak devlet biçimidir. Komünizmde yani sınıfların olmadığı bir süreçte devlet olmayacağına göre, baskı aracı olarak demokrasinin de kalktığı bir toplum için söylenen bu tanımın, kitlelerin ve geri unsurların kafasını bulandırmaktan öte bir yararı da olmayacaktır.
- Eğer demokrasinin de aynı zamanda bir devlet biçimi olduğunu kabul edersek, neden ‘sosyalist demokrasi’ anlamına gelen ‘sosyalist diktatörlük’ kavramını komünist liderlerin kullanmadığını da çözmüş oluruz. Hatta bizler bile bu kavramı kullanmayı aklımızın ucundan bile geçirmeyiz. Çünkü tam anlamıyla bir saçmalık olurdu sanırım. Hâlbuki proleter demokrasi ve ya proletarya diktatörlüğü kavramları doğru, yerinde ve hiçbir karışıklığa yer vermeyen bir açıklıktadır. Çünkü proletarya demokrasisi ile diktatörlüğü kavramları bir ve aynı anlama gelmektedir. Ne varki aynı açıklığı, sosyalist demokrasi ve diktatörlüğü kavramlarında bulamayız. Siz nerde gördünüz sosyalist diktatörlük tanımını? Sizler, ‘demokrasi aynı zamanda bir devlet biçimi olarak diktatörlüktür’ tespitini teorik analizlerinizde yer vermiyor musunuz?
Özetle; sonuçta bir kafa karışıklığının sonucu olan ‘sosyalist demokrasi’ gibi tanımlar, daha doğrusu komünizmin bu ilk evresine ayrı bir toplumsal dönemmiş izlemini veren bu tür popülist tüm tespitler, sağ komünist unsurların veya dümeni kapitalizm sularına çevirmek isteyen opotünistlerin ekmeğine yağ sürecektir.
Kapitalist toplum, sömürü sistemini koruyarak herhangi ve daha iyi olan bir topluma evrilemez, kalıcıdır. Olsa olsa emperyalizm ve Faşist toplum onların varacağı son duraktır. Hâlbuki devrim sonrası ve adına sosyalist denen toplum, kapitalizme ait ne varsa hepsini ortadan kaldırmaya programlı geçici bir sınıflı toplumdur. Bu programı da proletarya sınıf olarak üstlenmiştir.
Tüm slogan ve adımlarımızı onun adına ve de bu programa uygun olarak atmamız doğru olan hatta bir zorunluluktur.