DEVLETİN DEĞİL TOPLUMUN GÜÇLENMESİ İÇİN TEZLER: III

PARİS KOMÜN İLKELERİ

Stalin’in başlattığı, ‘emperyalizm var olduğu müddetçe devletimizi güçlendirmek zorundayız’ tespiti aslında Paris Komün ilkelerinin yani toplumun güçlendirilmesi stratejisinin inkârını içeriyordu. Zaten bu ilkelerin, Lenin’in ölümünden sonra esamesi bile okunmadı. Dolayısıyla bu bölümde, toplumun güçlendirilmesi temel stratejinin mimarı olan Parisli Komünarların ortaya koyduğu ilkelere bakacağız.

Paris Komün ilkeleri dört temel ilkeyi içeriyordu;

1-Seçme-seçilme, 2- Geri çağrılma, 3- Herkesin ortalama işçi ücreti kadar para alması, 4-Düzenli ordu yerine halkın Silahlı Gücünün oluşturulması. Sırayla bakalım.

ADIMLARIN İÇERİĞİ

  1. Seçme ve seçilme

Görüyoruz ki bu uygulama kapitalist ülkelerde de var! Peki, komünistlerin bu önerisinde, farklı olan nedir? Birinci farklılık; bürokrasinin, halk tarafından seçilmesi ve istendiğinde görevden alınmasıdır. Devrim sonrası sadece siyasiler değil, yargıçlar, vali-kaymakam-emniyet dâhil tüm yüksek bürokratlar da seçimle gelecek ve seçimle gideceklerdir. İkincisi, emekçi sınıfların seçilmesidir. Bu işleyiş, devrimci bir ülkede Batı’dan temelden farklı olmalıdır. Seçilenler parası ve şöhreti olanlar değil, toplum için en fazla çalışan-üreten emekçi kesimden oluşmalıdır. Kapitalist ülkelerde parası olmayanların, emekçilerin aday olma şansı sıfırdır. Bu açıdan sosyalist ülkede, buralara kişiler, bölge halkının oyu ile aday gösterilir ve giderlerini de halk ve ya iktidar karşılar. Üçüncüsü ise çoğulculuktur.  Toplumun tüm ezilen-sömürülen-ötekileştirilen kesimleri seçim sisteminden yararlanırlar. Yani seçimlerden sadece emekçiler değil, aynı zamanda azınlıkta kalan ulus temsilcileri-kadınlar-engelli vatandaşlar-yaşamsal tercihleri farklı olan vb. kesimler de bundan eşit biçimde yararlanacaktır.

  • Geri çağrılma

Geri çağırma işleyişi, seçim sisteminin demokratik olup olmamasında yani seçilenler devlete mi yoksa halka mı sorumlu olmalıdır noktasında, temel ölçüyü bize gösterir. Görevini aksatan ve ya verdiği söze uygun hareket etmeyen seçilmişler(ki bunlar esas olarak siyasiler-general-vali-yargıç vb. üst bürokratlardır), onları seçenlerin çoğunluğu tarafından istendiğinde görevinden alınabilmelidir. Bürokratik değil, demokratik olan bu adım, aslında komünist topluma giden yolda, toplumun güçlendirilmesi hedefinde belirleyici rolü olan (ki Küba’da kısmen uygulanmaktadır) adımlardan biridir.

  • İstisnasız herkesin ortalama işçi ücreti kadar maaş alması,

Sınıfsız toplum öncesinin en önemli ekonomik tedbiridir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, alınan ücretlerin ‘eşitsiz eşitlik’ hakkını içermesidir. Marx tarafından tarif edilen bu uygulama, kapitalizmden devir alınan bu lekenin yani eşitsizliğin, komünist topluma kadar ancak bu şekilde çözümünü içerir. Çünkü kimi kişi en ağır işi yapıyordur, kimi de en hafif! Kimi bekârdır, kimisi de evli ve çocukludur vs. Bu farklılıklar dikkate alınarak ücretler belirlenir. Bu ilke, istisnasız herkes için geçerli olmalıdır. Ama burada önemli olan; parti yöneticileri, bürokratlar, sendikacılar vb. hiç kimse ortalama işçi ücretinin üstünde ücret almamalıdır.

  • Düzenli ordunun dağıtılarak komünistlerin öncülüğünde halkın silahlandırılması

Toplumun güçlendirilmesi diğer bir anlatımla devletin sönümlenmesi sürecini bize doğrudan anlatan en çarpıcı adımların başında ordunun dağıtılıp, yerine halkın silahlı gücünün konması gelmektedir. Bu konuda en ileri adımlar, Paris Komün’ünde atılmıştır. Bu konuda hiçbir adım atmayan Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyetinin geldiği noktaları görüyoruz. İki ülkede de ordunun, ABD ordusundan pek farkının olmadığını görürüz.

Peki, halkın silahlanması nasıl olacak? Bunun için kapitalist ordunun mantığını ve felsefisini bilmemiz gerekiyor. Önce kısaca ona bakıp, ondan sonra halkın silahlı gücünü ele alalım derim.

 KAPİTALİST ORDU

Kapitalist sistemin yarattığı tüm kurumlar gibi ordu da(silahlı güç) bürokratik bir yapıya ve işleyişe sahiptir. Bürokrasi, tüm subay takımı ve onların altında konumlandırılmış herkesin yönetilmesini sağlayan işleyişin kendisidir. Erler ise, onların yönettiği, kontrol ettiği, kendi amaçları için gerekirse ölüme gönderdiği halk kesimidir. Bu yapı, mevcut sömürü ve baskı rejimini koruyan ve kollayan sistemin en güçlü askeri aygıtıdır. Ordu, ancak bilinçsiz yani din-ırkçılık- geri alışkanlık gibi yanlış düşüncelerin etkisinde olan halktan insanların varlığından dolayı vardır. Orduyu oluşturan esas felsefe ise ulusçuluktur. Uluslaşma, burjuva devriminin doğal ve gerekli bir unsuru olarak ortaya çıkmasına rağmen, emperyalizm, bu yükselişin tüm demokratik değerlerini ortadan kaldırmış ve bu temel üzerinde bugünkü milliyetçi-ırkçı sistemi, şiddeti-imkânları ve çıkarları kullanarak yaratmıştır.

Burjuva devrimi sonrası Avrupa ülkelerinde halkın silahlı güç olarak varlığı, kabul edilen yasal bir haktı. Fakat sömürü sistemi, işçi sınıfını 1830-1848 ve 1871 Paris devrimini içeren binlerce ayaklanmaya ve burjuvazinin iktidarını sarsmaya başlayınca, bu hak yani halkın silahlandırılması tamamen kaldırıp düzenli ordu denen bugünkü sisteme geçiş yaptı. Bu aynı zamanda feodalizmin üst yapı kurumlarının da açıktan benimsendiği ve emperyalist sisteme geçişin de tarihidir. Düzenli ordu, tıpkı emperyalist sistemin işleyişi gibi tekçi ve korkuya dayanan yasal disiplin üzerine kurulmuştur. Emir demiri keser deyimi bu sistemin ruhudur!

HALKIN SİLAHLI GÜCÜ

Marx-Engels ve Lenin’in sık sık dile getirdiği halkın silahlanması ise, yukarıda genel olarak tarif ettiğim düzenli ordu gerçeğinden her yönüyle farklıdır. Tek benzerlik, silahlı bir güç olmasıdır. Halkın silahlı gücü, sosyalist sistemin mantığından, onun öğreti ve taktiklerinden çok farklı değildir. Bu adımlardan biride halkın silahlı gücünün örgütlenmesidir. Dolayısıyla onun temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

  1. Bu güç, en gelişmiş biçimiyle savunma amaçlı örgütlenmelidir. Saldırı, sadece sosyalist toplum işgale uğradığında kullanılmalıdır.
  2. Disiplin, emir komuta denen işleyişe göre değil, kültürel-bilimsel veya iç disiplin dediğimiz sisteme göre düzenlenmeli ve emir-komuta bu sistemin doğal bir parçası olmalıdır. Yeni olan ve uygulanması oldukça zor gözüken bu işleyiş, aslında komünist toplum insan ilişkilerinin bir nüvesidir. Bu açıdan, bu konuyu ayrıntılamamız gerekli. Çünkü bugüne kadar gizli kalmış, konuşulmamış ama hissedilmiş, insan ilişkilerinde en önemli yeri tutan yoldaşlığın mayasını oluşturmuş olan içsel disiplini veya bilinçli güveni tarif ederek değil, örnek vererek açıklamak sanırım daha doğru olacaktır. Bunun için sınıflı bir toplumda ki anne ve babanın çocuklarıyla ilişkisine bakabiliriz. İstisnaları saymazsak, baba genellikle çocuklarıyla ilişkisini otorite üzerine kurar. Çoğu zaman da zor ve şiddeti kullanır. Çocuklar babalarına karşı daha bir saygılı ve mesafelidir. Saygı da daha çok korku ve ihtiyaçların baba tarafından giderilmesiyle ilgilidir vs. Ama çocukların anne ile ilişkisi farklıdır. Daha iç içe ve samimidir. Hatta çoğu sorunlarını çocuklar, annelerine korkmadan aktarırlar ve onun desteğini alırlar. Kız çocuklarının sırlarını bilmeyen anne yoktur bile. Peki, anne bu mükemmel ilişkiyi-güveni neye borçludur. Çünkü fedakâr-paylaşımcı-zor kullanmayan, kullansa da bunu süpürge ve terlik gibi korkutucu olmayan sembolik eşyalarla yapan-onları dinleyen ve sorunların çözümü için çaba harcayan samimi-içten kişidir de ondan. Bu ikili ilişkide anne-çocuk arasındaki güven ve sevgiye, baba çocuk ilişkisi de korku ve biçimsel otoriteye dayalı bir disiplindir. İşte bu anlatımda anne çocuk ilişkisi gelecek toplumun, baba çocuk ilişkisi ise genellikle kapitalist-feodal toplum ilişkisinin (devlet-toplum, subay-er vb.) ilk ilkel ve rüşeym halinden başka bir şey değildir.
  3. Subayların seçimi; 1- Herkes aday olabilmeli, 2- Seçimler, kendi birlikleri içinde ve de tüm önerilere açık olmalıdır. 3- Seçimler olduktan sonra, subay kadrosunun aldığı karalara (eleştiri hakkınız olsa bile) uymak zorunlu olmalı. Eleştiriler ise kararın hayata geçmesi öncesi ve sonrasında gündeme gelmelidir.
  4. Tüm subaylar ve askeri gücü oluşturan erler, bu silahlı güce, geçici ve gönüllü olarak katılmalı. Katılma zorunluluğu olmamalıdır.
  5. Halkın silahlı gücünü oluşturan tüm kişiler, içsel devrimi konu edinen Praxis(deney yapılan) okullarında eğitim almış( kültürel birikim-sosyal terapi-ekonomik-sosyal statüdeki eşitlik-kadınların yönetimi vb.) olmaları gerekmektedir.
  6. Stratejik savunmaya ilişkin birliklerin dışında kalan komuta kademesi, düzenli seçim ve tabanın denetimi yoluyla değiştirilebilmelidir. Stratejik savunma alanlarında ki kişiler ise daha uzun süre görevde kalabilmeli fakat onlar da değişebilmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir