ATATÜRKCÜLÜK ÜZERİNE-I

GİRİŞ

Ülkemizde devrimci mücadelenin önünde ki en büyük engellerden biri de Atatürk’ün (Kemalizm’in) değerlendirilmesinde yaşanan derin iki farklı görüştür. Aslında iki tarafında söyledikleri öz itibariyle yanlış değil fakat siyasi ajitasyon ve propaganda da anti Marxist tahliller ve tavırlar söz konusu. Bir taraf, anti cumhuriyetçi görüntü vermenin de ötesinde taktik anlamda kitle içi çalışmayı hiçe sayan, küçük-burjuva devrimci tavır sergilerken, diğer tarafta, cumhuriyetçi olmasına rağmen, etnik sorunlara karşı milliyetçi ve ırkçı çizgiye çekilmektedir. Sonuçta devrim mücadelesinde proletaryanın müttefiki olan sınıfların birbirini dinlemeyen sağırlar diyaloğu ve havayı yumruklayan körler savaşı gibi bir ortamı oluşmaktadır. Aslında bu vb. konular, ülkemizde ki kitlesel devrim mücadelesinde, öncelikle çözüm bekleyen dev sorunlar olarak önümüzde duruyor.  

Bu sorunu doğru şekilde ortaya koymak için, önce Atatürk’e ve Atatürkçülüğe faşist ve devrimci diyen kesimlere bakmamız gerekiyor.  

  1. Atatürk’e faşist diyenler
  2. Dersim’li devrimciler,  
  3. Kürt özgürlük hareketi içinde olanlar,
  4. TİKKO’nun devamı olan gruplar içinde bulunanlar,
  5. Ve bu hareketlerin etkisinde kalan aydınlar
  6. vb.’leri.

Toplumun daha küçük bir kesimini oluşturuyorlar. Şüphesiz ki gözümüzden kaçan kişi ve gruplar da olabilir!

  • Atatürk’e devrimci diyenler
  • Esas olarak CHP tabanındaki Aleviler,
  • CHP’li Yöneticiler ve bunların etkisindeki sivil kuruluşlar, kitle örgütleri, sendikalar vb’leri,
  • Türk-İslam Sentezinin ideolojik etkisiyle bunu savunan bürokrat ve aydınlar,
  • Atatürk’ün devrimciliğine inanan dürüst aydınlar,
  • Yeni tip TKP’liler,
  • THKP-C ve THKO geleneğinin çoğu takipçileri,
  • Gelir ve kariyer için Atatürk’ü kullanan aydınlar,
  • Ulusal duygu ve kültürün etkisinde olanlar,

Bunlar, toplumda burjuva anlamda etkin ve çoğunluk olanlardır. Şüphesiz burada da dikkatimizden kaçan kesimler olabilir!

Birinciler, Genç Cumhuriyetin yani Atatürkçülüğün darbesini yemiş etnik, köylü kesim ve onlara destek veren devrimci aydınlardan oluşmaktadır. Bunlar, proletarya devriminin doğal müttefikleridir.

İkinciler ise, Genç Cumhuriyetin yani Atatürkçülüğün İğreti ve eksikte olsa, Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan, onlar üzerinden seküler yaşamlarını inşa eden, orta ve küçük burjuva kökenli aydınlar, memurlar ve Alevi kesimlerdir. Bunlar, demokratik devrim mücadelesinde proletaryanın yanında olması gereken veya karşımıza almamamız, egemenlerin etkisine bırakmamamız gereken ara sınıfsal kesimlerdir.

Fakat bugün kendine ilerici, devrimci hatta komünist deyip Atatürkçülüğü savunanlar, şu sorulara cevap aradıklarında gerçeğin önemli bir yanını yakalayabilirler; 1- Ermeni, Kürt, Rum vb. halklara karşı şiddet neden uygulanmıştır? 2- Feodalizmin tasfiye edilmemesi ve dinin devletin merkezine alınmasının nedenleri nedir? 3- Kurtuluş savaşına tek destek veren ülke Komünist Rusya(Sovyetler) olmasına rağmen sistem olarak kapitalizm, neden tercih edilmiştir? 4- İlerici-demokrat ve komünistlerin işkence edilip hapse atılması, partilerinin kapatılması,  M. Suphi ve arkadaşlarının öldürülmesi, Cumhuriyetçiliğin ve devrimciliğin ölçüsü müdür?  5- Türk-İslam Sentezi adı verilen, hatta gizli anayasası ve gizli örgütleri bile olan bu Atatürkçü devlet, bugüne kadar devrimci gençleri, ilerici aydınları, muhalif olan alevi ve Kürtleri, sistemli olarak öldürmekte ve gericilik-soygunculuk-hırsızlık-kanunsuzluk vb. aşağılık değerlere de sesini(tabi 27 Mayıs dışında) çıkarmamaktadır. Neden? 

Aynı şekilde ülkemizde devrim yapmayı önüne koymuş ve Atatürkçülüğe faşist diyen devrimci grup ve kişiler de şu sorulara cevap aramalıdırlar; 1- Padişahlığın ve kulluğun yerine tüm eksik ve yanlışlarına rağmen cumhuriyetin gelmesi, ileri mi yoksa geri bir hareket midir? 2- Ülkemizde milyonlarca insanın cumhuriyet değerlerine sarıldığını ve bu değerleri de Atatürkçülük olarak algıladığını bilmek gerekiyor. Şu an onları, kendine ‘Sol’ diyen egemenler yönlendiriyor. Nasıl ki geri bıraktırılmış emekçileri aydınlatıp, onları devrime kazanmak için çaba harcıyorsak, aynı şekilde cumhuriyetçi olan milyonları karşımıza değil yanımıza almak için uygun dil ve davranış biçimlerini geliştirmeli mi yoksa onlarla kutuplaşmalı mıyız? Bugün ülkemizde cumhuriyeti savunanlar, laiklik dâhil birçok burjuva devrimci içeriği bilmiyor. Örneğin Avrupa’da din, tamamen devletin dışındadır ve laiklik de budur! Bu vb. onlarca yanlış şekilde ele alınan ve uygulanan cumhuriyet değerlerini gündeme alıp, küfürleşmeden tartışmak ve burada ki dürüst kişileri devrime kazanmak için üslubumuzu neden düzeltme gereği duymuyoruz? 3- Devrim mücadelesinde stratejik olarak sınıfsal ittifakları ve düşman tespitini yapıp, ona göre işçi sınıfına gitmek gerekiyor. İşçi sınıfını siyasallaştırmak demek, tıpkı tüm sosyalistlerin yaptığı gibi, sınıfın da her türlü haksızlığa karşı çıkması ve bunu üretimden gelen gücüyle ortaya koyması demektir. Hâlbuki sendikalarda suyun başını tutan tüm sağ ve ‘sol’ ağalar yani işçi aristokratları, bu siyasallaşmayı engellemekte ve güçlerini de gerici Atatürkçü, sağcı-ırkçı ve dinci egemenlerden almaktadırlar. Bu zalim çemberi parçalamak, sınıfa ve de demokratik cumhuriyet hedefine ulaşmak için, gerçek laiklik-insan hakları-çevrecilik-demokratik parti-seçim-sendikacılık vb. haklar etrafında-devrimci taktiklerle- kendine Atatürkçü diyen dürüst kesimleri toplamamız gerekmiyor mu?   

DEVRİM MÜCADELESİNDE DERİN KIRILMALAR

Ülkemizde örgütlü ve siyasi olarak gelişmiş(öznel olarak) bir işçi sınıfı hareketi yok. Fakat devrim mücadelesini birlikte yürüteceğimiz(nesnel olarak) bir işçi sınıfı var. Sadece bu sınıfın, siyasallaşması ve bu yönde bilinçlenmesi sorunu mevcut! Daha da önemlisi, hem işçi sınıfının büyük bir kesiminin, hem de köylü ve taşra küçük-burjuva kesimlerinin Cumhuriyete karşı kuşkuları ve korkuları mevcut. Bu kitlesel ve dev boyutlardaki demokratik çekingenlik, ne yazık ki 1915 yılından beri sağcı-mandacı güçler tarafından, ırkçılığın-İslamcılığın karanlık dehlizlerine yönlendirilmektedir. Tıpkı cumhuriyetin kırıntıları üzerinde yaşamlarını örmüş olan milyonlarca orta ve küçük-burjuva ilerici kesimlerinin, gericilik tehlikesine karşı, sahte ve yapay ilericilik adına şovenizm ve ırkçılık bataklığına sürüklendikleri gibi. İşte bu iki zıt yönde geliştirilen siyasi taktik, Türk-İslam Sentezi adı verilen devlet aklının ruhunu oluşturur. Böylece, ilerici ve proletarya dost olan sınıflar ayrıştırılarak devrimci platformun oluşmaması için bilinçli devlet politikası devreye girmiş olmaktadır. Devrim mücadelesinin ayağa kalkmasını, kitleselleşmesini engelleyen bu derin siyasi fay hatlarını daha da derinleştiren yaklaşımlardan kendine ilerici-devrimci ve komünist diyenler kaçınmalıdır. Yukarıda da sorularla ortaya koyduğum gibi; doğru taktikler, doğru üslup ve ajitasyon yolunu seçerek devletin derinleşmesini istediği bu fay hatlarını ortadan kaldıracak ilişkiler ağını örgütlemeliyiz. Devlete yağ çekmeyen, kuyruk sallamayan HDP ve S. Demirtaş’ın tavrı, aslında birinci grubun çalışma yöntemi olmalıdır. Yine Proletarya devrimcilerine sadece Atatürkçülük penceresinden bakan, dolayısıyla da Kürt halkının hak ve özgürlüklerine, devletin yarattığı PKK öcüsü nedeniyle sıcak bakmayan ikinci grupta, bu derin fay hatlarının daha da derinleşmemesi ve ortadan kalkması için, devletle ölümüne savaşan Denizlerin-Mahirlerin tavrını kendilerine örnek almalıdırlar.                 

Atatürk dönemini ve onun siyasi kişiliğini ortaya koymak için, elbette ki çok ciddi araştırmalar yapmak, sorunu tüm yönleriyle ikna edici biçimde sergilemek gerekiyor. Çünkü toplum sadece dost güçler arasında zıt gruplara ayrılıp kemikleşmiş değil, aynı zamanda yapay ilericilik-gericilik ayrışmaları yaratılarak, Anadolu ve Mezopotamya halklarının toleranslı-toplumcu-paylaşımcı geleneği yok edilme aşamasında. Bütün bu konuları ikna edici biçimde ele alan ve tartıştıran bir çalışmanın yapılması gerektiği açık. Fakat zıt ve farklı görüşler, ülkemizde ki siyasi fay hatlarında derin kırılmaların olduğunu göstermektedir. Bu kırılmaları ele almanın zamanı geldi de geçiyor bile: eğer bu derin uçurumlar, egemenler-ezilenler arasında olsaydı gerçekten harika olurdu! Fakat ne yazık ki bu farklı ve zıt görüşler, ezilen ve sömürülenlerin kendi yani dost güçler arasında inanılmaz boyutlara ulaşmış bulunuyor. Bu farklılıkları, sadece iki taraftaki bilinçsiz veya duygularını kontrol edemeyen kesimler değil, aynı zamanda sağ ve ‘sol’ egemenler de bilinçli çabalarla derinleştiriyorlar. Bu sitenin tüm çabası; devrim saflarındaki bu kırılma ve derin çatlakları yapıştırmak değil, bu görüşleri, doğruların kaynadığı bir potada eritilmesi için katkı sunmaktır. Gerisi gelecektir! Bu açıdan özet biçiminde de olsa, bu konuda ki görüşlerin, burada tartışma-polemik-konusu yapılması acil bir görev olarak kendini dayatmış bulunuyor.

Bu kırılmayı yaratan ana kaynak, Atatürkçülüğün ortaya çıkış öyküsünde mevcut! Onu, kısaca analiz etmeliyiz.

İkinci bölüm:  GEÇ KALMIŞ ULUSLAŞMANIN ÜLKEMİZDEKİ LİDERİ: ATATÜRK’CÜLÜK

2 thoughts on “ATATÜRKCÜLÜK ÜZERİNE-I

  1. Sevgili Selçuk hoca çok güzel bir değerlendirme olmuş ve şuna kesinlikle katılıyorum irdelenmesinde geç kalınmış, gittikçede inanç haline dönüştürülen bir Atatürkçülükle karşı karşıyayız. Bu konuda günümüzde pek çok kaynak
    Elimizde mevcut. Gerek genel kurmay arşivi, gerek diğer arşivler, yayınlanan birçok kitap, gazete(1921-1922 tarihli), belgeler, konuşmalar, ilk CHP tüzük ve kongre tutanakları, kişisel yazışmalar birlikte değerlendirildiğinde gösteriyorki M. Kemal kendi kafasında her olasılığı planlayarak ve herkesi kullanarak bir devlet ve iktidar kurmuş. Bu yolda önüne çıkan her türlü fırsatı
    (kişi, toplum, kurum, düşünce, inanç, ülke, yönetim, para, ekonomi, model, vb) ya kullanmış, yada yok etmiş. (birinci meclisin açılışı, Mustafa Suphiler in yok edilişi, kürt ulusunun asimilesi gibi)
    Bunlar dahada çoğaltılabilir. Bu mesele sadece liderlik, ulus meselesi değildir. Bence olaya bu açıdan da bakmak gerekiyor. Şu tesbiti de yapmadan geçemiyeceğim. Eğer bir toplum Asya Tipi ise bizim bir kez daha oturup düşünmemiz lazım. Çünkü M. Kemalin okuduğu, araştırdığı bütün kaynaklar içinde Marksist kaynak pek göremedim. Okumamış olması mümkün gözükmüyor, ancak tamamen karşı olduğuna eminim. Çünkü ekonomi model tercihi tamda o yıllarda kendi modelini oluşturma tercihi üzerine kurgulanmış. Birazda bu günlere benziyor gibi. Evet Selçuk hocam bunları bu gün insanlara anlatmak dost sohbetlerinde (devrimci) bile zor oluyor.
    Bu konuyu açtığın için teşekkür ederim bir tarihçi olarak paylaşmak istedim.

    1. Sevgili Ramazan merhaba! Yazı 3 bölümden oluştuğu için eksik olduğunu düşündüğün noktalar sanırım bu bölümlerde var. Yazı bitince tekrar ele alıp konuşalım derim. Ayrıca bu bir makale olduğu için sınırlı ve önemli noktaları vurgulayan bir içeriğe sahip. Yine de tartışmalarımızı-konuşma ve görüş alış verişimize devam edelim derim. Düşüncelerini paylaştığın için de ayrıca teşekkür ederim..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir