Konuya kendi pencerelerinden bakanların ezici çoğunluğunun olduğu bir çağda yaşıyoruz. Sadece adı geçen savaşa değil, geçmişte de Sovyetler ’in Afganistan ve Çekoslovakya işgallerinde, Taliban-ABD ve Kürd-İŞİD savaşlarında da genellikle iki tavır ön plana çıkmıştı: 1- Barış isteği ve 2-her kesim kendine en yakın gördüğü tarafı desteklemişti. Bugünkü savaş ise, iki faşist güç arasında ki bir savaş olarak değerlendirilebilir. Elbette ki emperyalist arası savaşlar ile de eşitlenemez. Bu konuda yani iki derede bir arada kalanlar için Lenin’den iki örnek aktaracağım. Daha sonra, İran’da yaşayan herhangi bir Marxistin yerine kendimi koyarak, savaşa ilişkin tavrın ne olacağını açıklamaya çalışacağım.
Kendine Marxist diyen herkes, Birinci Paylaşım savaşında ki Lenin’in tavrını sanırım biliyordur. Savaşan ülkeler daha fazla sömürü için bir paylaşım savaşına girdiklerinde, bu konuda komünistlerin doğru bir tavır almaları çok kolay iken, gerçek böyle olmamıştı. Her ülkenin sosyalistleri, ‘ana vatan savunması’ yapıyoruz diyerek kendi gerici ve faşist iktidarlarını savunmaya başladılar. Böylece Enternasyonali savunan komünistler, bir anda kendi iktidarlarını destekleyenler olarak, birbirlerinin karşısında ve emperyalist hükümetlerin yanında yer aldılar. Dolayısıyla Marxismin temel bir kuralı olan enternasyonalizm ortadan kalkmış oldu. Zaten II. Enternasyonal de bu nedenle dağıldı! Lenin ve arkadaşları ciddi bir azınlıkta olmalarına rağmen şunu savunuyorlardı: Emperyalist savaşa karşı çıkmak yetmez bunu iç savaşa çevirerek ezilenlerin birliğini kurmalıyız! Rus devriminin arkasındaki sihir esas olarak buydu. Emperyalistler veya faşistler arası savaşların da devrimlerin anası olduğunu tarih bize söylüyor zaten.
Tabi yukarıda verdiğim örnek, “ bugünkü emperyalist bir savaş değil’ diyerek karşı çıkanlar olacaktır. Fakat toplumun öncüsü proletaryanın bakış açısıyla sorunlara bakanlar, yukarıdaki örnekte ki enternasyonal tavrın önemine ilişkin bir analiz yaptıklarında bir gerçeğin farkına varacaklardır. Yani hangi tür savaş olursa olsun, gözetilmesi gereken tavır, karşılıklı olarak ülke proletaryalarının birliğinin her zaman korunması gerektiğidir. Bu nedenle siz eğer ABD ve İsrail emperyalistlerin veya İran Mollalarının yanında tavır alıyorsanız, hem ABD ’ki emekçilerinin, hem de İran halkının ezilmesine onay veriyorsunuz demektir. Çünkü her iki tarafta da savaşa sürülenler veya öldürülenler, emekçiler ve halktan kişilerdir de ondan! Daha anlaşılır bir anlatımla; bu savaşlardan emekçilerin hiçbir çıkarının olmadığını ve bu nedenle de bu zalimlerden birini desteklemenin anti Marxist(anti halk düşmanı) bir tavır olduğunu bilmek gerekir. Bu nedenle; bu savaşlarda koruyacağımız ilk ilkemiz enternasyonalizm olacaktır. Proletarya sosyalizmine inanıyorsanız tabi!
Bunun için ikinci bir örnek daha vermek istiyorum. Bu örnek, 1917 Ağustosunda Rusya’da geçmiştir. İki yanlış, yani iki faşist güç bir çatışma içine girdiğinde Marxistlerin tavrı ne olmalıdır? Bu örnekte; Bolşeviklerin uyguladığı yöntem de bize gerekli rehberliği yapmaktadır. Bunun için, Lenin’in bu konuda ki biraz uzun olan görüşlerini okuyarak ilerleyelim:
“Kerenski birlikleri gibi biz de Kornilov’la savaşıyoruz ve savaşmakta devam edeceğiz, ama Kerenski’yi desteklemiyoruz, tersine onun zayıflığını ortaya çıkarıyoruz. Burada oldukça ince ama tamamıyla esaslı ve unutulmayacak bir fark var.
Öyleyse Kornilov ayaklanmasından sonra bizim taktiğimizdeki değişiklik nedir?
Değişiklik şu ki, Kerenski ile mücadelemizin biçimini değiştiriyoruz. Ona karşı düşmanlığımızı katiyen azaltmaksızın, ona karşı söylediğimiz sözlerin hiç birini geri almaksızın, onu devirmekten vazgeçmeksizin anın özelliğini dikkate almak gerektiğini şu anda Kerenski’yi devirmeye çalışmayacağımızı, (Kornilov’la savaşan) halkın gözünde Kerenski’nin zayıflığını ve tereddütlerini belirterek Kerenski ile şimdi bir başka biçimde savaşacağımızı açıklıyoruz. … Ve değişiklik bundan ibarettir” (NİSAN DEVRİMİ VE EKİM DEVRİMİ, SF.139-140, SOL YAYINLARI, BİRİNCİ BASKI)
Sanırım Lenin’in burada aktardığı yaklaşım, yaşadığımız son savaşa karşı alacağımız tavrın rengini daha çok belirliyor. Fakat İran’da ki devrimci örgütlenmenin, 1917 Ağustosundaki Bolşeviklerin gücüyle kıyaslanmayacak oranda zayıf olduğunu da görüyoruz. Bu nedenle, bugün için İran devrimcilerinin iç içe girmiş iki taktiği birlikte izlemeleri gerektiği de ortaya çıkmış oluyor. Bu nedenle, İran’da ki bir Marxist yerine kendimizi koyarak, son savaşa ilişkin tavrımızı açıklamaya çalışalım.
“Mollalar ile biz devrimcilerin başı belada. Sadece biz proletarya değil, değişik uluslar, kadınlar, aydınlar, yoksullar ve tüm emekçi kesimler, Molla rejiminin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel baskısıyla ezilmekte ve katledilmektedirler. Gerici baskılar ve şiddet at başı gitmektedir. Ülkemiz petrol zengini olmasına rağmen ekonomi dibe vurmuş ve yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik, hayat pahalılığı dayanılmaz olmuştur. Mollalar ile savaşıyoruz ve savaşmaya da devam edeceğiz. Mollaları bu savaş ortamından da yararlanarak devirmeye çalışmak temel taktiğimizdir. Fakat ABD ve İsrail’in saldırılarının yapıldığı bu aşamada taktiğimizde küçük bir değişiklik yapıyoruz. Yani Mollalara karşı verdiğimiz savaşın biçimini değiştiriyoruz. Mollaların iktidarına karşı düşmanlığımızı asla azaltmadan, bu iktidara karşı söylediğimiz sözlerin hiçbirini geri almaksızın, onları devirmekten vazgeçmeksizin, bu saldırıların olduğu koşulları dikkate alarak şu an (ABD ve İsrail ile savaşan) Molalara karşı değil, tüm gücümüzü ve enerjimizi, ülkemize bombalar yağdıran bu emperyalist canilerin işgaline karşı halkımızı örgütlemeye harcıyoruz. Ezilen ulusun temsilcilerini de emperyalistlerden değil, bizim kendi bağımsız gücümüzden destek almaları için de onları da bize katılmaya çağırıyoruz. Böylece bu savaşta; iki sürecin at başı gittiğini görüyoruz: bir yanda giderek zayıflayan faşist Molla iktidarı, diğer yanda proletarya ve halk kesimleri arasında giderek daha örgütlü hale gelen devrimci güçler. İşte zamanı geldiğinde yani koşullar olgunlaştığında(çoğunluğa geçtiğimizde) bu gücümüzle iktidara el koyarak, emperyalistlere karşı İran halkının mücadelesini sürdürmeyi planlıyoruz. Emperyalist saldırganlara karşı çıkarak, onların ülkemizde Mollalardan pek farklı olmayacak olan politikalarına ve caniliklerine karşı savaşacağımızı ilan ediyoruz.” Lenin ve arkadaşları, 1914-1917 Şubat devrimi süresince bu taktiği ileri sürüp mücadeleye başladıklarında Kerenski dahil bir çok sözde devrimci onları 'hayal kuruyorlar' diyerek küçümsüyorlardı. Ama tarih böyle demiyor: zalimler arasındaki her türden savaş, aynı zamanda devrimin doğum sancısıdır.
Evet, empati kurarak son savaşa karşı izleyeceğimiz Marxist taktiğin özü budur. İran dışındaki devrimciler olarak bizler de; İran mollalarına olan nefretimizi ertelemeden, onların faşist uygulamalarını asla unutmadan, şimdi anın görevi nedeniyle tüm öfkemizi ve enerjimizi emperyalist ABD ve İsrail saldırganlarına karşı yoğunlaştırıyoruz.
Tabi ABD ve İsrail ile sorunu olan, hatta KÜBA gibi ambargo ile boğulmak istenen ülkelerin, devlet ve toplumun çıkarları gereği açıkladıkları “İran’ı destekliyoruz” tavrıyla, kişilerin, gruplar ve örgütlerin kendilerini eşitleyip, savaşan taraflardan birini desteklemeleri sadece enternasyonal değerlerimizi parçalamayacaktır, aynı zamanda bizleri emperyalizmin veya İslami gericiliğin yedek güçleri olarak istifleyecektir*. İşte proletaryanın bağımsızlığının ve sınıfsal kişiliğinin ortadan kalktığı bu tavra, sosyal şovenizm denmektedir.
Kahrolsun ABD-İsrail ve Molla rejimi! Yaşasın İran ve Amerikan halklarının dayanışması.
*Küba veya Çin gibi ülkeler ise, ABD ve İsrail gibi emperyalist saldırganlara karşı İran’ı veya saldırıya uğrayan herhangi bir ülkeye destek vererek bağımsızlıkların kaybetmezler. Aksine taktik olarak güçleneceklerdir. Bu örgütlü güçlerin(Çin-Rusya-Küba vb.) izledikleri tavırlar, ‘ daha büyük tehlike karşısında gerekli olan taktik bir adım’ olarak ele alınmalıdır. Mao’nun 1936’lar da milliyetçi Komintang ile yaptığı ittifak gibi!