M. Akkaya, felsefe ağırlıklı çalışmalarının yanında, siyasi içerikli önemli yanlış tespitlere de imza atmaktadır. Aşağıda onun benimle olan diyaloğundan ve bazı makalelerinden derlediğim görüşlerinin eleştirisini bulacaksınız.
Burjuva demokratik devrim sorununu elinin tersiyle iten Akkaya, Marxizmin iki ayrı, 1-erken birinci dönemi ve de 2- geç ikinci dönemi olduğunu belirtiyor. Akkaya’nın bana verdiği cevap ile başlayalım
“Dil ve üslubunuzu da eklersek sol milliyetçi, dolayısıyla liberalizmin içinde olduğunuzu iddia edeceğim. Çünkü Marksizm, aydınlanma, demokrasi, hümanizm gibi değerlere indirgenemez. Öte yandan elbette bu anlayışları reddedemeyiz. Marksizm, bunları içerir ve aşar.”
Mehmet arkadaşın yukarıdaki kısa alıntısını sizlere göstermemin nedeni: görüşlerinin analizine geçmeden önce, onun kendini inkâr eden tarzını sergilemek yani bu karikatürleşmiş kurama dikkatinizi çekmek içindi.
Ben kendisini eleştirirken şunları söylemiştim:
“…, şimdilik genel tespitlerden kaçınarak belirtmeliyim ki içinde bulunduğumuz dönemin en hayati konusu, aydınlanma süreci ile Marxizm ilişkisi sorunudur. Bu konu aydınlatılmadan bana göre devrimci hareketin ilerlemesi imkânsız.”
Bu vb. tespitlerimi Mehmet arkadaş, ‘sol milliyetçi, dolayısıyla liberalizm’ olarak değerlendiriyor. Fakat ilginçtir arkasından da şunları ilave ediyor: “Öte yandan elbette bu anlayışları reddedemeyiz. Marksizm, bunları içerir ve aşar.”. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Mehmet arkadaşın dediğine göre benim söylediklerim eğer ‘sol milliyetçi,’ dolayısıyla ‘liberalizm’ ise, nasıl oluyor da “Marksizm, bunları içerir ve aşar.” Eğer Marxizm, ‘sol milliyetçi,’ dolayısıyla ‘liberalizm’i içeriyor ise, buna nasıl Marxizm diyebiliriz ki? Bu tespitlerin anti Marxist olduğu sanırım çok açık.
Aynı makalesinde arkadaşın kuramı, çorap söküğü gibi çözülüp geliyor. Şöyle demiş:
“Deniz Gezmiş’in izlediği çizgi, Marksizmin erken yani Birinci Dönemine karşılık gelmektedir: Aydınlanmacı, modern, ilerlemeci, seküler, devletçi… Mahir Çayan’nın düşünüş tarzına da Gezmiş’te olduğu kadar olmamakla birlikte Birinci Dönem egemendir. Yalnız şu var ki, gerek Deniz, gerekse Mahir, teoride Birinci Döneme bağlanmış olsalar da uyguladıkları devrimci pratikle de büyük oranda İkinci Dönemden izler taşırlar.”
Tekrarlamam gerekirse, Yazara göre Marxizm iki dönemden oluşuyor: Birinci dönem, Marx ve Engels’in gençlik dönemine tekabül ediyor. Bu dönem: burjuva değerleri içeriyor. Bu nedenle reddedilmelidir! Esas olan, arkadaşa göre ikinci yani 'olgunluk' dönemidir.
Deniz ve Mahir’i, Marxizmin birinci yani gençlik dönemine bağlamış yazar. Diğer bir ifadeyle ‘milliyetçi sol ve liberalizm’ dönemine. İkinci dönemden de sadece izler taşıyorlarmış. Bu izler sıcak meltemin izleri olsalardı bari! Bu izleri açıklamıyor, bilmiyoruz. Fakat sevindirici(!) olan; arkadaşımızın İbrahim için oldukça cömert davranmış olduğu. Sanırım bu tespit de o ekolden geliyor olması rol oynamış olabilir.
Şöyle demiş:
“Kaypakkaya, bu çizgiden çok hızlı ama aşamalı bir şekilde kopuş yaşıyor. Tıpkı Marks’ta olduğu gibi “tam tersi” bir siyasal ve felsefi-ideolojik çizgiye geçiş yaparak Marks’ın, İkinci Dönemine bağlanmış oluyor.”
Marx'ı ve onun yarattığı Marxist kuramı ele alan bu komedi Fragmandan sonra, Akkaya’nın kuramını ele alabiliriz. Aynı makalede şunları söylemiş:
“… Marx’ın birinci dönemine, yani ilerlemeci, tarihselci, ekonomist, pozitivist… dönemine …” Yine:
“Marx ve erken marksizm tarihsel gelişim içinde sınıf mücadelesinin deneyimlerinden yararlanarak taşıdığı liberal diyebileceğimiz unsurları içinden adım adım atmıştır. Atmaya da devam etmektedir …”
“Marx’ın ve Marksizmin Aydınlanma felsefesiyle ilişkilendirildiği, hatta onun çocuğu olduğu türünden metaforların da kullanıldığı biliniyor. Oysa bu durum yalnızca Marksizmin çocukluk dönemi (Birinci Dönem) için geçerli olabilir. Marx’ın ve Marksizmin olgunluk döneminde ise Aydınlanma gibi burjuva, felsefi-ideolojik anlayışlara karşı, tümden reddiye değilse bile kuşkuyla ve ihtiyatla bakma anlayışı vardır. …” (age[Microsoft1] .)
Görüldüğü gibi Marx’ın birinci dönemini belirleyen ideolojik içerik, “ilerlemeci, tarihselci, ekonomist, pozitivist …” ideolojidir. Yazara göre birinci dönemde ayrıca “liberal diyebileceğimiz unsurlar” da bulunmaktadır. Yine ona göre Marx, bunları adım adım atmıştır. Burada sizlerin dikkatine sunmak istediğim; 1-)Akkaya’ya göre Marx, 1850’ler den sonra ilk dönemden ikinci döneme geçmiş. Yani Marx ve Engels, Komünist Manifestoyu yazdıkların da Akkaya’ya göre ekonomist, pozitivist hatta liberal düşüncenin etkisi altındadırlar. Yine Lenin de Akkaya’ya göre:
“Mesela lenin ve rsdip, 1915’in emperyalist savaş yıllarına dek birinci dönemin etkisindedir. lenin, devlet ve devrim kitabını yazdığı süreçte ise marx’ın ikinci dönemine bağlanmaktadır.” (Aynı makaleden)
Lenin’in 1915’lere kadar olan dönemi yani komünist geçmişi, tıpkı Marx gibi nerdeyse 20 yılı, Akkaya’ya göre “ilerlemeci, tarihselci, ekonomist, pozitivist” bir ideolojik içerik taşımakta. Yani yazara göre Lenin, Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi, Ne Yapmalı, İki Taktik, Bir Adım İleri, İki Adım Geri, Materyalizm ve Ampiryokritisizm, Ulusların Kaderini Tayin Hakkı ve birçok kitabını bu ilerlemeci, tarihselci, ekonomist ve pozitivist ideolojinin etkisi altında kaleme almış ve bu görüşlerini adım adım 1915 yılında terk etmiş. Dolayısıyla yazarımız, Hem Marx’ın hem de Lenin’in bu ilk dönemlerini okuyan ve değerlendirebilen yüksek bir kuramsal birikime sahip kişi olarak, gerçekten olağanüstü olan gelişmiş bir teorinin temsilcisi olduğu gururu ve şuuru ile yani boş inancıyla hareket etmektedir. Veya yaptığı gafın farkında değil! Fakat ilginçtir ki, Lenin’in tek bir düşüncesini dahi alıp değerlendirme zahmetine girmemektedir. Nedir istediğim? 1915 yılı öncesi eserlerinin liberal, milliyetçi, sol, ekonomist, pozitivist vb. içerik ve biçimlerini bize göstermeli ki biz de bu yanlışları takip etmeyelim. Tabi onun bu kuruntusu, yani Mehmet arkadaşın yenilgi dönemlerinin kaçınılmaz sonuçlarından biri olan bu muhteşem kuramı, tesadüf değil. İnsanları, olayları ve düşünceleri kategorize ederek Marxizm’i karikatür haline getirmesi, dönemin epistemolojik(bilgi bilimine ilişkin) sapmalarından biri sadece. Bir zamanlar, Althusser ve Avrupa Sol aydınlarının, SSCB’nin ve Stalin’in ekonomik, ideolojik-siyasi anti-komünist uygulamalarından yola çıkarak geliştirdikleri anti Marxist tezlerini, Türk usulü ile bize sunuyor Akkaya.
Yazar, Marx ve Engels’in kaleme aldığı Manifestoyu da unutmamış:
“Manifesto’daki kapitalizmi öven, İngiliz ve Fransız burjuva devrimlerine methiyeler düzen nice argümanı tespit etmek zor değildir. Marx ve erken Marksizm tarihsel gelişim içinde sınıf mücadelesinin deneyimlerinden yararlanarak taşıdığı liberal diyebileceğimiz unsurları içinden adım adım atmıştır. Atmaya da devam etmektedir.” (age.)
Peki, Marx ve Engels, Manifesto’nun yayımlanmasından tam yirmi dört yıl sonra, yani yazara göre artık tüm bu liberal düşüncelerden sıyrıldıkları ikinci dönemde, yani kitabın 1872 Almanca basımına yazdıkları önsözde, ne demişler?:
“Koşullar son yirmi beş yılda ne kadar değişmiş olursa olsun, bu Manifesto’da ortaya konan ana ilkeler bugün de o günkü kadar doğrudur.(altını çizen ben).”
Bak hale şu Marx ve Engels’e: “ilerlemeci, tarihselci, ekonomist, pozitivist” ve de “liberal’ düşüncelerinde ne kadar da ısrarlılar(!). Şaka bir yana, yazarın bu çocuksu ayrımını Marx ve Engels çiğneyip tükürmüş.
Komik olan şu: yazar nerde bir aydınlanma, burjuva demokrasisi, burjuva devrimi, insan hakları vs. gibi bir laf veya eylem görse, hemen onları Marx’ın birinci dönemine havale ediyor. Fakat bunu kişilere göre ayarlıyor: 1-) eğer devrim davasında popüler kişiler değillerse onlar ‘sol milliyetçi ve liberal’ ilan ediliyor. 2-)Yok, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, gibi önemli liderlere bu yaftayı vurmaya cesaret edemediği için, onları da önce kendisinin icat ettiği giyotine yani Marx’ın ‘Birinci Dönemine’ gönderiyor fakat gelecek tepkilerden korktuğu için de onları ikinci dönemin izlerini taşıyanlar olarak ilan ediyor. 3-) Marx, Engels ve Lenin gibi liderleri ise (ki bu kişilerin Marxizmin kurucusu olduklarını da unutarak), gençlik dönemlerinde, “ilerlemeci, tarihselci, ekonomist, pozitivist” ve de “liberal’ olduklarını, sonra da bu etkilerden kurtularak adım adım ikinci ikinci Marxist döneme geçtiklerini söylüyor.
Fakat kuramın ilginç ve özlü sonucu tespit ediyoruz: yazarın ideolojik bagajında: demokrasi, burjuva kültür, aydınlanma, insan hakları vb. konular yok. Yani onun gündeminde kitlelerin acil olan bu sorunları ön planda değil. Fakat sıkıştığında da hemen jokerini çıkartarak bu değerleri de karşısına almak istemiyor: “Öte yandan elbette bu anlayışları reddedemeyiz. Marksizm, bunları içerir ve aşar.” Her şeyden önce bu tespit bile yazarın dünyasını bize vermeye tek başına yetiyor. İlk cümlesinde Marxizm ’in; aydınlanma, demokrasi ve hümanizmi ret etmediğini öğreniyoruz. Fakat ikinci cümlesinde bizi soğuk bir duşun altına sokuyor: "Marksizm, bunları içerir ve aşar" diyerek bizi aydınlanma, demokrasi ve hümanizmi savunmaktan alıkoyuyor. Bunu nerden mi çıkartıyorum? Bu değerlerin önemini vurguladığımda beni hemen “sol milliyetçi, dolayısıyla liberal” ilan ediyor olmasından tabii ki!
Akkaya’nın bana göre en büyük eksiği, Marx, Engels ve Lenin’in görüşlerini ve onların eleştirilerini dikkatle incelememesidir. Örneğin:
- Marx’ın eleştirdiği; Gotha Programında burjuva sınıfını gerici olarak gösteren Lassalle’cılığı ( K. MARX, GOTHA PROGRAMININ ELEŞTİRİSİ, SF.29-30, İNTER YAYINLARI),
- Engels’in eleştirdiği; "Bizim Alman koşullarımızda, cumhuriyeti amaç olarak benimsemek olanaksızdır(ABÇ)”. Diyen August Bebel’i (August Bebel'den alıntı, adı geçen yapıt, s. 425, no 6. TARİHDE ZORUN ROLÜ), Yine
- -“bir konuşmasında partiyi ‘en katı reform yanlısı’ olarak tarif edip, devlet ve toplum düzenin yıkılmasına şiddetle karşı olduğunu açıklayarak, sıkıyönetimi nasıl savunduğunu” açıklayan Liebnecht’i (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, Sf. 238, 84 nolu not),
- Akkaya’ya göre 1920 Yılında artık Marxist olan Lenin’in şu tespitlerini: “Başlamak için gerçek bir burjuva kültüre sahip olmak, bize yeter” (EKİM DEVRİMİ DOSYASI: II SOVYET YÖNETİMİNİN ÖRGÜTLENMESİ Ekim Yayınları:9, Sf.283) Ve de
- “Demokrasi olmaksızın sosyalizmi gerçekleştirmek, iki yönden olanak dışıdır: (1) Proletarya, demokrasi için yapılacak bir mücadele aşamasından geçmedikçe sosyalist devrim için hazırlıklı olamaz, (2) Demokrasi tam anlamıyla sağlanmadıkça, zafere ulaşan sosyalizmin bu zaferini sürdürmesi ve kişileri, hükümetlerin artık yok olacağı bir döneme hazırlanması olanaksızdır” (LENİN’DEN ANILAR, N. KRUPSKAYA, sf.136-7, biblioteK Yayınları)(Demokrasi Savaşçıları Olarak Marx ve Engels, August H. Nimiz, sayfa. 57) Dahası;
- Eğer Lenin’in yukarıdaki görüşleri Akkaya’yı ikna etmemiş ise, o zaman, Mao’nun 1940 yılındaki şu tespitini çözmeye uğraşsın derim. Belki Maocu gelenekten gelmenin bir etkisi olur:
- “…yalnız çağdaş sosyalist ya da yeni-demokratik kültürden değil, yabancı ülkelerin, mesela birçok yabancı kapitalist ülkenin aydınlık devre ait kültürü (abç) gibi, eski kültürlerden de yararlanmalıyız.” (YENİ DEMOKRATİK DEVRİM, SF.101, UMUT YAYIMCILIK, 4. BASKI)
Evet, sorun netleşiyor! Cumhuriyeti ve demokrasiyi savunmayan yani en hızlı sosyalizm taraftarlarının, aslında düzeni nasıl savunduklarının hikâyesini okuyorsunuz burada. Umarım Akkaya yüksek felsefe oyunlarını bırakıp konuyu inceleyerek gerekli dersleri çıkartır.
I wait