SINIF SENDİKACILIĞI VE TÜRKİYE

Ülkemizde Sendikacılık

Genel olarak ülkemizdeki sendikacılık, İngiliz ve ABD sendikacılığının bir sürümü olarak durmaktadır. İngiliz yani işçi aristokrasinin yönettiği, ABD yani buna mafyacılığında eklemlendiği bir sendikacılık. Tabi ikisi de egemenlerin kontrolünde bilinçli oluşumlar. Bugün kendilerine ve örgütlerine devrimci veya sosyalist diyen DİSK dâhil birçok sendikada sınıf sendikacılığının esamesi bile okunmuyor. Türk-İş ve diğerlerinde ise tam bir felaket yaşanıyor. Onlarca yıl başkan veya yönetimde kalabiliyor ve bir fabrikatör gibi lüks yaşayabiliyorlar. İşte bu durum, işçi sınıfı mücadelesinin, kapitalizm bataklığında yüzdüğünün resmidir.

Ülkemizdeki sendikacılığın gelişim seyrini, sadece eylemleri-devlet baskısı-ilişkisi ve ülkücülerin polis ile birlikte yürüttükleri çalışmalar ile değil, elbette onun sosyo ekonomik fotoğrafını, istatistikleri inceleyerek de vermeliyiz. Yani cumhuriyet döneminden itibaren ülkemizdeki tarım-sanayi ve hizmet kolunun ve ayrıca işçi sınıfının genel nüfus içinde ki oranına vb. istatistik bilgileri inceleyerek daha tam ve anlaşılır bir sunum, ülkemiz komünist hareketi için güncel olarak acil bir zorunluluk. Fakat bu yazının konusu böylesi kapsamlı bir çalışmayı içermiyor. Burada, genel çizgileri ile işçi sınıfının nicelik ve nitelik durumuna bir göz atacağım. Ki komünist hareketin dayanacağı bu gücü genel hatlarıyla tanımış olalım.

  1. Ülkemizde sanayileşme hem geç gerçekleşmiştir hem de ağır sanayi ağırlıklı değildir.
  2. Ülkede 16-17 milyon işçiden, geçici ve mevsimlik 3-4 milyon emekçiden bahsedebiliriz.
  3. Türkiye’de sendikalaşma, Avrupa ülkeler arasında en düşük orandadır. Toplam işçi sayısı içinde sendikalaşma oranı yüzde 14,7 civarındadır. Bunun %7,19’u kamuda, %6,51 özel sektörde bulunuyor Tarım-inşaat-mevsimlik işler de bu oran %2-3.
  4. Atipik adı verilen; evde, part time, tele 21, kendi başına, vardiya usulü, geçici çalışma tipleri sınıfın sendikalaşmasında birer engel.
  5. İşçilerin önemli bir kesimi (%38-52 oranında) sendika ve sendikacılara güvenmemektedir.
  6. Çalışma yasaları çoğunlukla işçiler aleyhinde işverenlerin lehindedir. Örneğin 43. maddenin 5. Fıkrası; işverenlerin itirazları kesinleşinceye kadar sendikaların toplu sözleşme yapmasını ve grevini yasaklamaktadır. Davalar iki yıl sürmektedir. Sendikalar bu engeli aşsalar da karşılarında hükümeti bulmaktadırlar:  grevler “genel sağlığı veya millî güvenliği bozucu nitelikte” diyerek yasaklanmaktadır. Yetmedi mi OHAL ilan edilmektedir.
  7. Sınıf mücadelesinin önünde diğer bir engel; birçok iş kolunda sendikalaşma ve grev yasak;: bankalar-güvenlik çalışanları-telekominasyon-enerji- ulaşım gibi.
  8. Sendikalarda kadınların oranı %10 ve sendika yönetimlerinde ise bu oran % 2 ile 6 arasındadır.
  9. Sınıf sendikacılığı yapanlar veya devletin hassas olduğu işkollarında örgütlenen sendikacılar tutuklanmakta ve ceza almaktadırlar. Örneğin TÜMTİS’in Ankara şubesinin 14 yönetici ve üyesine 2017 yılında ağır hapis cezaları verilmiştir.
  10. AKP-MHP koalisyonu, bugün 6 konfederasyonun 4’ü kontrol ediyor.

Sınıf sendikacılığının olmazsa olmaz adımları genel hatlarıyla şunlar:

  1. Paris Komün ilkeleri olarak;
  2. Seçme ve seçilme ilkesi yani her yönetici seçimle gelecek ve seçimle gidecek. Atama veya kendi içine üye alma(kooptasyon) olmayacak.
  3. Her seçilen istendiğinde geri çağrılabilecek. Yani görevini yerine getirmediği düşünülen bir yönetici, belli bir çoğunluğa dayanarak görevinden alınabilecek.
  4. Her yönetici, ortalama işçi ücretinden fazla maaş alamayacak.
  5. Çoğulculuk olarak; üyeler arasındaki düşünce-inanç-etnisite-cins vb.farklılıklarda herhangi bir ayırma-ötekileştirme-nefret söylemi vb. tavır olmayacak.
  6. Marx’ın önerisi olarak; 

 “ herkesin belli süre için bürokrat olması ve hemen uygulanması” Bu ilke bugün sendikalarda şu adımları içermelidir: a- yönetime her üye seçilebilmeli. b- hiçbir kişi, bir veya iki yıl dışında yöneticilik yapmamalı. c- Yöneticiler göreve bir kere(koşullara bağlı olarak en fazla iki kere)yönetici seçilebilmeliler.

  • Lenin’in önerisi olarak;
  • Ekonomik ve siyasi süreci proletarya yönetmeli. Bu adımın bugün sendikalarda alacağı biçim, sınıfla kurulan siyasi ilişkidir. Bu adım, sendikaların sınıf sendikacılığını yapıp yapmadığının da ölçüsüdür.Bu açıdan sendikalarda sınıf sendikacılığının omurgası olan bu adımın içeriğine bakmamız gerekiyor.

Bu adımı en iyi tarif eden söz şudur: “acı hissediyorsan canlısın fakat başkasının acısını hissediyorsan insansın” Ekonomik mücadele örgütleri olarak sendikalar, elbetteki işçilerin ekonomik-sosyal, kültürel vb. çıkarlarını koruyacak ve artırmaya çalışacaklardır. Fakat aynı zamanda işçiler arasındaki dayanışma ve paylaşım gibi sosyal adımları da örgütlemeye çalışarak, onların sadece canlı değil aynı zamanda insan olduklarını da göstereceklerdir. Bu nedenle toplumdaki haksızlık ve hukuksuzluklara karşı sessiz kalmayacak ve ayrıca üyelerini ‘başkasının acısı’ için eğitmeyi de ihmal etmeyecektir.

  • Küba’nın katkısı olarak;

Sosyal teknolojide liderlik! Sovyetler Birliği’nin katkısı ile ayakta durduğu düşünülen Küba’nın, bırakın yıkılmayı, eski döneme göre daha da gelişmiş olmasının başlıca nedeni, sağlık-eğitim-tarım vb.gibi sosyal alanlarda teknolojiyi geliştirmiş ve artı değer yaratmış olmasıdır. Bugün sendikalarda ki alacağı biçim ne olmalıdır? Sorusuna cevap vermemiz gerekiyor.

Sendikalar, a- teknolojik alanda araştırma ve geliştirme birimleri kurarak özellikle kadın kafa emekçilerinin önderliğinde, kol emekçileri ile kafa emekçileri arasındaki farkın giderilmesi için çaba harcamalı. b- demokrasi güçlerinin, eğitim-sağlık-tarım gibi alanlarda ki sosyal projelerine destek vermelidirler.

  • Benim önerim olarak;

İçsel devrim sürecini yönetmek!  Bu başlık altında sanırım özet yapmam yeterli olacak. Sınıf sendikacılığı için atılması gereken adımlar: 1- kültürel birikim! Burjuva kültürü üzerinde yükselen sosyal bir kültür şart! Bunun için: a- gönüllü işçi üyeler, burjuva okullardaki yarım kalan eğitimlerini tamamlayacaklar ya da b- Sendikalar, Köy Enstitüleri tipi eğitimin verildiği kendi okullarını kuracaklar. 2- Sosyal Terapi! Bunun için, yöneticiler ve üyelerin bir araya gelip karşılıklı konuştukları ve kişisel dâhil sorunlarını dile getirdikleri toplantılar düzenlemeliler. 3- Örnek alınacak kişilik için: Üyelerin sırayla toplu sözleşme toplantılarına, hatta patronla olan görüşmelere katılmalarını sağlamak- işçiler arasında ki bozguncuların tespitini yapmak için görev almak- rakip sendikalara üye işçiler arasında ajitasyon yapmalarını sağlamak-siyasi parti temsilcileriyle eleştiri-özeleştiri toplantılarına katılmak vb. onlarca görev belirlenebilir. 4- çoğulculuk kültürü açısından çalışmalar yapmak!   Her üye ve yönetici, azınlık ulustan olan-kadın veya farklı cinsel tercihi bulunan-farklı inanç ve düşünce ve de giyimde-genç ve yaşlı vb. farklılıklar içinde olan üyeler ile sendikal çalışmaları birlikte yürütmeli. 5- dışsal değil içsel disiplin için pratiğe yer vermek!  Devletin kurumlarında geçerli olan, dışsal yani emir ve ceza üzerine kurulmuş olan disiplin yerine, sendika yönetimi sevgi ve güvene dayalı örneğin grev-direniş-gösteri vb. etkinliklerde gösterecekleri örnek öncü davranışlarıyla bu disiplin için gerekli kültürü oluşturabilirler. 6-Kadınların belirleyici ve yönetici rolüne imkân tanımak! Kadınların sendikal çalışma ve ekonomik-sosyal mücadele alanında erkekler tarafından görünmez baskı ve ötekileştirme tehlikesine karşı önlemler almak. Bunun için; kadın üyelerin teşvik edilmesi, pozitif ayrımcılığa tabi olmaları ve onların yönetiminde işlerin daha sağlıklı olacağına ilişkin ajistasyon ve propagandaya ve göreve yer verilmesi gerekmektedir. 7- Yukarıdaki adımlar düzenli ve sistemli biçimde atılmaya başladığında sendika üyeleri ile yöneticiler arasında her türlü farkın kalkacağı bir süreç başlamış olacaktır. Bu adımlar ilerledikçe de tüm sendika üyeleri, içsel devrim adını verdiğim sürecin şu hedeflerine belki de farkında olmadan ulaşacaklardır. Bunlar: a- kendi ile barışık ve hatalarını görüp bunları açıkça teşhir edenler. b- sorunlarını arkadaşları, tabi yöneticilerle de açıkça konuşanlar- Yöneticilerin de bir çok konuda bilgisiz olduklarının farkına varmaları-birlikte okumalar yapıp tartışmalar. c- yanlışı kendisi veya bir başkası yaptığında ayrım yapmayıp açıkça ortaya koyanlar. d-her türlü ırkçı ve dinsel etkilerden uzaklaşmış, dayanışma-hoşgörü-paylaşım ve kolektif davranışları öne çıkmış-en önemlisi de aydınlanmış ve kibrini kırmış üyeler olarak var olabilmeleri. e- sonuçta üyeler; kültürlü-disiplinli-tutarlı-örnek vb. kişilikleriyle zaten insanlık ve komünist mücadele içinde yok edilmiş olan güven harcını karmış olacaklardır.

Yukarıdaki hedeflere ulaşmak elbetteki bir hayal olarak görülebilir. Zor olduğu açık ama imkânsız değildir. Bunlar sosyal insan olmanın gerekli adımlarıdır.

Sosyal insan olmayana sendikacı denmez!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir