*Bu makale, Marxist ilkeler çerçevesinde sorunlarımızı ve düşüncelerimizi tartışan ( polemik** yapan) bir çalışmadır.
DEM Parti Eş Başkanı T. Bakırhan aracılığıyla duyduğumuz Öcalan’ın: “ Marx son kitabını yazamadı. Bu konuda ciddi bir yoğunlaşmam var. Sanırım Marx’ın yazmak istediği son kitabı ben yazacağım” . yönündeki sözlerinin benzerini Öcalan, 2009 yılında basımı yapılan KAPİTALİST UYGARLIK- adlı kitabında şu şekilde dile getirmiş:
“ Talihsiz olan, Marks’ın eserinin yarım kalması ve ardılı olan Marksistlerin de onu tam karikatürize etmeleridir.” Ve biraz aşağıda da şöyle devam etmiş:
“ Fakat esas yanılgısı, çoktan entelektüel ortama damgasını vurmuş Aydınlanmanın gözde ideolojisi olarak pozitivizmin bakış açısını esas almasıdır. Fiziksel bilim gibi toplumsal bilimin de yapılabileceğine dair görüşe kanidir, inanmıştır, bundan kuşkusu yoktur. Bu yaklaşım çok değerli olan Kapital çalışmasını kısır kılmış, bir araştırmadan çok din kitabı yorumlanmasına yol açmıştır. Müritlerin de yapacağı işler bellidir.” (ABDULLAH ÖCALAN, KAPİTALİST UYGARLIK, İKİNCİ KİTAP, Sf.45, Mezopotamya Yayınları)
Bu cümlelerden de çıkartabileceğimiz gibi Öcalan, Kapital adlı eserin eksik ve yanlış olduğunu ileri sürüyor. Öcalan, bu yanlışlığı sağlayan birinci neden olarak şunu ileri sürmüş: ‘Marx, pozitivizmin etkisinde kalarak tıpkı fizik kanunları gibi toplumsal kanunların da olabileceğini iddia etmiştir.’ İkinci neden olarak ta ‘Marx’ın ardılı olan Müritler de bu tezi tamamlayacağız derken onu “tam karikatürize” etmişlerdir’ diyerek yaptığı ironiyi ve “Marx son kitabını yazamadı” tespitini de bu çerçeve de ele almamız gerekecek.
Bu iki iddiaya da cevap vermeden önce Öcalan’ın bize aktarılan sözleri ile kitabında ki tespitleri arasındaki derin çelişkiyi sergilemeliyim:
“Sanırım Marx’ın yazmak istediği son kitabı ben yazacağım” diye bize aktarılan görüş ile kitabında söyledikleri mantık açısından tam bir çelişki içinde. 1-Öcalan’dan aktarılanlara göre; Marx’ın yazmak istediği ama yazamadığı olumlu bir düşüncesi var ve de Öcalan bunu tamamlamak istiyor, bu durumda ‘Marx doğru şeyler yazmış fakat eksik kaldığı için bunu Öcalan devam ettirecekmiş’ diye düşünüyoruz. 2- Ama KAPİTALST UYGARLIK adlı kitabında Öcalan’ın yazdıkları ise bu aktarılanların tam zıddı: KAPİTAL, ‘kısır kalmış’ ve “bir araştırmadan çok din kitabı yorumlanmasına yol” açmış eksik ve yanlışlık içeren bir eser olarak tarif edilmiş. Bu durumda; o zaman bu eksik ve yanlış olan eserin ‘son kitabını’ veya bölümünü tamamlamak da ne oluyor? Yoksa Öcalan, Marx’ın bu yanlışını mı düzeltecek? Bu nedenle taraflar( Öcalan ve onunla görüşenler) bu çelişkiyi çözmelidirler.
Bu çelişkiler ve sorular uzar da gider. Bu açıdan T. Bakırhan’ın Öcalan’a ilişkin aktardıklarında ciddi soru işaretleri ve çelişkiler mevcut.
Şimdi Öcalan’ın eleştirilerini ele alabiliriz
- Birinci nedeni ele aldığımızda; Öcalan, Marx’ın eseri için ne demişti: pozitivizmin bakış açısını esas almasıdır.” Peki, Marxizmin pozitivist bir yaklaşım içerisinde olduğunu bir kalemde ispat edebilir miyiz? Toplumsal süreçlerin de kendine göre bir bilimsel işleyişi vardır ve bunu Marx ve Engels, Diyalektik ve Tarihi Materyalizm yasası olarak açıklamışlar. Dolayısıyla bu toplumsal yasanın bilimsel olmadığını iddia edebiliriz elbette ama bu iddianın havada kalmaması için bunu bilimsel verilerle ortaya koymamız gerekmiyor mu? Yani referanslar, örnekler, alıntılar ve kanıtlar konmalıdır. Ayrıca bunun yerini alacak hangi yasanın veya mekanizmanın konacağını da örnekleyerek Öcalan göstermelidir. Aksine Öcalan, Marx’ın düşüncelerinin eleştirisini bilimsel hiçbir kanıt sunmadan yaparken aynı zamanda, Marx’ı kişisel olarak da suçlamış:
“ … iktidar olgusunu kavramayı bir yana bırakalım, kendi sistematiğinin sonuçta ona alet olmasını bile engelleyemedi. Önerdiği teorik-pratik modelin kapitalist hegemonyacılığı beslediğinin farkında olmadı. En son örneği olan Çin pratiğinin ABD hegemon kapitalizminin en güçlü dayanağı konumuna düşmesi, bu farkında olmamayla yakından bağlantılıdır” (ABDULLAH ÖCALAN, KAPİTALİST UYGARLIK, İKİNCİ KİTAP, SF.13, Mezopotamya Yayınları)
Bu eleştirel yaklaşımında ve Marx ile ilgili tüm değerlendirmelerinde Öcalan’ın iki ciddi yanlışa imza attığını görüyoruz. Birincisi birçok eksik bilgiyle hareket ediyor. Örneğin ‘Çin’in ABD’nin dayanağı olduğunu’ iddia etmek, sanırım ancak onun cezaevinde olmasıyla izah edilebilecek bir yanlışlık olsa gerek. Çin’in kapitalist yolu denemesi ve kapitalist sistem içinde at oynatması ile onun “ABD hegemon kapitalizminin en güçlü dayanağı” olduğunu iddia etmek aynı şey değildir. Yine, Çin örneğini vererek Marxist kuramının yanlış ve tutarsızlığını ispatlama çabası ne kadar etiktir? Ve bu olumsuzluktan Marx’ı ne kadar sorumlu tutulabiliriz? İkincisi, Marx dâhil hiçbir kişinin düşüncesinin eleştiriden muaf olmadığını biliyoruz. Öcalan ise, bu eleştirileri yukarıda da izah ettiğim gibi, Marxist bir yol ve yöntemle yapmıyor. Örneğin bir eleştirinin geçerli ve doğru olabilmesi için yapılan kritiğin somut, koşullara bağlı ve tutarlı örneklemeler yapılarak açıklanması gerekiyor. Yani Öcalan’ın gösterdiği gibi sonuçlardan hareket ederek sağlıklı tespitler ve çözümler üretilemeyeceği açık. Diğer bir ifadeyle Çin örneği, Marxist kuramının yanlış ve tutarsızlığını ispatlamak için ileri sürülebilir mi? Elbette ki bunu iddia edebilirsiniz. Fakat bunun için, Çin örneğini incelemeniz ve bize gerekli verileri sunmanız ve de bu yanlışlığın Marx ve onun düşüncesiyle ilişkisini ortaya koymanız gerekir. Aksine, Sovyetler ve Çin Yönetimi Marx-Engels-Lenin’in önerilerini ve de Paris Komünün ilkelerini uygulamadıkları için, yok olmuş ve yok olma sürecine girmişlerdir. Ayrıca, yüzlerce yıl da geçse sosyalizm adına ortaya çıkan tüm olumsuzlukları(Sovyet ve Çin örneği) kişi olarak Marx’ın sırtına yüklemek sanırım, olumsuzluk ve yıkım içinde olan bir gencin durumunu, 'tüm bu sonuçtan dedesi sorumludur’ diye izah eden bir gözlemciye benzemiş. Öcalan ayrıca, sınıf mücadelesi sürecinde insanların, nesnel olarak ortaya çıkacak olan yeni koşullar ve şartlara bağlı olarak olayları değiştirebileceklerini kitabında sürekli dile getiriyor. Öyleyse; Çin’de ki yöneticiler olumsuz olarak süreci değiştirmişler se Marx’ın bunda ki günahı nedir?
Öcalan’ın; Marx’ın eserlerini ‘karikatürize eden’ Marxistler üzerine söylediklerini ve de “ Marx son kitabını yazamadı.” tespitini ele aldığımızda, eksik ve yanlış bilgiler, ve ayağı yere basmayan iddialar görüyoruz.
2. Öcalan’ın “ Marx son kitabını yazamadı.” Ve de “ Talihsiz olan, Marks’ın eserinin yarım kalması ve ardılı olan Marksistlerin de onu tam karikatürize etmeleridir.” tespitlerinden başlarsak. Her şeyden önce bu görüşlerin yanlış olduğunu söyleyebilirim. Örneğin bu konuda üç önemli gelişmeye bakabiliriz. Birincisi, Marx, Kapital’in birinci cildinin tamamını sağlığında yazıp bitirdiğini fakat diğer iki cildin tüm notlarını hazırladığı halde ömrü yetmediği için yayınlayamadığını yani kitap olarak bastıramadığını biliyoruz. Basıma hazırlayamadığı Kapitalin ikinci ve üçüncü ciltlerini de Engels hazırlayıp kitap olarak çıkartmıştır zaten. A. Öcalan'a göre demek ki Engels, Marx’ın bir müridi oluyor. Sanırım bu sadece Engels’e bir hakaret değil, aynı zamanda Marxizmin gelişmesinde Engels’in rolünü de hiçe saymaktır. İkincisi; Marx’ın Artı-Değer Teorileri (ki buna Engels’in de ekonomiyle ilgili yazımları da eklenerek), 1905 ve 1910 yıllarında Almanya’da kitap olarak basıldı. Bu baskı daha sonra İngilizceye çevrilip 1951 yılında Londra’da daha sonra da Moskova’da 1963 ve 1971 yıllarında Kapital’in 4. Cildi olarak basılmıştır. Üçüncüsü; Marx’ın ele alıp da ortaya koyamadığı bir düşüncesi vardı: toplumsal süreci(aile-özel mülkiyet, devlet vb.) ele alan görüşleri ve yazımlarıydı bunlar. Marx, Engels’ten bu konuyu yazmasını istediğini hatta vasiyet ettiğini bize, Engels’in kendisi aktarmaktadır. Engels’te bunun üzerine Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı kitabı, Marx’ın notlarından da yararlanarak basıma hazırladı ve kitap olarak çıkarttı. Yani Marx’ın yarım kalmış ve bitiremediği bir eseri kalmamış oldu.
Marx’ın sadece bazı düşüncelerini araştırma ve incelemeye vakti olmamış veya hazırladığı eserlerinin basıma hazırlanmasına ömrü yetmemişti. Bu görevi de yoldaşı Engels, onun düşünceleri ve ya notları üzerinde çalışma yapıp yerine getirmiştir. Yine Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı kitabı incelediğimizde ve Engels’in bu kitaptaki Önsöz’ünü okuduğumuzda, eksik bırakılan bir şeyin olmadığını görüyoruz zaten. Yani ortada tamamlanmamış hiç bir çalışma yoktur.
Bu nedenlerle Öcalan, bu aforizmalarının(bu özlü sözlerinin) Marxist dünya tarafından aforoz(!) edilmemesi için biran önce tespitlerini gözden geçirmelidir diye düşünüyorum.
Ayrıca eksik olan bir çalışmayı tamamlama isteği gerçekten takdir edilecek bir amaçtır. Ne var ki görüldüğü gibi ortada Marx’ın başlayıp da bitiremediği bir konu başlığının olmadığını ve basımı yapılmamış olanları da Engels’in bastırdığını tekrarlayacak olursam; “Sanırım Marx’ın yazmak istediği son kitabı ben yazacağım” gibi bir tespiti, ancak hapishane şartlarıyla izah edebiliriz diye düşünüyorum. Eğer Marx’ın bizim tespit edemediğimiz eksik çalışması, yazmak isteyip de yazamadığı bir konu varsa, yani “Bu konuda ciddi bir yoğunlaşmam var.” dediği konuyu A. Öcalan bize açıklayabilirse seviniriz.
**Polemik ne yazık ki gerçek anlamından uzaklaştırılacak şekilde Türkçeye ‘savaş’, ‘çekişme ve çatışma’ gibi saçma bir anlam ile aktarılmıştır. Hâlbuki İngilizcede anlamı ‘ fikir ve inanç tartışması’ olarak kullanılmaktadır. Marx, Engels ve Lenin, siyasi mücadelelerinde ki başarılarına polemikler yaparak ulaşmışlardır. Çünkü tartışma yani polemik yoksa gelişme olamayacağını sanırım en iyi bilecek olanlar onlardı: Marxist kuram; yaşam ve ilerleme, zıtların çatışması olmadan var olamaz gerçeği üzerine inşa edilmişti. Çünkü bu felsefe, pratikle sürekli ilişki kuran, değişen ve değiştiren yani doğanın ve toplumların kendi yasasıydı. Sorun ise, çatışmayı doğru biçimde yani demokrat-hakkaniyetli ve bilimsel olarak yönetebilmekti sadece. Ülkemiz devrimci hareketinde işte bu kültürel gelişme ve bize bırakılan bir miras olmadığı için de bu süreci metafizik ve idealist anlayışlar yönetiyor ve bu nedenle komünist bir hareket gelişemiyor ve birlik sağlanamıyor. Çünkü tartışmaktan yani polemikten değişik gerekçelerle korkuyoruz. Bu gerekçelerden birini isterseniz paylaşabilirim: hata yaptığımızı ve yanlış düşündüğümüzü asla düşünmüyor ve bunu birileri bize söyleyecek diye ödümüz kopuyor. İşte bu korkuyu yendiğimizde, insanlığın geleceğinin, komünistlerin öncülüğünde kurulacağından emin olabilirsiniz.