ÇİN NEDEN KIZIL DEĞİL?

GİRİŞ

Ümit Bayrak’ın Çin hala kızıl mı? Başlıklı küçük bir kitap hacmindeki önemli incelemesini okuduğumda, Çin ile ilgili bir değerlendirmenin yapılmasının gerektiği sonucuna vardığımı belirtmeliyim. Elbette ki yazdıklarımız Marxist anlayışa göre ele alınıp eleştirildiği ve geliştirildiği müddetçe tüm görüşler, ezilen ve sömürülenlerin hanesine yazılacak şekilde pratikte yankısını bulacak veya yok olup gidecektir. Bu nedenle bu ilkeyi gözden uzak tutmadan adı geçen uzun makaleyi kritik etmeye çalışacağım.

Ümit Bayrak, bu incelemesinde Çin üzerine sayısız oranda sorular soruyor ve oradaki bazı gelişmeleri kabul ederken, bazılarını da kabul edilemez buluyor. Burada ben, bunlara tek tek cevap vermek yerine, tüm sorulara cevap niteliğinde olduğunu düşündüğüm genel Marxist tezleri hatırlatarak ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin pratiğinin ne olduğu ve de ne olmadığına ilişkin görüşlerimi sergilemeye çalışacağım. Hoş yazımın başlığı da aslında Çin’in nerede durduğunu bize yeterince söylüyor zaten!

Castro da açıkça belirtmişti: Marxist kuram bir bunalım içinde. SSCB’nin kapitalizme teslim olması da bunun en acı ifadesidir. Çin ve diğer devrim yapmış ülkeler de bu bunalımın ve gerilemenin etkisi dışında kalamayacağına göre, onların da sallantıda olduğunu söylersek sanırım sorunumuzu abartmış sayılmayız. Bu nedenle burada; son 10 yıl üzerinde çalıştığım devrim sonrası süreçleri ele alan ve “geri dönüşü olmayan devrimin notları” alt başlığıyla yazdığım HOMO KOMÜNUS adlı dört kitap da ki temel tezlerin ışığında Çin’i değerlendirmeye çalışacağım.

Tüm sorun, pozitivizmin tuzaklarına takılmadan toplumsal süreçleri doğru okuyabilmekte yatmaktadır. Evet, toplumlar da fizik-kimya-biyoloji vb. doğadaki süreçleri yöneten yasalar gibi yönetilmektedir. Fakat fiziksel yasalardan tamamen farklı özellikleri içinde taşır. Eğer bu yasaları fiziksel yasalarla eşitlersek, bilince çıkartamaz ve doğru şekilde ele alamazsak, daha da önemlisi her dakika her saat değişen gelişmeleri ve şartları hesaba katıp buradan gerekli taktikleri çıkartamazsak, bir duvara toslayacağımız veya bir çukurda kendimizi bulacağımız kaçınılmazdır. Bu açıdan;

Devrim sonrası kurulan sosyalist toplumun, bir bütünün parçacı olduğunu ve onun eski kapitalizm ile yeni komünizm arasında bulunduğunu fakat komünizme doğru ilerlemek için yola çıktığını da bilmemiz gerekiyor. Eski ve kötü olan kapitalizme ait ne varsa planlı şekilde atılması gerektiği ve de ulaşılmak istenen yeni ve iyi olan komünist topluma giden hangi araçlar varsa, onları da bulup çıkartan (yoksa da yaratan) bir yol izlenmesi gerektiğini önceden kabul etmemiz gerekiyor.

Yukarıdaki temel tespitler ışığında pratiğe ilişkin her zaman doğru taktikler üretemeyebiliriz.  Çünkü sosyalist toplumdan komünist topluma giden yol sürekli yukarı çıkan ve hiçbir engelin olmadığı düz bir rota izlemeyecektir(Hele bir de emperyalistlerin azgınlaştığı bugünkü koşullarda bu yol daha da tehlikeli ve tuzaklarla dolu olacaktır). Yol kimi yerde, şartların zorlamasıyla aşağılara doğru inebilir, sağa ve sola sapabilir hatta uçurumlar, kayalıklar, vadiler ve bataklıklarla engellenebilir fakat belli aşamalardan veya belli sapmalardan sonra, mutlaka hedefe giden bir rotayı oluşturmak ve buradan ilerlemek gerekir. Bu ilerlemenin belli kriterleri vardır ve bunlar eğer planlamamızın içinde değilse, bu yapılanlar koşu bandında hızla koşmamıza benzer: dışardan muhteşem görünen fakat pratikte olduğu yerde tepinen kişi gibi. Yukarıdaki tespitler, sınıflar mücadelenin bize dikte ettiği genel doğrulardır ve bunun pratiğe uygulanışı çok özel adımları ve ya gerilemeleri gündeme getirebilir. Örneğin devrim öncesi Nisan Tezleri, devrim sonrası NEP gibi taktikler Sovyet devriminde bizi eğiten önemli gelişmelerdir. Bunun gibi yüzlerce taktiği buraya almak gerekmiyor. Sanırım maksat anlaşılmıştır.

 Ama burada ki bir kuralı vurgulamak şart: ileri sıçramak için elbette ki geriye adımlar atabiliriz. Tıpkı sert yamacı aşmak için geriye kıvrımlar yapan yol güzergâhı gibi! Buradaki püf noktası; yol kıvrımlar, zikzaklar da yapsa hedefe doğru mutlaka ilerliyor olmasıdır.  Bu nedenle Sosyalist toplumu komünist topluma taşıyabilmek için bu tür taktikleri bulup çıkartabilmek ve uygulamak komünist olmanın ölçüsüdür. Bu geri adımlar uzun veya kısa da sürebilir ama bir nokta kesin olmak zorundadır. O da ileriye doğru ilerlemeyi ve ya sıçramayı mutlaka bir gün yapmak için hazırlıklarımızın olması gerektiğidir. Çünkü sosyalist toplum kalıcı olan değildir ve ileriye taşınmak için organize olmuş ve de yaratılmıştır. Bu nedenle sıçramayı ve ya tırmanmayı yapabileceğiniz sırığı, ipi, bacağınızda yeterli gücü toplayacak veya benzer araçları yaratacak hazırlıkları yapmak zorundasınız. Eğer ileri sıçramak için gerekli araçları ve veya ileriye gitmeniz için tutunacağınız ipi yaratamıyor ve bu konuda doğru adımları örgütleyemiyorsanız siz bir türlü ileri sıçramayacaksınız ve kaçınılmaz olarak gerinizde sizi bekleyen çukura düşeceksiniz demektir. Çünkü siz tıpkı Stalin Sovyetlerinde olduğu gibi ileri sıçramak gibi bir hedefi önünüze koyduğunuzu tekrarlayıp durabilirsiniz fakat oraya gidecek gerekli olan araçlardan hiçbirini oluşturmadığınız için ileriye değil geriye kayacaksınızdır. Çünkü bacağınızda yeterli takat kalmamış, sizi tepeye taşıyacak veya tutunacağınız hiçbir aracınız da bulunmamakta ve bulunduğunuz zemin de kaygan ve eğilimli olduğu için kapitalizmin sizin için hazırladığı fosseptik çukuruna düşüp boğulacaksınızdır. Çin acaba, bu noktada nerede duruyor? Sosyalist ülke olarak kapitalizmin bütün araçlarını kullanarak(yani geri çekilerek) önemli kazanımlar elde ettiğini ve toplumsal olarak birçok yarar sağladığını görüyoruz. Bunları elbette ki ret etmiyoruz. Bu türden yararları gelişmiş kapitalist ülkelerde kendi halkı için yapıyor zaten. Bu açıdan sosyalistlerin başka türden yani insanlarını her yönüyle sosyal yapacak projeleri ve buna uygun atacakları adımları olmalıdır. Bu nedenle sosyalist toplumun komünizme yani sınıfsız topluma gidiş için zorunlu bir durak olduğunu bilerek soruyoruz: komünist topluma sizi taşıyacak ve geri kaymanızı önleyecek hangi araçlara sahipsiniz? Ki bu araçları P. Komünü, Marx-Engels-Lenin’in önerileri, Küba’nın Sosyal teknoloji deneyi bu araçları bize sunmuş bulunuyor. Siz bunlardan hangilerine sahipsiniz veya yarattıklarınız nelerdir? İşte bu yazıda bunlara bakacağız.

Çin pratiğini ele alarak konuya girebiliriz.

ÇİN NEREDE DURUYOR?

Çin’in, ne yazık ki komünizme gidecek araçları kullanmadığını okuyoruz Ümit arkadaşın incelemesinde! Fakat ülke koşullarından dolayı (nüfusun ve köylülüğün ağır basması) geri çekilme taktiğini başarılı şekilde organize ettiğine şahit oluyoruz. Fakat bu geri çekilme, ileriye sıçramak için taktik bir adım olarak düşünülmüyor ve salt günün sorunlarını çözmek için planlanmışsa eğer, Çin’in sosyal bir geleceği olmayacağından ve SSCB gibi tepetaklak olacağından emin olabiliriz. Yani yoksulluğu, açlığı, toplu hastalıkları vb. sosyal kazanımları sağlamış olan Çin, elbette ki bu kazanımlarıyla övünebilir. Bizler de övünebiliriz. Fakat bütün bu kazanımlar ileri sıçramak için sağlam bir zeminin sağlanmasından başka bir şey değildir. Eğer zemini sağlamlaştırmazsanız doğaldır ki ileri sıçramak için gerekli olan şartlardan birini yerine getirmemişsiniz demektir. Peki, zemini sağlamlaştırdıktan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz? Yani ileri gitmek veya engelleri aşmak için devrimden hemen sonra hazırladığınız bir planınız ve bu plana uygun araçlarınız var mı? Evet, Çin yöneticileri, araçlarının olduğunu bize açıklıyorlar: Parti ve ordu! Ne var ki kendisini uçuruma yuvarlayacak ve kargaşa yaratacak olan kapitalist ekonomiyi, parti ve ordu gibi yine kapitalizme ait araçlarla kontrol edip komünizme taşıyacağınızı ileri sürmek eğer beyin sisi değilse tam bir çaresizlik olsa gerek. Eğer bu araçlarla komünizme ilerleyeceğinizi sanıyorsanız sonunuz tıpkı Stalin Sovyetleri gibi olacağından emin olabilirsiniz. Çünkü parti ve ordu, devletin sönümlenmesi sürecinde giderek ortadan kalkacak olan, kapitalist sistemin bize verdiği iki devlet aracıdır. Yani komünist topluma giderken devletin kendiliğinden sönümlenmesi tezine inanıyorsanız eğer, parti ve orduyu kapitalist sisteme karşı koruyucu ilan etmeniz Marxizm açısından tam bir cahillik. Yani parti ve ordu varsa o ülkede sınıflar var demektir. Eğer bir sosyalist ülkede ordu ve parti güçlü bir şekilde duruyor ve destekleniyorsa o ülke de komünizme doğru gidilecek yolun önüne dev barikatlar koymuşsunuz demektir. Bu açıdan Çin Komünist partisinin Marxizmin temel ilkelerini gözetmediğini yani sosyalist toplumu sınıfsız topluma taşıyacak komünist araçlara sahip olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü devletin sönümlenmesi kuramı hakkında bir görüşü olmayanların, bu konuda ne bir hazırlıkları olabilir ne de komünist topluma doğru gidiş için bir planları. Tekrarlamam gerekirse, parti ve ordu gibi tüm kurumlar, kapitalist sistemin bize armağanı olup, sosyalist toplumu ileriye taşıyacak araçlar değildir. Örnek vermek gerekirse Engels’in şu tespitiyle söze başlayabilirim: 

 “ Kişilerin üzerinde hükümet etmenin yerine şeylerin idaresi ve üretim süreçlerinin yönetimi geçer. Devlet ‘ortadan kaldırılmaz’, sönüp gider.” .”(GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, aktaran LENİN, SF.157, İnter yayınları, altını çizen Engels) Devam eder:

“Sonunda o gerçekten tüm toplumun temsilcisi haline gelerek, kendi kendini gereksiz hale getirir.”(GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, aktaran LENİN, SF.157, İnter yayınları).

Peki, bu nasıl olacak? Engels o konuda da perspektif sunmuş:

Devlet, mücadelede, devrimde, düşmanları bastırmak için kullanılan sadece geçici (abç) bir kurum olduğuna göre, özgür halk devletinden söz etmek düpedüz saçmadır: proletarya hala devleti kullandığı ( altını çizen Engels) sürece, onu özgürlük için değil, hasımlarını bastırmak için kullanır, ve özgürlükten söz etmek mümkün olur olmaz, devlet devlet olarak var olmaktan çıkar( abç). Bu nedenle biz(kendini ve Marx’ı kastediyor-benim notum), her yerde, devlet yerine, Fransızca ‘komün’ün mükemmel karşılığı olan(abç) Gemeinwesen(A.çizen Engels)(topluluk)gibi eski bir Alman sözcüğü koymayı önerdik” ( GOTHA PROGRAMININ ELEŞTİRİSİ, sf. 164-165, Engels’ten aktaran Lenin, inter yayınları)

Bu konuda ki Marx’ın ve Lenin’de benzer açıklamalarını, Engels’in bu tespitleri konuya ilişkin daha tam ve açıklayıcı olduğu için buraya almadım.

Engels’in bu tespitlerinden anlıyoruz ki devletin sönümlenmesine giden bir süreci( ki bu aynı zamanda kapitalizmden devraldığımız tüm örgütlerin, kurumların ve ilişkilerinin de sönümlenmesi anlamına geliyor)  devrim sonrası hemen ve bekletmeden başlatmamız gerekiyor. Bu; Sovyet Rusya’da NEP’İN, Çin’de de izlenen kapitalist ekonominin varlığına rağmen küçük veya model olarak ve sabırla, itinayla hayata geçirilmesi ve her şeyi ile örnek teşkil edecek olan bir adım haline getirilmesi gerekiyor. Bu süreç belki yüzlerce yıl sürecektir. Fakat şimdiden devletin sönümlenmesine giden yol temizliğine başlamaz ve bunun için bazı adımları şimdiden atamazsak, Sovyetler Birliği gibi Kapitalistlerin kazdığı çukura yuvarlanır ve iş işten geçer ve bizim bundan haberimiz bile olmaz. Peki, ne yapmalıyız? Daha açıkçası bu süreci Engels’in Gemeinwesen tespitinden de güç alarak şu şekilde formüle edebiliriz:

Devleti değil toplumu güçlendirmeliyiz!

Biliyoruz ki bu tespite Stalin gibi cevap verilecek hatta gülünüp geçilecektir. Stalin ne demişti:

“… İlerlemeye komünizme doğru yürümeye devam ediyoruz. Ülkemizde komünizm döneminde devlet korunacak mıdır? Evet, kapitalist kuşatma kaldırılmadıkça, dış saldırı tehlikesi kalkmadıkça korunacaktır;…” (GOTHA PRORAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, Notlar bölümünden, sf. 243,  J. Stalin, ‘Leninizmin ilkeleri’ adlı kitaptan, inter Yayınları)

Stalin aslında kendisiyle çeliştiğinin de farkında olmayan ve Marxist kuramdan bihaber birisi! Düşünsenize; hem komünizme doğru gidiyorsunuz hem de devleti koruyor ve güçlendiriyorsunuz. Hâlbuki devlet farsa o ülkede büyük burjuvazi var demektir, proletaryanın devleti olan bu araç korunuyorsa, demek ki proletarya diğer küçük burjuva sınıfları kendi seviyesine getirebilmiş değildir! E o zaman sen nasıl oluyor da komünizme doru yürümeye devam ediyorsun?   

Peki, yaşam ne söyledi: Stalin’in tam tersini! Yani komünizme doğru bir ilerleme olmadığı gibi kapitalist ilişkiler Sovyet insanını içinden çürütüp posasını çıkartı ve çöplüğe attı. Değil mi ya Sovyet devleti neredeyse toplumunu % 20’ini oluşturan dev bürokratik bir aygıttı. Demek ki devleti güçlendirerek sosyalizm adına bir yere gidilmeyeceği açık ve tartışmasız ortada. Peki, neden hala devleti güçlendirmeye çalışıyor Çin ve diğer devrim yapmış ülkeler? Sanırım bu konuda yeterince kafa patlatılmıyor, dolayısıyla emperyalistlerin baskıları karşısında düşünme yetilerini onlar gibi düzenliyorlar: devleti yani orduyu ve partiyi güçlendirmeliyiz. Elbette ki bu güçlendirme işlemi sizi diğer emperyalist ülkelerden geçici olarak koruyabilir. Fakat elinizde bulunan sosyalist toplumu komünizme doğru bir milim bile ilerletmez. Aksine korunmaya çalıştığınız kapitalist ülkelerine benzemeye başladığınızı siz göremeseniz de birkaç kuşak sonraki devrimciler bu pisliğin içinde debelenip duracaklardır. Ayrıca Çin yöneticilerinin devleti güçlendirme ipine sarılmalarının bir diğer sebebi de; proletarya dâhil emekçi sınıflara yeterince güvenmiyor olmalarıdır sanırım. İleride SONUÇ bölümünde Homo Komünus-IV den alıntılayıp, devlet mi yoksa toplum mu güçlendirilmeli karşılaştırılmasının sonuçlarını paylaştığım da bu konunun daha bir netleşeceğini umuyorum.

Toplumu güçlendirecek adımları bulup çıkartmamız gerekiyor demiştik. Çin’de de bu yönde ciddi hiçbir adımın olmadığını ve ezberleriyle yol aldıklarını gözlemliyorum. Bu ezberde de  onlara Stalin yol gösteriyor: Örneğin, Deng Xiaoping şöyle demiş: .. Kruşcev’in Stalin’ e yaptığını biz Başkan Mao’ya yapmayacağız.”  Stalin’i Mao ile bir ve aynı sayan bu kafadan komünizm değil, ancak kapitalist ve feodal ürünler çıkar.

ÜRETİCİ GÜÇLER KURAMININ SİHRİ

Ümit Bayrak incelemesinin bir yerinde Çin için şu tespiti yapmış:

“Bu dönemde ÜRETİCİ GÜÇLERİN GELİŞTİRİLMESİ hedefi başa koyularak  tarım, sanayi, ulusal savunma ve bilim-teknoloji alanlarında kalkınma teşvik edildi.” Demektedir.

Ayrıca Mao’dan da: “Elli ya da altmış yıl içinde Amerika Birleşik Devletlerini kesinlikle yakalayıp geçmeliyiz.” Sözünü aktarmış.

Dolayısıyla bu konuyu ele alarak tespitlerimizi yapabiliriz. Marx, şu tespiti yapmış: “ … bireylerin çok yönlü gelişmesiyle birlikte onların üretici güçleri de artıp, tüm kolektif zenginlik kaynakları daha gür aktığında” (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, sf. 28, İnter Yayınları, birinci basım, altını çizen Marx)

Marx burada insanların yani çalışanların üretici güçlerinin artmasından bahsediyor. Peki, bu ne anlama geliyor? İnsan, eğer sosyal olarak gelişiyorsa bu onun üretici güç olarak da geliştiği anlamına gelmektedir. Bunun Türkçesi: insan sadece teknolojiyi kullanma becerisini artırdığı için gelişmez, aynı zamanda bireycilikten, ‘özel olma arzusu’ ve şehvetten kurtulabilmesi için paylaşımcı, dayanışma ve sevgi dolu, tutarlı, hoşgörülü, duyarlı, kültürlü, bilinçli, her anlamda üreten olması vb. özellikleri edinmesi anlamına gelmektedir.

Fakat üretici güçlerin gelişmesi Çin dâhil devrim yapmış ülkelerde farklı yorumlanıyor. Onların anladığı üretici güç; makineler, teknoloji ve bunları geliştiren teknik elemanlar. Hâlbuki üretici güçler bu teknik gelişmelere ilaveten; bireyler başta proletarya olmak üzere, sosyal yani komünist üretim ilişkilerin ifadesi olarak, kolektiflik, parasızlık, toplumsallık, özel mülkiyetsiz yaşam vb. yukarıda saydığım çok yönlü formları edinmeleri anlamına gelmektedir. Özetle üretici güçler: insan ve teknolojik gelişmelerden oluşmaktadır. Peki, Çin de bu var mı?     

Bugünkü Çin liderleri de Stalin gibi üretici güçlerin gelişmesinden bahsediyorlar. Fakat kastettikleri sadece teknoloji ve teknik kadroların gelişimi! Demek ki sorun, üretici güçlerden ne anlaşıldığıyla yakından ilgili. Eğer SSCB yönetimi üretici güç diyerek teknoloji ve teknik kadroları geliştirmeye harcadığı enerjinin ve bilginin onda birini, üretici güç olan proletarya ve emekçi sınıfların gelişmesine harcasa ve de küçük burjuva sınıfları kolektivizme ikna edebilseydi, Sovyetler bugün hala ayakta olacaktı. Çünkü bu çaba toplumun güçlendirilmesinin temel adımlarıdır. Yani yukarıda açıkladığım gibi Gemeinwesen’ı (toplumu) şimdiden kurmaya ve geliştirmeye başlamanız gerekiyor. İşte bu, devletin sönümlenmesine giden yolun temizlenmesidir sadece. İşte bu yolda hangi araçları kullanıp yol alacağımızı saptamak ve bu yöndeki çalışmalarımızı, geri dönüş adımlarımıza rağmen ihmal edilmeyerek ilerlememiz gerek. Şimdi de bu araçlar nedir? Bunlara bakalım:

SOSYALİZMİ KOMÜNİZME TAŞIYAN ARAÇLAR   

Sosyalist toplum, Marx’a göre komünizmin ilk aşamasıdır. Kapitalist doğum lekeleriyle dolu sınıflı bir toplumun kendisidir. Temel sorun bu lekelerden onu kurtarmak. Yani proletarya dâhil tüm sınıfları, kapitalizmden devir alınan devlet-parti-ordu, tüm kurumları ve de anlayışları, düşünme ve davranış biçimlerini kendiliğinden ortadan kaldıracak olan adımlar nelerdir?  Peki, bu nasıl hayat bulacaktır?

Komünist topluma giden yolda, devrim öncesi başlamak üzere iki nesnel adımın atılmasının gerekliğini bilince çıkarmamız gerek.

Birinci adım hepimizin ezbere bildiği gibi, devrim ile birlikte kolayca gerçekleşen büyük özel mülkiyetin toplumsallaştırılması adımıdır. Fakat tüm devrim yapan ülkelerde bu yapıldığı halde devrimler ileri değil hep geriye gitmiştir. Bunun nedeni: büyük özel mülkiyeti yaratan küçük özel mülkiyeti(başta köylülük olmak üzere şehirli küçük üreticiler) ortadan kaldıracak uygun yol ve yöntemlerin yaratılmamasıdır. Stalin bunu zor yöntemini kullanarak yapmaya kalktı ve sonucun ne olduğunu hep birlikte gördük. Bu nedenle birinci adımın yani büyük özel mülkiyetin toplumsallaştırılmasının kalıcı hale gelebilmesi için, küçük özel mülkiyetin, alınan barışçıl tedbirlerle(ki bu birincisinden farklı ikinci bir adım demektir) ortadan kaldırılması süreci, doğru biçimde yönetilmek zorundadır.

Özetle birinci adım devrimi gerçekleştirebilmek ve büyük özel mülkiyeti kamulaştırmaktır.    

İkinci adım; sosyalist toplumun nasıl yönetileceğinin doğru bir tarifinin yapılmasıdır sadece. Esas görev de küçük özel mülkiyetin sınıfsal olarak ve de özel mülkiyetçi tüm düşünme, davranış ve ilişkilerin ortadan kaldırılması için gerekli adımları atabilmektir sadece. Devrim yapan tüm ülkeler bu sorunla uğraşıyorlar elbette fakat başarısızlığa uğrayıp geri dönüşler yaparak ‘ şimdilik kapitalist yol ve yöntemleri deneyerek bu işin üstesinden geleceğiz’ diyerek aslında kendilerini kandırmış oluyorlar. Bu sorunu aşmak için aşağıdaki yol ve yöntemleri ve de gerekli olan araçları hayata geçirmeliyiz diyerek bir program taslağı sunuyorum.

 DEVRİM SONRASI PROGRAM

Önce yöntem sorununu ele almamız gerekiyor;

Devrimi gerçekleştirmek zor ve şiddet olmadan imkânsızdır. Çünkü kapitalistler ve emperyalizm hiçbir ülkede proletaryanın iktidarını hedefleyen barışçıl devrime izin vermemektedir*. Fakat ikinci adım dediğim sosyalist toplumun inşası, siyaseten kapsamlı bir program ve de barışçıl, toleranslı, sabırlı, ikna etmeye dayalı ve bilinçli bir yol ve yöntem olmadan başarılamaz. Örneğin Stalin, Komünlere köylüleri zorla ve korkutarak sokmaya çalıştı ve sonucu hep birlikte gördük. Bu açıdan birinci adım ne kadar zoru gerekli kılıyorsa, ikinci adım da o kadar barışçıl, güven veren sevgi içerikli adımları ve de kapsayıcı, tutarlı, gelişmiş ve daha da üretken olan bir projeyi gerekli ve zorunlu kılıyor. Bu adımları koruyacak ve ileriye taşıyacak gerçek komünist emekçiler yetişmeden sosyalizm, komünist evreye hiçbir zaman ulaşamayacaktır.

*Bu konuda elbette ki Şili Allende vb. örnekleri vererek işin içinden sıyrılabiliriz. Fakat Nikaragua da Ortega’nın iktidar serüveni var. Ortega’nın barışçıl çabaları, görebildiğim kadar belli ki proletaryanın iktidarından ziyade sosyal-demokrat bir içerikte yol almaktadır. 

Çünkü devrim öncesinin koşullarında yetişen parti kadroları sert-çatışmalı-zorlu mücadeleler içerisinde pişerek devrimin başarısını garanti etmişlerdir. Bu özelliklerine genel olarak devrimci sağlamlık diyebiliriz. Devrim sonrasında ise daha farklı koşullar ortaya çıkmıştır. İç savaş veya emperyalist müdahaleleri saymazsak koşullar devrim öncesi süreçten tamamen farklıdır ve devrimci sağlamlıkla çözülemeyecek konular ve sorunlar mevcuttur. Devrimci sağlamlığımızı kaybetmeden artık daha gelişmiş siyasi yeteneklere ihtiyacımız olacaktır. Bu nedenle de bu sorunları devrimciliğimizin bize verdiği güçle değil ancak siyasi olarak gelişmişliğimizle çözebileceğizdir. Sanırım Lenin’in devrim sonrası şu çığlığı bize her şeyi anlatıyor:

  “…Böyle yığınla komünistimiz var ve ben, işini titizlikle inceleyen bir tek bilgili burjuva uzman için, bunlardan düzinelercesini veririm.”  ”(EKİM DEVRİMİ DOSYASI: II- SOVYET YÖNETİMİNİN ÖRGÜTLENMESİ EKİM YAYINLARI ŞUBAT 1990 I. BASKI SF.265)

Bu nedenlerle, devrim sonrası devletin sönümlenmesinin kendiliğinden olan sürecinin başarıyla hedefine ulaşması için, hiç vakit kaybetmeden aşağıda ki tedbirleri almak gerekmektedir sanırım.

Devrim sonrası proletaryanın Partisi (ülkede iç savaş, emperyalistlerin her türlü müdahalesi, ekonomik yıkım vb. koşullar olsa dahi) olağanüstü kongresini yaparak aşağıdaki kararları almalıdır diye düşünüyorum.

  1. Devrimin gerçekleştirilmesinde belirleyici rol oynayan Leninist kadro politikası, devrim sonrası koşullarına uygun hale getirilip hayata geçirilmelidir.

Leninist kadro politikası devrimci sağlamlık ve siyasi güvenirlik üzerine oturan diyalektik bir ilişkiyi içerir. Devrim öncesi devrimci değerler zor koşullardan dolayı belirleyici rol oynamıştır (Lenin’in Menşevik-Bolşevik ayrılığına neden olan kadro politikasını R. Luxemburg dâhil birçok devrimci yanlış bulmuştu. Fakat devrim esas olarak bu politika sonucu gerçekleşti). Devrim sonrası koşullarından dolayı devrimci sağlamlık ve siyasi gelişmiş ilişkisinde artık siyasi gelişmişlik belirleyici olmak zorundadır. Bu eksikliği ve yanlışlığı ölümünden birkaç ay önce fark eden Lenin, ‘Stalin derhal parti sekreterliğinden alınmalı’ vasiyetini yazarak bize yol göstermiştir.

  • Devlet karşısında toplumu güçlendirmek ve devletin zayıflaması ve giderek sönümlenebilmesi için Paris Komün’ün bize hediye ettiği tüm araçlardan yararlanmalıyız:

-     Düzenli ordu yerine halkın silahlı gücünü oluşturmak,

-    Seçme-seçilme ve

-     geri çağrılma ilkesi, Komünist Parti dâhil tüm devlet-sivil örgütler ve bürokratların seçimi ve geri çağrılmasını içermelidir.

-     herkes ortalama işçi ücreti seviyesinde maaş almalıdır. Bu konu ileri sayfalarda yeniden ele alınacaktır.

-     Çoğulculuğu gündeme almak:

Ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkı çerçevesinde ulusal ilişkileri düzenlemek, kadınların hakları sorununu, ‘kadınların yönetimi’ ilkesiyle değiştirmek, ötekileştirilen ve dezavantajlı durumda olan tüm kesimlerin(cinsel farklılık içinde olanlar, engelliler, yaşlılar vb. gibi) sorunlarını saptayıp, onlarla eşitlik ilkesi çerçevesinde düzenlemeler yapmak, burjuvazinin imtiyaz hakkını koşullara bağlı olarak çözüme kavuşturmak vb. 

  • Sınıfların ortadan kalkması için atılacak temel adımlar:  

-Teknolojide özellikle de sosyal alanda dünya lideri olmak. Anti sosyal yani canlıların ve doğanın katledilmesini içeren tüm askeri teknoloji ret edilmeli ve bunun yerine savunma amaçlı gelişmiş teknoloji ikame edilmelidir.

- Devrim sonrası toplumda henüz burjuva hukuk geçerli olduğu ve insanlar arası kültürel ve davranış biçimleri gelişkin olmadığı için başlangıçta ücretler, harcanan emeğe ve aile durumuna göre belirlenecektir. Ama bu eşitsiz eşitlik, herkese gereksinimine göre olacak bir hedefin bugünkü zorunlu uygulanış biçimidir.

- Ekonominin ve siyasi denetim sisteminin tüm yönetim biçimlerinin işçi sınıfına devri gerekmektedir. Bu yönetim; ekonomik alanda üretim-dağıtım-bölüşüm-istihdam-planlama vb.lerini içerirken, siyasi olarak da insanları ve parti kadrolarını  komünist birikim ve değerleri içine alabilecek çalışmalar içine alacak çalışmalar yapmak gerekiyor. Bunun içinde:

Komünizmin düşünsel-manevi üst yapı kurumlarını, davranış biçimlerini yani üretim ilişkilerini( kolektiflik-parasızlık-dayanışma-toplumsallık vb.)  oluşturmak! Kapitalizmin insanlığa aşıladığı ve üzerlerinden deri gibi çıkmayan alışkanlık ve davranış biçimi ‘özel olma istek ve arzudur’. İnsanın kişiliğini, ilişkilerini ve yaşamını belirleyen bu kapitalist leke, sadece maddi koşulları düzenleyerek temizlenemez. Bunun için hem devrimci kadroların hem de yeni toplum üyelerinin eğitilecekleri Praxis Okulları inşa etmek gerekir. Yani var olan kapitalist sınıfsal pislikler, nesnel düzenlemeler yanında(kolektif çiftlikler kurmak gibi) aynı zamanda iradi-eğitimsel çabalarla birlikte yok edilebileceklerdir. Bu okulların ders konuları; kişisel ve toplumsal yaşamı daha ileriye, sosyal zenginliğe taşımak için, günlük uğraşıları-sıkıntıları-engelleri ve sorunları da ele alıp, bunların çözümü için insanları eğitmektir. Bu okullar da 1-içsel devrim için adımlar, 2-kişisel ve sosyal terapi, 3-kültürel birikim, 4- bilimsel(içsel) disiplin, 5-kadınların yönetimi vb. gibi konular ele alınmalıdır. Okulların ve sınıfların yönetiminden de kadınlar sorumlu olmalıdır (bu konu HOMO KOMÜNUS-III ADLI KİTAPTA GENİŞ Şekilde ele alınmıştır).  

Komünist üretici güçlerinin gelişimi için maddi koşulları hazırlamak yani kolektif çiftlikleri inşa etmek de bu programın ana halkasını oluşturmaktadır.

Bunun için ana yaklaşım, sanayi-tarım ve diğer üretim alanlarında(madencilik-ulaşım vb.) çeşitli kolektif üretim birimlerini organize etmek gerekmektedir. Bu zorunlu ve gerekli olan adımın, SSCB-ÇİN vb. ülkelerde işe yaramamasının nedeni; üretici güç olarak insanın yetiştirilmesine yani pratik içinde eğitilmesine imkân veren Praxis okulların veya bu yönde herhangi bir çalışmanın( Mao’nun başarısız kalan büyük hamlelerini saymazsak) olmamasındandır. Stalin kolektif çiftliklere insanları zorla sokarak başarı elde edemedi fakat Çin, Stalin’in yolunu denememesine rağmen onlar da pek başarılı gözükmüyorlar. Bunun için öncelikle yapılması gereken; çiftliklerin organizasyonuna her şeyleriyle örnek gösterilecek gelişmiş ve kafaları açık kadrolarla işe başlamak gerekiyor diye özetleyebilirim. Komünleri küçük üretici çiftlikleriyle yarıştırmak ve bu konuda(üretimde-insan ilişkilerinde-davranışlarda ve sevgide) açık ara önde olmak koşuluyla bu tür küçük nüveler kurmak gerekiyor. Bu uzun ve zor mücadeleyi omuzlayıp geliştirecek kadroların yetiştirilmesi, hem pratikteki üretim alanlarında hem de Praxis okullarında birlikte ele alınarak hedeflenmelidir.       

  • Herkesin sırayla bürokrat olması!

Marx’ın şu önerisi, bize bu görevin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor:herkesin bir zaman için ‘bürokrat’ durumuna gelmesi ve bunun sonucu kimsenin ‘bürokrat’ olmamasına yönelik önlemlerin hemen benimsenmesi.” (EKİM DEVRİMİ DOSYASI, SOVYET YÖNETİMİNİN ÖRGÜTLENMESİ, Sf. 35, Ekim yayınları, DEVLET VE DEVRİM ADLI ESERDEN PARÇA, Lenin)*

Yukarıdaki çalışmayı planlamak ve deneyerek yavaş yavaş tüm ülke düzeyinde organize etmek elbette ki zor fakat devletin sönümlenmesi için de bir o kadar gerekli olandır. Bu durumda siyasi alanda partinin, parti kadroların rolü ve görevleri değişecek ve onlar da devlet gibi sönümlenmek için toplumun güçlendirilmesi ivmesine bağlı olarak mücadele alanında yeni tipte hedefler ve görevler edineceklerdir. İşte bu görevler yukarıdaki çalışmaların denetimiyle de birlikte yürüyecektir. Örneğin ‘herkesin bir dönem için bürokrat olmasını’ organize etmek, bu işleyişi düzenli ve yaygın hale getirmek, sorunlara koşmak başlı başına siyasi çalışmanın omurgası olacaktır. Hele bir de Çin ve diğer ülkelerde ordunun-partinin yani devletin güçlendirilmesi projesi hayata geçirilirken bu görev ne kadar hayati ve acil olarak kendini ortaya koyuyor. Aramızda eğer, Marx’ın bu önerisini hayali veya uygulanamaz görenleriniz varsa bu konuda HOMO KOMÜNUS-II VE III. kitaptaki geniş açıklamalara bakabilirler.

Yukarıda sıraladığım program hedeflerine elbette ki başka öneriler de eklenebilir ve geliştirilebilir.

Eğer bugün Çin yukarıdaki adımlardan bazılarını bile uyguluyor olsaydı sanırım bugün daha farklı noktalar da olabilirdi. Küba’nın bunlardan bazılarını uyguladığı için Sosyalist ülke olarak hepimiz tarafından alkışlanıyor olması tesadüf değil. Her şeyden önce sosyal teknolojinin önemini SSCB’nin yıkılması sonrası kavrayan ve bu değerli ilkeyi Marxizme kazandıran Küba’dır. Yüne çoğu kurumlarda seçme seçilme ve geri çağrılma ve ücret politikasını da uygulayarak sosyalist kalmaya devam ediyor. Fakat devletin sönümlenmesi temel stratejisi ile ilgili bir çalışması ve çözümlemesi olmadığı için, bocalamakta ve zaaflar göstermektedir. Bu açıdan yukarıdaki Marx’ın önerisini, bürokrasinin giderilmesi ve sonuçta devletin sönümlenmesi açısından, dikkatli ve yavaş yavaş organize edilmesi gereken temel bir adım olarak ele almalıyız.

Yukarıda dile getirdiğim devrim sonrası programda yer alan maddeler diğer bir anlatımla şu şekilde özetlenebilir:

1-Paris Komünün beş ilkesini içermektedir. Bunlar: seçme ve seçilme-geri çağrılma- ücret politikası-Halkın silahlı ordusu ve çoğulculuk.

2-Marx ve Engels’in devletin sönümlenmesi stratejisi ve bunun için de Marx’ın herkesin bir zaman için ‘bürokrat’ durumuna gelmesi ve bunun sonucu kimsenin ‘bürokrat’ olmamasına yönelik önlemlerin hemen benimsenmesi.” Önerisi yer almaktadır. Bu öneriyi Lenin de şu şekilde özetlemiştir:

“Gerçekten herkes devletin yönetimine katıldığında, kapitalizm artık tutunamaz.” (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, sf. 184, Lenin, Devlet ve Devrim kitabından, İnter Yayınları)

3- Lenin’in önerisi de şöyle: “ Önümüzdeki ilk görev, sosyalizmin ‘getirilmesi’ değildir, fakat sadece sosyal üretimin ve ürünlerin dağıtımının işçi vekilleri Sovyetleri tarafından denetlenmesine derhal geçiştir”. (NİSAN TEZLERİ VE EKİM DEVRİMİ, birinci baskı, Sol Yayınları Sf.13). Bunun geniş anlamı ekonomik olarak üretimi-dağıtımı-bölüşümü-istihdamı ve planlamayı İşçi Sovyetleri yani proletarya yönetecektir.

4- Küba’nın tüm engellere rağmen sosyalist toplumun ayakta durması için pratikte uyguladığı ve başarılı olduğu Sosyal Teknoloji alanında özellikle de sağlık alanındaki liderliği Marxizmin kuramına ve pratiğine bir katkıdır.

5- Ve benim önerilerimi içermektedir. Bunları yukarıdaki önerilerle kıyaslayacak değilim. Pratikte henüz yeterince denenmemiş(kendimin ve bazı arkadaşların denediği) bu adımları da şöyle sıralayabilirim: İçsel devrim-Sosyal terapi-kadınların yönetimi-kültürel birikim-içsel disiplin.*   

*Bu konuda geniş bilgiyi HOMO KOMÜNUS-III adlı kitapta bulabilirsiniz.

SONUÇ

Sonuç olarak burada ‘devlet mi yoksa toplumun mu güçlendirilmeli’ yönündeki soruya cevap vermeye çalışacağım. Bunlardan hangisinin daha doğru olduğu konusunu ele alarak bunun için Homo Komünus-IV adlı kitaptaki çalışmayı buraya aynen aktarıyorum.

 “TOPLUMU GÜÇLENDİRMEK NE ANLAMA GELİYOR?

Bu konuyu, anlaşılır olması için örnekler vererek açıklamam gerek. Bu örnekleme, devletin güçlendirilmesinin zorunluluğunu emperyalizmin varlığına bağlayan liderlere karşı verilmiştir: 

Örneğin Küba’nın bugünkü nüfusu 12. 000. 000 civarında. Diyelim ki ABD ile bir savaşa tutuşsa(ABD’nin nükleer bomba kullanmadığını varsayalım) bugünkü Küba devletin tüm güçlendirilmesine rağmen, onunla başa çıkması mevcut yapıyla mümkün değil. Her türlü silahların kullanıldığı bir savaşta, ABD ordusunun ve ona destek verecek olan diğer emperyalist ülkeleri fiziksel üstünlüğü tartışılmazdır ve denk olmayan bu topyekûn savaşta(ABD’nin bölgesel ve geçici bir işgal hareketinden bahsetmiyorum) yenilgi, en azından matematiksel olarak kaçınılmazdır. Bu açıdan, Küba devletinin güçlendirilmesinin, emperyalist güçlere karşı fazla bir anlamı ve faydası en azından teorik ve askeri olarak yoktur. Çünkü ABD’nin savaşa süreceği 5-10 milyon insanı ve üstün silah sanayi mevcut. Peki, toplumun güçlendirilmesiyle emperyalistlerin savaşına karşı güçlenmiş olabilir miyiz? Şimdi de ona bakalım.

ABD ile olan silahlı-sıcak savaşta, Küba, eğer toplumsal olarak güçlendirilmişse, her şeyden önce nicelik olarak denk bir güçten bahsedebilirim. Bugün ABD’nin ordusu personel dâhil 1.500.000 civarında. Savaş halinde, zorunlu askerlik olmadığı için göreve çağıracağı 60 milyon potansiyel insan mevcut. Fakat bu insanların tamamını savaşa süremeyeceği açık! Bunu şu nedenlerle yerine getiremeyecektir: 1. ABD için ve Küba’ya karşı savaşmayacak milyonlarca insan mevcut.2. Bu insanların çoğunluğu zaten askeri eğitim almamışlardır. 3. Küba gibi küçük bir ülkeye karşı milyonlarca insanı cepheye sürmek, hem ABD yönetimi için bir prestij kaybına, hem de ABD halkının savaş karşıtı eylemlerine neden olacaktır. 4. Silah üstünlüğünü temel alan askeri bir strateji izlediği için, fiziki olarak ordusunun sayısını fazlaca artırmaya gitmeyecektir.

Bu yönüyle Küba’ya baktığımızda ise durum şudur:

Marx-Engels ve Lenin’in, toplumun güçlendirilmesinden kastettikleri;

  1. Paris Komün deneylerinden çıkarttıkları ve sıkça dile getirdikleri konu, halkın silahlı örgütlenmesidir. Klasik kapitalist ordu sistemini örnek almamalıyız. Örneğin bugün Küba’nın sahada ki ordusu en fazla 50-100 bin arası. Bir savaş halinde bunu yedektekilerle birlikte 1.500.000 seviyesine çıkartmaktadır.  Fakat toplum güçlendirilmişse, nicelik açıdan bu silahlı güç, aslında toplumun faal nüfusunun çoğunluğunu kapsayacaktır. Örneğin bu, 12 milyon nüfuslu Küba için en az 7-8 milyon insan demektir. Ve bu insanlar, her yönden gelişmiş ve yetişmiş sosyalistlerdir aslında. Bunu da ikinci maddede açıklayalım.
  2. Toplumun güçlendirilmesiyle birlikte, insanlar kültürel birikim, duygusal zekâ, duyarlılık, paylaşım, dayanışma, kolektivizm, enternasyonal ruh, özel askeri eğitim, yönetme-sevk ve idare, fedakârlık vb. sayısız üstün niteliklere kavuşmuş olacaklardır. Daha açık bir ifadeyle Küba halkının ezici bir çoğunluğu biraz Fidel, biraz Che veya Raúl olacaklardır. Emperyalistler bir F. Castro ile baş edememişken, milyonlarca Fidel ile nasıl baş edecek dersiniz? Eğer Küba yönetimi, toplumu değil, devleti güçlendirmişse,

ABD karşısında istese de gücünü nicelik ve nitelik olarak geliştiremeyecektir.

Ayrıca toplumun güçlendirildiği bir sosyalist ülkede, savaşı kazanmak, teknik yani teknolojik donanım nedeniyle elbette ki her zaman mümkün olmayabilir. Toplumu örgütlemiş de olsanız, silah ve teknoloji üstünlüğü ile emperyalistler savaşı kazanabilir. En azından bu bir olasılık olarak dikkate alınmalıdır. Fakat esas gelişme, bundan sonra yani ABD’nin savaşı kazanma sonrası süreçte yaşanacaktır. İddia edebilirim ki nihai zafer, toplumun güçlendirilme stratejisi sonrası Küba halkının olacaktır. Ama devletin güçlendirilmesiyle, savaştaki yenilgi sonrası herhangi bir zafer elde edilemeyecektir. Şöyle ki: ABD Yönetimi eğer savaşı her iki durumda(Küba’da devletin veya toplumun güçlendirilmesinde de) da kazanmış ise, açıktır ki yüzbinlerce devrimciyi öldürmüş ve yine yüz binlercesini de etkisiz kılacak her türlü baskı araçlarını, işkence ve infazlar dâhil hayata geçirecektir. İşte Küba’yı bu kanlı terör ile yöneten ABD Yönetimi, geri kalan Küba halkını bir şekilde kazanmaya çalışacak ve onların kapitalizmin gönüllü köleleri olmaları için yoğun bir çaba harcayacaktır. Sonuçta son sözü silahlar değil insanlar söyleyecektir. Bu açıdan toplumun şimdiden güçlendirilmesi mi yoksa devletin güçlendirilmesi mi bu koşulda işe yarayacaktır? Açıktır ki toplumun güçlendirilmesiyle, eğitilmiş ve komünizmin vaz geçilmez değerlerinin tadına varmış yani bilinç ve kültürel seviyesini yükseltmiş, örgütlülüğün sosyal ve yeni biçimlerini geliştirmiş, askeri olarak tecrübeli milyonlarca insanla (yani milyonlarca Castro ile) emperyalistlerin baş etmesi yani onları kandırabilmesi neredeyse imkânsızdır. Eğer devleti güçlendiren bir strateji izlemişse Küba yönetimi, savaştaki yenilgi sonrası, toplumu güçlendirme adımlarında zayıf kaldığı için, emperyalist güçler, Küba halkını zor ve korku yoluyla etkileyecek ve de kapitalizmin güler yüzüyle onları kazanabilecektir. Ve ülkeyi kapitalistleştirecektir. Çünkü toplumun değil devletin güçlendirilmesi demek, ülkede küçük-burjuva da olsa kapitalist sınıfların var olduğu anlamına gelir. Eğer toplumu güçlendirme yolunu seçmişseniz, ülkede bu sınıflar kalkmış, baskı aracı olarak devlet sönmeye başlamış ve toplumda şimdiden tamamıyla ayrıntılayamadığımız yeni tipte içsel ve bilinçli-kültürlü güçlü bir organizasyon ortaya çıkmış olacaktır. Rusya’da da gördük ki, devlet olağanüstü güçlüydü ama toplum güçlendirilmediği için, işçi sınıfı dâhil kimse, ülkenin kapitalizme geri dönüşüne sesini çıkarmadı veya çıkaramadı. Elbette ki Küba ile Sovyet halkı kıyaslanamaz. Fakat toplumun güçlendirilmediği koşullarda, kısa ve orta vadede olmasa da uzun vadede Küba halkının geleceği karanlıktır. Bu nedenle toplumun güçlendirilmesi için, yukarıda sıraladığım uygun adımları atmak gerekmektedir”

Evet, devletin sönümlemesi ve toplumun güçlendirilmesi adımını bir de Çin toplumu açısından düşünelim. Sanırım emperyalistler, Çin karşısında panikleyecek ve on milyonlarca komünistle yani Marx-Engels-Lenin-Mao-Ho-Castro-Che vb. ile nasıl baş edeceklerini düşünmekten tımarhanelik olacaklardır. Sanırım bundan daha çarpıcı bir sonuç olamaz. En çarpıcı öngörü de şu olacaktır: devleti değil toplumu güçlendirerek yüz milyonlarca gelişmiş insanı(yani Mao, Marx, Engels, Lenin, Ho, Castro ve Che’si) olan Çin iddia ediyorum ki kapitalist toplumda yaşayan halkların da desteğiyle emperyalist sistemi sindirecek ve teslim alacaktır. 

Tüm sorun; toplumun güçlendirilmesi adımlarına yavaş fakat güçlü, küçük ama sağlam ve de açık bir bilinç ile başlayıp başlamakta düğümleniyor.

Çin ve tüm devrim yapmış ülkeler(Küba kısmen farklı olsa da), bana göre bugün için sosyalizmi sadece koşu bandında ileriye taşımaya çalışan kadrolar tarafından yönetiliyor.                                Bu açıdan proletarya ’ya geçmiş olsun! 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir