DEVRİMCİ VE MARXİST KULVARDAKİ AYDINLARIMIZ
Söze şöyle başlayabiliriz: ortada devrimci ve Marxist bir hareket mi var ki ondan etkilenen gelişmiş aydınlarımız olsun! Evet, maalesef bugün bunu söyleyemiyoruz. Fakat komünist ve devrimci mücadelenin geliştiği dönemlerde, ülkemizde Marxizm ve devrimci ivmeyle ile ilişkili üç aydın blokunun oluştuğunu görüyoruz. Bir kesim örgütlü, diğerleri örgütsüz olarak tarif edilebilir. Fakat üçüncü düzlem olarak ‘faili meçhul’ denen ama faili bilinen, suikastlarla öldürülen aydınlarımızı da burada sayabiliriz. Bunları kısaca analım:
- Örgütlü olanları, üç ayrı çizgide ele almak durumundayız: A- N. Hikmet, S. Ali, gibi aydınlarımızın, sanatçı kimlikleriyle ön plana çıktıklarını görüyoruz. B- Sadece aydın tanımı içine sığdıramayacağımız militan aydınlarımız da mevcut. Eğer Marxist aydın demek ‘çağına tanıklık eden ve ezilenlerden yana tavır almak’ demek ise Ş.H. Deymer, R. F. Baraner, H. Kıvılcımlı, M. Belli, M. A. Aybar, B. Boran gibi siyasi kişiler ilk akla gelenler olacaktır. Ama onlar bu tanımı aşarak, sınıf mücadelesine katılan ve dünyayı ezilenler adına değiştirmek isteyen, siyasi aydınlarımız olarak da bilmemiz gerekiyor. Bu aydınlarımızın tamamının Marxizmin ulusal ve uluslararası arenada yükseldiği döneme bağlı olarak etkin konumda olduklarını görüyoruz. C- ezilen ulus olarak Ermeni, Kürd ve diğer ulusların mücadelesine bağlı ortaya çıkan aydınlarımızın olduğuna da şahidiz. Çoğu devrimci kesimin dikkate almadığı ezilen ulus aydınlarını, temsil ettikleri uluslar, kendi kaderlerini ayrı bir devlet olarak belirlemedikleri sürece, bu ülkenin birer parçası olarak anmak durumundayız. Ermeni aydınlarımızın çoğunluğunu elbette ki soykırım öncesine tarihlendiriyoruz. Bunlar; Osmanlı devleti tarafından 1798’de işkence ile öldürülen, burjuva devrimi için çabalayan Regas, 1915 yılında idam edilen sosyalist Paramaz (Madteos SARKİSYAN) ve 19 arkadaşı olarak not edebiliriz. Ayrıca 2009 yılında devlet elemanlarının organize ettiği (mahkeme tutanaklarına bakabilirsiniz) suikastla öldürülen Hrant Dink’ de devrimci aydınımız olarak yerini almaktadır. Aynı şekilde Kürd aydınlarımızı da bakabiliriz. Burjuva demokratik devrim sürecini yaşamayan Kürd ulusu içerisinde ki aydınların, çok etkin ve yaygın olmadığını görüyoruz. Ne var ki uluslaşma çabasının, binlerce yıl öncesinde etnik çabalar olarak var olduğunu da şahit oluyoruz. Örneğin 1500’lü yıllarda Osmanlı devletinde yüksek mevkilerde görev yapmış Mevlana İdris-i Bitlisi, yine Şerefname’nin yazarı Şerefeddin el-Bitlisi gibi Kürd aydınlarını not edebiliriz. Yine 1923 Genç Cumhuriyetin ilanına kadar dönemde de yani Osmanlının son dönemlerinde de birçok Kürd aydının ortaya çıktığına şahidiz. Bunlar devrimci mücadele ve Marxizm ile ilişki içinde olmadıkları için burada onlara değinmiyoruz. Fakat Türk uluslaşma sürecinin tüm geri ve dengesiz ürünü olan cumhuriyetin ve de Sovyet devriminin varlığı nedeniyle, Türk kültüründen etkilenmiş(asimilasyona uğramış) de olsalar, birçok Kürd aydınının, devrimci ve sosyalist nitelikleriyle orta çıktığını görüyoruz: Y. Güney, A. Kaya, Y. Kemal, Musa Anter gibi.
- Örgütsüz olan aydınlarımızı ise: A. Nesin, R. Ilgaz, Y. Kemal(iki arada bir derede kalmış olduğu için bu düzlemde de yer verebiliriz), O. Kemal, K. Tahir, F. Baykurt, A. İlhan. T. Apaydın gibi birçok isim olarak sayabiliriz. Ama bugün Fikret Başkaya gibi Marxist aydınların, yeterli düzeyde olmadığını da not etmeliyiz.
- Faili meçhul (yani failler bilinen fakat söylenmesi yasaklanmış olduğu için bu şekilde ifade edilen) suikastlar ile öldürülen o kadar çok ilerici ve devrimci aydınımız var ki bunları buraya almam mümkün değil. Sadece dikkat çekici olanlarından bahsedip ilerleyeceğiz. Bunlardan en ilginç olanları Cumhuriyet savcıları ve devlet memuru olanlardır. Savcı Doğan Öz, Kont gerilla adı verilen yasa dışı örgütlenmeyle ilgili soruşturma başlattığı için devletin sivil silahlı gücü olan ülkücü hareketin bir üyesi tarafından öldürülmüştü. Yine Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, MHP ve Ülkücülere yardım etmeyip tarafsız davrandığı için, Diyarbakır Emniyet Müdürü A. G. Okkan gericilere ve ırkçılara karşı dik durduğu ve mücadele ettiği için öldürülmüşlerdi. Ayrıca suikasta uğrayıp ölmeyen M. Belli, A. Birdal gibi sosyalist aydınlarımızın da olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Özetle ülkemizde tutarlı, ilerici, devrimci ve Marxist aydınlar çıkmıştır. Bunlar örgütlü veya örgütsüz de olsalar demokrasi mücadelesinin meşalesi gibi çevrelerini ışıtmışlardır. Güçlü bir proletarya hareketi olmadığı için de etkileri hep sınırlı kalmıştır. Demokrasi mücadelesini ve de devrimci hareketin gelişmesini engelleyen ulusal ve uluslararası faktörleri sıralayarak aynı zamanda bugünkü zor ve gericilik dönemini aşmanın yollarını da bulmak durumundayız. Artık eskinin güçlü komünist hareketleri ve ülkeleri yok, artık dünyada gelişen değil dağılan ve toparlanamayan bir komünist hareket mevcut.
Şüphesiz komünist hareketin gelişmesinin önünde ulusal ve uluslararası düzeyde oldukça kabarık sayıda engeller mevcut. Bunlar içerisinde belirleyici olanları iki kategori içerisinde toplayabiliriz.
Birincisi; bir elbise değil bir deri gibi vücudumuzun bir parçası haline gelmiş ve BELİRLEYİCİ olan arkaik çalışma tarzını içeren içsel süreçtir. Bunun için yüzlerce örnek verilebilir. Burada çarpıcı olan bir kaçına değinerek ilerleyelim!
Geçmişte devrimci dalganın yükseldiği dönemde sol içi şiddet baş sırayı alıyordu. Bunlar, fiziki saldırı, öldürme, işkence etme, baskı kurma vb. biçimlerde hayata geçirilmiştir. Yenilgi döneminde ise: dedikodu, komplo kurma, devrim sorunlarıyla ilgilenmeme, Marxist çalışmaları küçük görme, sınıfı inkâr, popülizm, birlikten kaçma, grupçuluk, bireycilik, okuyup tartışmama gibi sayısız sınıfsal ve kültürel yol ve yöntemler bulunmaktadır. Bu tarz, sınıfsal olarak geri köylü davranışın bir temsilcisi olan Stalin’den bizlere miras kalmıştır. Marx ve Lenin: ‘yoldaşlarımız eğer ajan ise, onlara işkence edilmeli, kurşuna dizilmeli ve içeri atılıp itibarsızlaştırılmalı’ diyerek nerede ve ne zaman konuştular da bizim haberimiz olmadı. Nerede ve ne zaman ‘komünistler tartışmamalı, polemik yapıp insanlar incitilmemeli, grupçuluk yapıp bununla idare edilmeli ve de grup liderlerinin davranış ve düşünceleri, kim tarafından eleştirilirse onlar derhal susturulmalıdır’ diye eğitim verdiler de biz bunu duymadık.
Marx şunu söylemiştir: “komünistler proletaryanın dışında ayrı bir güç değillerdir” Yani yukarıdaki pislikleri yaratan neden, devrimcilerin ve grupların proletaryanın dışında bir güç olmaya çalışmalarından kaynaklıdır. Dolayısıyla Proletarya hareketiyle her düzeyde doğru bir ilişki(sadece ekonomik-sendikal değil, esas olarak siyasi ilişki) kurulması halinde yukarıdaki feodal çalışma tarzı ve alışkanlıkları yok olacaktır.
İkinci ve önemli fakat BELİRLEYİCİ OLMAYAN engeller ise dışsaldır. Bunları da şöyle sıralayabiliriz:
Birincisi; derin devlet adı verilen siyasi yapının yarattığı terör ve baskılar, ileri çıkan devrimcilerin, aydınların ve muhalif Kürdlerin öldürülmesi veya yok edilip kaybedilmesi sonucu Marxist gelişimin üzerinde ciddi bir sindirme ve pasifikasyon yaratmıştır.
İkincisi de Uluslar arası alanda komünizmin siyasi olarak ağır yenilgiyi tatmış ve ciddi hatalara imza atmış olması sayılabilir. Sovyetlerin yıkılması, Kamboçya devriminin faşist yol ve yöntemleri, K. Kore’deki otokratik sistem, Çin’in kapitalist süreçte yol alması ve bu konuda ki belirsizliği, Küba’nın tüm olumluluğuna rağmen sallantı da olması vb. gibi.
Böylece; geçmişte 1970-80 arasında ki olumsuz koşullardan gelen ülkemizdeki devrimci grupların, neden bir avuç kaldığını ve de Marxist aydınların( ki bu listenin içinde grup liderleri de bulunmaktadır) neden yeterince yetişmediğini de yukarıdaki nedenler ışığında çözmüş bulunuyoruz.
Bu dışsal etkileri etkisiz hale getirmenin yolu da içsel sürecimizi kontrol etmekten geçmektedir. Bunu başarmak için de kitlelerin tüm hareketlerinin içinde olup, onları siyasileştirebilecek Marxist bir bilince, her şeyimizle örnek bir kişiliğe ve doğru taktikleri koşullara göre yani somut şartların somut durumuna göre belirleyebilen siyasi koku alma yetisine sahip komünist adaylar olmamız yeterli olacaktır.